ATGB’nin Dijital Sempozyumu: “Avrupa’daki ilerici gazeteciler birleşmeli”

Türkiye’deki gerici siyasetin Avrupa’daki Türkçe medyayı da şekillendirdiğine işaret eden medya çalışanları Avrupa’daki ilerici gazetecilere bir yayın etrafında birleşme çağrısında bulundular.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) “Dünden Bugüne Avrupa’daki Türkçe Medya  I. Dijital Sempozyumu”nun dördüncü bölümünde gerçekleşen diijital buluşmada, ana akım medyanın karşısında alternatif medya aracılığı ile gerçeklerin sorgulanabildiği kaydedilirken, toplantıda ilerici, eşitlikçi ve özgürlükçü gazetecilerin güçlerini birleştirme çağrısı yapıldı. 

“Teknoloji , yapısal değişim ve Türkçe medyanın geleceği? Yeni medya modelleri” ana başlığı ile ATGB‘nin Facebook sayfasında ve Zoom üzerinden canlı yayınlanan toplantıda, sosyal medyadaki videolu habercilik/yayıncılık ne durumda, internet gazeteciliği, bloglar ve sosyal medyanın Türkçe medyaya etkisi ile Almanya’daki Türkçe medyanın İstanbul eksenli yayıncılıktan kopuşu, Avrupa merkezli yayıncılığa yönelişi gibi konular ele alındı.

ATGB İrlanda Temsilcisi, gazeteci-yazar Çağdaş Gökbel’in moderasyonunu üstlendiği toplantıda, konuşmacılar Türkiye’de 80 darbesi ve ardından 2002 ile devam eden medyadaki dönüşümü karşılayan ilerici bir filtrenin oluştuurlamadığı, Avrupa’daki solun da bu konuda başarısız olduğunu vurguladılar. Öte yandan geçmişte Türkçe ve Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri konularına geniş yer verildiğini ancak günümüzde yeterince işlenmediğine de dikkat çeken konuşmacılar Avrupa’daki Türkçe medyanın siyasi araç olarak kullanılmasına karşı gerçeği yazan ve sorgulatan gazetecileirn kıtada daha da güçlü bir şekilde örgütlenmesi gerektiği kaydedildi.

Gazeteci-Yazar/ATGB Kurucu Üyesi Osman Çutsay, Karantina TV / ATGB Türkiye Temsilcisi ve Kurucu Üyesi Recai Aksu ve Odak Dergisi’nden serbest gazeteci Seda Şanlıer’in katıldığı  toplantıda Avrupa’da Türkçe medyada görev yapan gazetecilerin yaşadıkları ülkelerin dillerini  iyi konuşmaları ve gündemini ise iyi takip etmeleri gerektiği de vurgulandı.

“AVRUPA’DA DA CENNETTE YAŞAMIYORUZ”

Toplantıda öne çıkan başlıklar özetle şöyle:

Çağdaş Gökbel:

80 darbesi medyayı değiştirdi. Medya holding sahiplerinin, patronların eline geçti. Dolayısıyla haberler ve içerikler dönüştü. Bu dönüşüm 2002 yılında AKP ile devam etti. Teknik ilerleme ile gerçek ötesi bir çağa geçiş yaptık. Sosyal medya ile daha da demokratikleşeceğimiz söylenirken kitle kültürünün yayıldığına şahit oluyoruz. Ana karadaki çöküş, siyasi, iktidar, kültürel çöküş Avrupa’daki Türkçe konuşanları olumsuz etkiliyor. 

Öte yandan Avrupa’da hayali bir cennette yaşandığı sanılıyor. Türkiye’de basın özgürlüğü tartışılırken kendimi İrlanda’da da sınırsız özgürlüklere sahip bir gazeteci olarak hissetmiyorum. İrlanda’da merkez medyaya salgın boyunca mültecilerin trajedilerini ilettim. Ardından sosyal medyada linç edildim.  Diğer taraftan Türkiye’de, Avrupa’dan  gerçeği yazan gazetecilere de direkt terörist etiketi yapıştırılıyor. Elinde ciddi sermaye olan güç odaklarının sosyal medyaya girmesiyle yeniden eşitsizlik ortaya çıkıyor. Sonuçta o vasat içerikler sosyal medyaya taşınmış oluyor.

Bununla birlikte Can Dündar’ın 15 Temmuz belgeselinde ise hiçbir şey yoktu. Bu konuda onlarca benzer video vardı zaten, oradan alıp izleyebilirdik. Sosyal medya alanını verimli kullanmak çok önemli.

“AVRUPA’DA İLERİCİ BİR MEDYA FİLTRESİNE İHTİYAÇ VAR”

Osman Çutsay

Avrupa’da 80’den sonra Türk gazeteciliği sıçrama yaşadı. 90’ların sonunda günde en büyük gazete 100-120 bin gazete satabiliyordu. Türkiye’de son dönemde iki faşist darbe gördük. 1980 ve 2002. Dolayısıyla bu rejim dönüşümlerini, gerici yönsemeyi Avrupa’da da Türk medyası üzerinden gördük. Aslında artık daha da ilerleyen her gün yinelenen bir darbeler dönemi yaşıyoruz. 

Türk medyasının ilerici bir filtreye ihtiyacı var. Gerici yönsemeyi Avrupa çapında göğüsleyen bir filtre. Türkiye’de ilerici bir filtre işlevi zaten yoktu. Gerici dalgayı Avrupa’da da sürdürmek istiyorlar. Avrupa’daki sol ise bunun altında kaldı. 80’li yıllarda buraya geken Türkiye solu birer ceset halinde döndü Avrupa’dan. 

Avrasya haritasına baktığımızda Almanca kültür sahasında yaklaşık 100 milyon, Rusya  kültür sahasında 150 milyon ve 100 milyonluk Türkiye Türkçesinin egemen olduğu bir alan var. Yani iki büyük kültür alanın ortasında Türk kültürü var. Avrupa’da ise 5-6 milyonluk Türkçe kullanan insan kitlesi yaşıyor. Teknolojik atılım insanları birbirine çok yaklaştırdı. İlerici gazetecilik hareketi neden ilerici gazetecilik oynayan gerici gazetecilerin gerisine düştü? Oysa gazetecilik bir direnç alanı oluşturmaktır. 

Türkiye’de olup bitene Türkçe ve yerel diller üzerinden müdahale ederek bir şeyler yapmalıyız. Filtre yaratmaktan korkmayalım. Jakobence davranmamız lazım.

“HÂLÂ ‘GURBETÇİ’ DİYE BAŞLIK ATMAK GERİCİLİKTİR”

Haber üretmek zorundayız, görüş üretmek değil. ‘Gurbetçi’ kavramının gerici bir kavram olduğunu hâlâ anlamadı insanlar. Devletin ajansının başlıkları bile ‘gurbetçi’ sözcüğü ile dolu. Buradaki insanımız gurbetçi değil, yerleşik. Ne demiştik? Üç büyük kültür alanının ortasında Türkçe üzerinde yükselen bir kültür var. Üç de aydın hareketi var: Alman, Rus ve Türk. Buna uygun hareket geçmemiz gerekiyor. Görüş değil haber ve analizler üreterek.

Zaman çok kötüleşecek. Avrupa gerici bir döneme giriyor. Bütün kazanımlar ortadan kalkıyor. Almanya’da faşist hareket daha ağır bir varlık gösterecek. Fransa’ya, İngiltere’ye bakın. Yapacak çok işimiz var. 

“HABER, İÇERİK ÜRETMEK ZORUNDAYIZ, GÖRÜŞ DEĞİL”

Türk, Rus ve Alman olmak üzere bu üç kültür alanını iyi değerlendirmek gerek. 90’ların sonundan bu yana Türkçenin felaketine tanık olduk üstelik. Önemli olan içerik üretmek, neye katkıda bulunuyorsunuz? Almanya jeoekonomik bir güç. Türkiye Almanya’nın alt ekonomisidir. Alman demokrasisinden farklı Türk demokrasisi olduğunu mu sanıyorsunuz? Buraya gelenleri görüyoruz. Tekrar edeyim: 80’deki faşist darbeden buraya kaçan devrimciler sonunda birer ceset olarak “memleketlerine” döndüler. 

“ALMANYA 80 DARBESİNDEN BİRİNCİ DERECEDEN SORUMLUDUR”

Alman demokrasisi 1980 darbesinden birinci derecede sorumludur. 24 Ocak kararlarını birebir destekledi. 2002’de ise destek verenler Alman sosyal demokratları ve Yeşiller’di. Bunlardan özgürlükçü medya mı bekleyelim? Can Dündar’ın son yaptığını gördünüz. 15 Temmuz belgeseli ile adeta herkesten özür diliyor. Türkçe üzerinde zıplanan ilerici bir irade gerekiyor, Avrupa’ya hegemonlarına karşı kurulmuş bir iradeye ihtiyaç var. 

Diğer taraftan gerçeği veren bir gazeteci iseniz, derin Almancayı üretenlerle ilişkiye geçeceksiniz. Bir araya gelmek lazım. ATGB gibi oluşumlar bu nedenle çok önemli. Herkes birbirine Türklük ve demokratlık şampiyonluğu veya propagandası yapmasın. Avrupa’da Türk medyası yok, ama tek tek işler var. Saha batmış durumda. Sözcü de satmıyor. Haber üretemiyorlar çünkü. 

“CUMHURİYET TÜRKÇESİNİ YOK ETMEK İSTİYORLAR”

Cumhuriyet Türkçesini yok etmek istiyorlar. 1923 projesi Ekim devriminin rüzgarı ile kurulmuştur. Bu dilin, anadilimizin içinde özgürleştirici alanlar var. Generallerin ilk işlerinden biri TDK’yı değiştirmek oldu zaten. Laikliğe yakışır bir habercilik yapmak zorundayız. Teknoloji her zaman yeni alanlar açar. Artık duvar gazetesi yapmıyoruz. Yeni alanlar üretmek, eşitlik ve özgürlüğü işlemek gerekir. 

“BURASI NEVŞİN MENGÜ’NÜN BAHÇESİ DEĞİL”

Burası Nevşin Mengü’lerin bahçesi değil, bizim onlardan öğreneceğimiz bir şey yok. Uğur Mumcu’nun gerçek oğulları Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’dır.  

Kim finanse ediyor? Örneğin demokrasiyi? Sadece paradan söz etmiyorum. 

Çektiğimiz acılarla Nevşin Mengü’yü, Can Dündar’ı ve kanal kanal dolaşan “muhalifleri”, ne yazık ki bizler finanse ediyoruz. 

Özetin özeti: Bizim alanımız Avrupa ve burada acımasız bir gerçek var. 

“TÜRK MEDYASI AVRUPA CAHİLDİR”

Türk medyası Avrupa cahilidir. Bazı gazetecilerin  İngilizceleri, Fransızcaları, Almancaları ne derece yeterli? Merkez medyada bizim sırtımızdan şişirilip başa oturtulanlara itiraz emeliyiz. 

Yeni alanlar kurmak zorundayız. Şansı yaver gidenlerin şansları daha iyi gitsin diye paspas olmayacağız. “Kriz partileri” üretilecek. Krizden geçiyoruz, ama krizin haberi yok medyada. Dünyadan haberleri yok Avrupa’daki Türk gazetecilerin.

İlerici, eşitlikçi cumhuriyet Türkçesi ile neden iş yapmayalım? Dünya istemiyordu, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduk, dünya istemiyor bu sefer de birleşerek Türkçe medyayı kurarız.  

Alman aydını bizleri istemedi, Türkiye’yi ve Türkçeyi neden orta malı yapalım?

“AVRUPA’DAKİ TÜRKÇE MEDYAYA YATIRIM YAPILMADI”

Recai Aksu:

70’li yılların başında gazeteler uçakla geliyordu Almanya’ya ve tren garlarında satılıyordu. Milliyet 72’de geldi. Başlarda teknik nedenlerle gazeteler bir gün sonra yayınlanıyordu. Türkiye-AB ilişkileri, Türkçe dersleri önemliydi o yıllarda. Türkçe-Almanca yayınlar oluyordu. Uzun yıllar Türkçe medyaya yatırım yapılmadı. Daha sonra gazeteler yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Milliyet’i kapattılar. Deniz Feneri’ni yazan gazeteydik diyet ödedik, kapattılar. 

“ANADİLE ÖNEM VERMEZSENİZ RUHUNUZU KAYBEDERSİNİZ”

2007’de Türkçe dersleri için yazı dizileri vardı. Onu ilk yapanlardan biri de bendim. Anadile önem vermezseniz, Türkçeye önem vermezseniz ruhunuzu, gazetenizi, sesinizi de kaybedersiniz. Anadile sahip çıkmaktan geçiyor Türkçe medyanın varlığı, senin varlığın.

Diğer taraftan  Avrupa’daki Türkçe medya, gıdasını elbette hâl Türkiye’den alıyor. Ancak artık eskisi gibi değil. Sembolik olarak bayilerde duruyor. Artık ulusal gazeteler okunmuyor.

Türkiye medyası Berat Albayrak istifasını veremedi. Bu mu gazetecilik? Gazeteciler için Türkiye’de sosyal medya kılavuzları çıkardılar. AA, Demirören, Ciner çıkardı örneğin yayınların taraflı olabilmesi için. 

“AVRUPA’YA YÖNELİK TÜRKÇE, ALMANCA, İNGİLİZCE YAYINLAR YAPILMALI”

Gazetecilik sorgulanmalı. Avrupa’ya yönelik Türkçe ve Almanca ya da İngilizce yayın yapılmasını isteyenlerdenim. Avrupa’daki gençlerimizin de siyasi alanda varlık göstermesinden de yanayım. Gazetecilik karşındakini konuşturabilmektir. Unutulmaz Uğur Mumcu, HDF’nin onur üyesiydi. Gazetecinin haber ve bilgi kaynaklarına en hızlı ulaşan ve okura iletebilmesi gerekir. Gazeteciler sır saklayan, kaynağını gizlemesini bilen, güç odaklarına karşı durmayı bilen , duruşu olanlar gazetecidir. Sosyal medya gazeteciliği başka bir dünya. 

“GAZETECİLER DAHA ÇOK YOUTUBE ALANINI SEÇİYOR”

Gazeteciler daha çok YouTube alanını kullanıyor. 

Sen AİHM kararlarını uygulamıyorsun, Anayasa kararını uygulamıyorsun diyor . Nerede Kopenhag kriterleri? İşte alternatif medya yani sosyal medya bu soruları açık ve net yöneltebiliyor. Her mecra için geçerli olamasa da bu böyle. Demokratik, laik Türkiye için ırkçı olmayan, şeriatçı olmayan, farklı etnik kökenden insanların bu mecraları iyi kullanması gerekir. Türkiye’de bir diktatörlük var. Tek adam sistemine karşı demokrasi güçlerinin birleşmesi gerekiyor. İstanbul seçimlerinin sonucu moral veriyor. Gerçeği yazan gazetecilerin  örgütlenmesi, çoğalması gerekiyor. 

“MEDYA İLE TOPLUM DİZAYN EDİLİYOR”

Seda Şanlıer:

Medya siyasal bir araç olarak kullanılıyor. Bu da Avrupa’da hem dili hem kültürü hem de uyumu etkiliyor. Medya iktidarlar tarafından kullanılan eski bir araç elbette. 80 öncesinde de böyleydi, şimdi de böyle. Medya ile toplumu dizayn etmeye çalışıyorlar. 

Darbeden önce kardeş kardeşi vuruyor darbe olunca ise olması gereken bir şeymiş gibi başlıklar vardı. AKP sadece bunun sonucu. Hürriyet’in nasıl el altından iktidara geçtiğini gördük. Aydın Doğan ortalıkta yok. Şimdi Pelikancılar, Sabahçılar var. AKP’nin onayından geçmeyen haberler ne yazık ki servis edilemiyor. Ekonomi bakanının istifası AKP’nin onayıyla verildi. İstanbul seçimlerine bakalım. Sonuçlar açıklanmadı. Aday kendisi açıklamak zorunda kaldı. 

“ALTERNATİF MEDYA ÖNEMLİ BİR ALAN”

Bu nedenle alternatif medyayı önemli buluyorum. AKP’ye karşı önemli alan. Sosyal medya üzerinden istediğiniz köşe yazarına gazeteciye ulaşabiliyorsunuz. İsveç’te yaşayan bir korona hastasını AKP alet etmek istedi. AHaber uçağın resimlerini yayınladı. AKP Türkiye’si yardım ediyor mesajı verilmek istendi. Çok inandırıcı bir haber değildi tabii. Eleştirdim, haber yaptım. AKP şov yaptı dedim ve AKP medyası çok kızdı. Boy boy resmimi yayınladılar. Neden? Çünkü doğruyu yazdım, gazetecilik yaptım. Beyin göçüne ise sebep, açılan davalar. Alternatif medya alanlarını çok önemli görüyorum ve geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. 

“İLERİCİ GAZETECİLER BİR ARAYA GELMELİ”

İlerici güçler arasında dayanışmayı güçlendirmek lazım. Bugün burada farklı ülkelerden olmamıza rağmen konuşabiliyoruz. Israrla mevcut alanların mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor. AKP’nin elindeki ana akım medyada katledilen kadınları, yoksulluğu, yoksulluk ölümlerini göremiyoruz. Onun yerine gerçeği yansıtmayan haberleri görüyoruz. Can Dündar’a uygulanan hukuksuzluk hepimize uygulanıyor. Artık bunlar bizim için onur madalyalarına dönüştü. 

“AVRUPA’DA İKİ DİLLİ HABER YAPMAK GEREK”

Avrupa’da Türkçe üzerinden haber yapılmasının kısıtlayıcı olacağını düşünüyorum. İki dilli haber yapmayı önemli buluyorum. Kendimizi sadece Türkçe ile kısıtlarsak önceki kuşaklara hizmet edebiliriz. Türkiye eksenli haberciliğin iki dilli yapılmasını önemsiyorum. Burada yaşıyoruz, ama Türkiye’de yaşananlara sırt çeviremeyiz. 

atgb – Frankfurt

FOTO: Unsplash

“Valizler Dolusu Umut”: Ali Çarman 60 yıllık göç hikâyesine ışık tutuyor

Gazeteci Ali Çarman, Almanyalı Türklerin 60 yıllık göç hikâyesine ışık tutan “Valizler Dolusu Umut” adlı belge niteliğindeki kitabı okurlar buluştu.

Uzun yıllardan bu yana Türkiye kökenlilerin Avrupa’ya göçü üzerine araştırmalar yapan gazeteci Ali Çarman’ın, Türk işgücü göçünün 60’ıncı yılına girerken “Valizler Dolusu Umut“ adlı belge niteliğindeki kitabı Doruk Yayınları arasında yer aldı. Mesleğe başladığı ilk günden bu yana göç hikâyesinin parçalarını oluşturan resimler, mektuplar, resmi evrak gibi her türlü belgeyi titizlikle toplayan, Almanya’ya ilk gelenlerle söyleşiler yapan gazeteci Ali Çarman, çalışmalarını Evrensel, Yeni Hayat, Merhaba, Yeni Posta, +49, Halkweb gibi  gazetelerde okuyucularıyla paylaştı, Almanya’nın birçok şehrinde sergiler açtı. 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) üyesi de olan Ali Çarman’ın “Valizler Dolu Umut“  adlı kitabı hakkında yayınevinin notunda şu bilgiler yer alıyor:

“Yaşadığımız her şeyin ilk kez bizim başımıza geldiğini sanmak gibi bir alışkanlığımız vardır. Eğer geçmişe dair birazcık bir şeyler kulağımıza çalınmışsa, bu kez de, her şey eskisi gibi, hiçbir şey değişmiyor diye düşünmeye eğilimli oluruz. Oysa ne hayat bizimle başlamıştır, ne de her şey tekrarlanarak gitmektedir. Bunu anlamamız için geçip gitmiş olanların gözümüze, aklımıza, deneyimimize sokulması gerekir. O zaman kendi yaşadıklarımızla eskiden yaşanmış olanlar arasındaki benzerlikler ve farklar görünür ve yeryüzündeki varlığımızın yeri daha iyi anlaşılır.
Ali Çarman’ın çalışmaları, Türkiyeli emekçilerin Almanya serüveninin en eski kökleriyle en yeni dalları arasındaki sürekliliği gösteriyor. Bu aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik ve politik tarihinin de işçiler açısından bir özeti gibidir.”

Kitapyurdu, D&R gibi birçok internet kitapevinde satışa sunulan “Türkiyeli İşçilerin Almanya’ya Gelişinin 60. Yılında – Valizler Dolusu Umut”un satışına önümüzdeki haftalarda Almanya’da da başlanacak.

atgb – Stuttgart

RTÜK’ün tarihi ayıbı: Gerçekleri ekran karartarak da gizleyemezsiniz

Avrupa’da görev yapan Türkiye kökenli gazeteciler olarak ülkemizde muhalif seslere yönelik saldırı ve baskıyı kınayan bu kaçıncı basın açıklamamız, bilemiyoruz. 

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nda (RTÜK) alınan kararla Halk TV ve TELE 1’e verilen 5 gün yayın durdurma cezası, Türkiye’deki belki de özgür medyaya artık daha fazla tahammül edilemeyeceğinin bir göstergesi.

Anlaşılan iktidar inisiyatifin muhalefete geçtiğini görüyor ve medyadaki özgür seslerin etkisinin büyüdüğünün de farkında. Yandaş ekranlar baştan sona alay konusudur. Etkisizdir.

Muhalif seslerin etkisi engellenmeye çalışılıyor.

RTÜK’ün ekran karartma cezası şimdiden tarihe benzersiz karalıkta bir sayfa olarak geçti. 

Gerçekleri aktaran basına sansür ve cezalar, ne yazık ki, alıştığımız türden baskılardı, ancak bu son ekran karartma cezası ile RTÜK bir ilke imza atarak Türkiye’de artık basın özgürlüğünün kalmadığını, tamamen kazındığını tüm dünyaya ilan etmiştir.

RTÜK’ün basın-yayın tarihi açısından utanç verici kararı, Türkiye hakkında bir açıklama yapan Sol Parti lideri Katja Kipping’in sözlerini teyit eder nitelikte:

‘Türkiye sadece korona nedeniyle değil, aynı zamanda insan hakları ve demokrasi açısından da bir risk bölgesi. Alman hükümeti buna karşı belirleyici bir tavır almalı. Dışişleri Bakanı Maas’ın perşembe günü Türkiye delegasyonuyla bir araya geldiğinde politik bir dik duruş sergilemesini ve açık bir şekilde şu mesajı vermesini diliyorum: Önce demokrasi! Türkiye demokrasi ve insan hakları için bir kara delik. Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi muhalefete karşı bir iç savaş yürütüyor.’

Türkiye’deki basına, hak ve özgürlüklere, demokrasiye saldırılar sona erdiği gün, bizler de dünyadaki meslektaşlarımızla göz hizasında görevimizi yapma onurunu yaşayabileceğiz.

Bu inançla, RTÜK’ün elini vatandaşın haber alma özgürlüğünden derhal çekmesini ve kararını geri almasını talep ediyoruz.”

ATGB Yönetim Kurulu

Erdoğan’a hakaret davası: “Memet Kılıç’a beraat istiyoruz”

BASIN AÇIKLAMASI

“Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılananların sayısı uzun süredir binlerle ifade ediliyor.
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Örgütü’nün 2018 verilerine göre bu yönde 53 gazeteci hakkında mahkûmiyet kararı verildi.
Avrupa Birliği ve Venedik Komisyonu raporlarının “yürürlükten kaldırın” tavsiyelerine rağmen söz konusu maddenin kaldırılmadığını söyleyen RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, “Bu madde Türkiye’de otoriterliğin sembollerinden birisi” görüşünde.

“ÇOK DOĞRU! ADALETİN OLMADIĞI YER OKSİJENSİZDİR”
Buna karşılık, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan partisinin 19’uncu dönem Siyaset Akademisi’nin açılış töreninde rahatlıkla “Adaletin olmadığı yer oksijensiz dünya gibidir” diye konuşabiliyor.
Türkiye’de siyasetçiler de “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması nedeniyle yargılanıyor. Ana muhalefet lideri Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuyla ilgili hakkında en çok dava açılan siyasetçi olurken, halen tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın hakkında da kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle açtığı dava bulunuyor.

HAKKINDA DAVA AÇILAN İLK ALMAN SİYASETÇİ
Cumhurbaşkanına hakaret söz konusu olduğunda Türkiye’de hukuktan uzak kararlar verilmeye devam ediyor. “Cumhurbaşkanına hakaret” davalarından artık Alman siyasetçiler de payına düşeni alıyor. Hakkında “Cumhurbaşkanına hakaretten” dava açılan Memet Kılıç, bu “unvanla” tarihe geçen ilk Alman siyasetçi.
Alman Meclisi eski milletvekili Memet Kılıç’ı hedefe oturtan siyasi dava, AKP iktidarının yurtdışındaki muhalifleri de susturmak için elinde tuttuğu bir koz olarak karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda Almanya’daki Türkiye kökenli politikacılara bu eşi benzeri olmayan dava ile gözdağı verilmek isteniyor.

TÜRKİYE’NİN İMAJINA BİR AĞIR DARBE DAHA
Alman hükümetinin de Memet Kılıç’a destek vermek üzere devreye girdiği bu utanç davası Türkiye’nin imajına bir kez daha ağır bir darbe vuruyor.
Bu basın açıklaması ile Alman siyasetçi Memet Kılıç hakkındaki “Cumhurbaşkanına hakaret davasından” dolayı duyduğumuz utancı kamuoyuna duyuruyoruz.
“Cumhurbaşkanına hakaret” diye ayrı bir suç tanımının kaldırılmasını talep ediyoruz.
Hukuk devletinin, demokrasinin gereği olarak Birlik’90/Yeşiller partili siyasetçi Memet Kılıç hakkındaki davanın mayıs ayındaki duruşmasından “beraat” bekliyoruz.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu

EK BİLGİ:
Türkiye ve Almanya barolarına bağlı avukat olarak Federal Almanya’da çalışmalarını sür-düren, Baden-Württemberg Eyaleti Göç ve Uyum Çalışma Grubu Sözcüsü Memet Kılıç hakkında ABC gazetesinin internet sitesinde 12 Temmuz 2017 tarihinde “Erdoğan’a Soykırım suçlaması: Muz cumhuriyeti muamelesi” başlıklı bir röportajından dolayı dava açılmıştı. Hakkındaki yakalama kararının kaldırılmadığı ve Kılıç’ın istinabe yoluyla dinlenmesi talebinin reddine karar verilen son celsede, davanın görülmesi 18 Mayıs 2020’ye ertelendi.

Bir gazeteciyi, Mehmet Aktan’ı, Mehmet Abi’yi kaybettik…


Mehmet Abi, ışıklar içinde uyu…

Biraz önce acı bir haber aldım…
Dondum kaldım…
Gerçek bir gazeteciyi, Mehmet Aktan’ı, Mehmet Abi’yi, kaybettiğimizi öğrendim…
Yıllarca “Milliyet yazdıysa doğrudur” denilen zamanda, eski Milliyet’te birlikte çalıştığım arkadaşım, yüzlerce habere birlikte imza attığım gazeteci yoldaşım Mehmet Aktan, Mehmet Abi”yi, ‘Gazeteci‘yi 72 yaşında kaybettik…
Ortak tanıdığımız arkadaşımız beni aradı, acı haberi verdi…
Ona en yakın benim olduğumu düşündüğü için, en yakın ben olduğum için bana haber vermeyi kendisinin zorunlu olduğunu hissetmiş…
Mehmet Aktan’ın Almanya’nın Köln kentinde Sosyal Hizmetler Kurumu’nun, Bakım Evi’nde kalıyordu.


Mehmet Aktan Alzheimer hastasıydı…
Onunla ilgilenen bir sosyal danışman temin etmiştik, onun adına yasal olarak tüm yetkiye sahip olan bir sosyal danışman…
Mehmet Abi 05.02.2020 ‘de hayatını kaybetmiş…
Ortak arkadaşımız bana haber vermese, Mehmet Abi’nin hayata veda ettiğinden haberimiz olmayacaktı…
Mehmet Abi şu anda bir hastanenin morgunda, otopsi yapılacakmış.
Köln Emniyeti soruşturma başlatmış…
Kaldığı Bakım Evi’nde bakım esnasında birşeyler yaşanmış, emniyete haber vermişler, o nedenle emniyet soruşturma başlatmış.
Mehmet Abi yalnızdı…
Çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu göçmenlerin sorunlarını kamuya taşıyan yüzlerce habere imza atan; Türkiyelilerin kimi zaman dert ortağı, kimi zaman rehberi, kimi zaman avukatı olan ; eğitim, ırkçılıkla mücadele, işsizlik, vize, çifte vatandaşlık ve eşit haklar için Cumhurbaşkanlarıyla, başbakanlarla, bakanlarla biraraya gelip, yaptığı haberlerle sorunları kamuoyuna taşıyan, yıllarca birlikte koşturduğum Mehmet Aktan’ın yıllar önce tanıdığım Çanakkale’de bir ablası ve engelli bir yeğeni vardı…
Mehmet Abi yalnızdı…

Mehmet Abi, seninle haber peşinde koşarken birlikte yaptığımız kavgaları özleyeceğim…..
Seninle birlikte yaptığımız ‘Sıla Yolu’ yazı dizileri için çıktığımız yollarda yaşadıklarımızı özleyeceğim…..
Hatırlıyor musun, haber peşinde koşarken münakaşa ederdik, sonunda bana ‘Reco, sen bana kızabilirsin, sana bir şey demem’ derdin…
Senin topluma verdiğin emekler unutulmaz…
Sen gerçek gazeteciydin…
Son görüşmemizde kendini o kadar zorlamıştın ki, gözlerinden bir damla yaş gelmişti…
Beni unutmamıştın…
Beni o halinle hatırlamıştın…
Gözünden gelen o bir damla yaş her şeyi anlatıyordu…
O bir damla gözyaşı dostluktu, sevgiydi, sevinçti, vefa idi, anılardı,saygıydı, unutmamaktı, değer vermekti…
Odanda benim CDU Kongresinde çektiğim zafer işareti yaptığı fotoğrafında aralarında olduğu Almanya’daki göç tarihini anlatan fotoğraflar ve Türk Gazeteciler Birliği’ nin “Basın Onur Plaketi” ödülü vardı…

Ödül töreninde seni şöyle anlatmıştım:
Yıl 1989, yer Berlin Brandenburg kapısının önü. Ortalık insan kaynıyor. Duvar yıkılmış, Doğu Berlin Batı’ya akın etmiş, Avrupa’nın, dünyanın dört bir yanından yüzbinlerce insan içiçe .
Sağ omzunda siyah laptop çantası, boynunda fotoğraf makinası, küçük küçük ama hızlı hızlı adımlarla onca insanın arasından kim yaklaşır yanınıza ? Mehmet Aktan.
İster Berlin, ister Münih, ister Bonn, ister Köln… İster parlamento binası, ister Türk mahallesi. Birleşmesinden sonra da, önce de, o siyah çantasının içindeki laptopuyla tarihini yazmıştır Mehmet Aktan bu Almanya’nın. Küçük parmağını kaldırıp, işaret parmağını denklaşörüne yerleştirdiği eli, kimbilir kaç kare ve kimbilir kimlerin fotoğraflarını çekmiştir. Yabancıların anası Liselotte Funke’den, Solingen’in acılı anası Mevlude Genç’e, ya da Gerhard Schröder’in anası/annesine kadar.
Türkiye’den Almanya’ya gelmiş hangi politikacıya yetişmemiş, teybini ağzına dayamamış, Almanya’da göçmenlerle, Türklerle ilgisi olan hangi konuya el atmamıştır.
Her zaman anlatacak hikayesi, verecek bilgisi vardır. Berlin Duvarı’nın çöktüğü gün halihazirdaki politikacıların ne beyanat verdiğinden, Pergamon manastirina, Berlin’de nerede çorba içileceğine kadar hiç bitmez bilgisi, dağarcığındaki hazinesi… Gerekirse, sırayla tüm Alman başbakanlarını sayar, ya da Türkiye’de hangi seçimde kimin ne kadar oy aldığını anlatır, isterseniz laz fıkrası, o da olmadı Pavarotti’den arya, Fransızca chanson söyler.
Sağ omzunda laptop çantası kutlamaları, doğumgünlerini hatırlar, illa bir şıklık yapar, gerekirse şiir okur,şarkı söyler gerekirse tango yapar.
Bilgi zenginidir Mehmet Aktan, insancıldır, işine de, birlikte çalıştığı insanlara da saygılıdır, hoşgörülüdür. Kimseye kızmaz- Milliyet’in Frankfurt yazı işleri hariç- kimseye darılmaz.
O bir elçidir, bilginin, haberin elçisi. Bak üstad, der hiç de sakınmadan yüksünmeden verir elindeki avcundaki bilgiyi. Rekabet, hırs bilmez Mehmet Aktan.
Tam bir basın neferidir. Binlerce haberiyle Almanya’nın tarihini yazmıştır, henüz internetin olmadığı dönemde, uçaklara yetiştirdiği negatif ruloları, fotoğraflarıyla Almanya’nın görsel belleğidir, Westerwelle’sinden Angela Merkel’ine siyaset sahnesine yeni adım attıkları andan, başbakanlıklarına kadar eşlik etmiştir Alman siyasetçilere.
Türkiye kökenli siyasetçi, aydın, sporcunun sade takipçisi değil, yoldaşları olmuştur.
Tüm bunları hep Mehmet Aktan alçakgönüllüğüyle yapmıştır. Kimsenin canını yakmadan, nasırına basmadan. Hep o Mehmet Aktan üslubuyla, saygılı, hoşgörülü ve hümanist yaklaşımıyla…
İki satır haberi on kere okuyan, yazan, kontrol eden Mehmet Aktan titizliğiyle.
Hepimiz senden çok şey duyduk, gördük, dinledik, öğrendik sevgili Aktan, hiç de çaktırmadan ne çok şey gösterdin, öğrettin bizlere.
Simdi “yok yok yok” deyip, alçakgönüllülük yapma yine… Otur bunları yaz, o güzel kaligrafi gibi yazınla aldığın notları derle, siyah beyazından, dijitaline o koca fotoğraf arşivini, ein zwei drei, eins zwei drei… kasetleri, bantları da ekle onlara… yaz bir Almanya’nın Mehmet Aktan tarihini be sevgili Aktan…

Yaz ki, genç meslekdaşların da görsünler, bilsinler, gazeteci kime denir, gazetecilik nedir…Mehmet Aktan olmak hiç de öyle kolay değildir….

Seni böyle anlatmıştım…

Çok üzgünüm Mehmet Abi…
Seni unutmayacağım…
Işıklar içinde uyu…

RECAİ AKSU – ATGB TÜRKİYE TEMSİLCİSİ

SINIRDIŞI TEHDİDİ, ALMANYA’NIN DEMOKRASİ AYIBI

BASIN BİLDİRİSİ

ATGB Genel Sekreteri Adil Yiğit, 10. köye sürgün mü ediliyor?

SINIRDIŞI TEHDİDİ, ALMANYA’NIN DEMOKRASİ AYIBI

Almanya’daki G-20 Zirvesi’ndeki akreditasyon skandalının yasaklı 32 gazeteci arasındaki tek Türk olarak gündeme gelen Adil Yiğit, 35 yıldan bu yana yaşamını sürdürdüğü Almanya’da sınırdışı tehdidi ile karşı karşıya kaldı.

Adil Yiğit, o dönemde yaptığı açıklamalarda akreditasyon yasağının Türk gizli servislerinin isteği üzerine gerçekleştiğini, söz konusu skandalının yaşanmasında Başbakan Angela Merkel’in Almanya’daki genel seçimler öncesi için koltuğunu kaptırma endişesinin de etkili olduğunu duyurmuştu.

SINIRDIŞI TEHDİDİ, YİĞİT’İN CEZAEVİNE ALMAN DEVLETİ ELİYLE SERVİS EDİLMESİDİR

Aynı zamanda ATGB Genel Sekreteri de olan Türkiye kökenli gazeteci Yiğit’e yönelik sınırdışı tehdidini kınıyor, ilgili makamları bu talihsiz yanlışlıktan geri dönmeye davet ediyoruz.
Sosyal görevli olarak da bugüne dek Almanya’da sayısız kişinin sınırdışı mücadelesinde baş aktör olarak etkili olan Adil Yiğit’e yönelik bu tutumu demokrasi ve insan hakları ayıbı olarak niteliyoruz.
Hükümete yönelik eleştirel haberciliğiyle de bilinen “Avrupa Postası” gazetesinin editörü Adil Yiğit’in Türkiye’ye sınırdışı edilmesi, dünyanın en büyük gazeteci hapishanesine Alman devleti eliyle servis edilmesi anlamını da taşıyor.

SORUMLUSU EYALET HÜKÜMETİDİR

Olası bir sınır dışında ise ortaya çıkacak ağır sonuçlardan Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Birlik’90 / Yeşiller Partisi’nden oluşan Eyalet Hükümetinin sorumlu olacağını ise bir kez de biz anımsatmak istiyoruz. Federal Kriminal Daire, akreditasyon yasağı ile ilgili uğradığı mağduriyetten dolayı Adil Yiğit’ten özür dilemesine rağmen, daha sonra sınırdışı tehdidi ortaya çıkınca topu Eyalet Kriminal Dairesi’ne (LKA) ve Hamburg Polisi’ne atmıştı.

KONUNUN TAKİPÇİSİYİZ

Her fırsatta Türkiye’ye insan hakları ve demokrasi dersi vermeye kalkan Almanya’nın, tam da bu konularda samimi bir tutum izlemesini bekliyor, Adil Yiğit’in maruz kaldığı sınırdışı tehdidinin ise takipçisi olacağımızı bildiriyoruz.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu
Stuttgart, 20.12.2017

MUSTAFA KULELİ ALMANYA’YA GELİYOR

Alman Gazeteciler Birliği (DJU), 3 Mayıs Uluslararası  Basın Özgürlüğü Günü dolayısyla, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Örgütlenme Sekreteri Mustafa Kuleli’yi bir dizi tartışma toplantısına konuşmacı olarak davet etti.

Stuttgart, Frankfurt, Braunschweig, Hamburg ve Berlin kentlerinde çeşitli panel ve konferanslara katılacak olan Kuleli’ye, Stuttgart ve Frankfurt duraklarında ise Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB)  de eşlik edecek.

Türkiye’deki tutuklu gazetecilerle dayanışma kampanyaları kapsamında ATGB’nin Baden Württemberg ve Hessen eyaletlerinde DJU ile ortaklaşa gerçekleştirdiği etkinliklerden biri olan 4 Mayıs 2017 Perşembe akşamı Stuttgart kentindeki toplantı Theodor Heuss Str. 2 adresinde yer alan  ver.di sendikasının binasında gerçekleşecek.

Saat 19’da başlayacak panele Mustafa Kuleli’nin yanı sıra ATGB II. Başkanı Attila Azrak, ver.di Eyalet Teşkilatı Başkanı Martin Gross, Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EJF) Yönetim Kurulu Üyesi Joachim Kreibic, Alman Gazeteciler Federasyonu (DJV) Eyalet Teşkilatı Başkanı Dagmar Lange de konuşmacı olarak katılacak.

Ertesi gün 5 Mayıs 2017 Cuma akşamı ise TGS Genel Örgütlenme Sekreteri Kuleli yine ATGB ve DJU’nun ortaklaşa düzenlediği bir diğer panele Frankfurt kentinde katılacak.  Wilhelm Leuschner Str. 69-77 adresindeki Alman Sendikalar Birliği (DGB) sendika binasında saat 18.30’da başlayacak toplantıya konuşmacı olarak Mustafa Kuleli’nin yanı sıra ATGB Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Çalık ve Türkiye’de tutukluluğu devam eden Welt gazetesi Türkiye temsilcisi Deniz Yücel’in siyaset bilimci kız kardeşi İlkay Yücel de katılacak.

Daha sonra 6 Mayıs’ta Braunschweig’da, 8 Mayıs’ta Hamburg’da ve 9 Mayıs’ta Berlin’de “Gazetecilik Suç Değildir” sloganı altında gerçekleştirilecek buluşmalarda Kuleli, Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlalleri, Türk gazetecilerin çalışma koşulları ve Almanya’daki meslekdaşları ile dayanışma ve internette işbirliği koşullarından söz edecek.

Birleşik Hizmetliler Sendikası ver.di bünyesindeki DJU’nun Genel Başkanı Cornelia Hass da konuya ilişkin bir açıklama yaptı. Hass yaptığı açıklamada “Türkiye’de 150’den fazla gazeteci tutuklu. Suçları ne? Gazetecilik! Onları ne bekliyor? Kara bir tablo! Biz Mustafa Kuleli’yi  Almanya gezisi boyunca sadece Türkiye’deki durumu anlatması için davet etmedik. Aynı zamanda Türkiye’deki meslektaşlarımızı destekleme yolları ve ülkedeki basın özgürlüğnün kuvvetlendirilmesi  konusunda da konuşmak istiyoruz. Bu çerçevede Mustafa Kuleli’nin davetimizi kabul ederek Almanya’ya gelmesinden mutluluk duyuyoruz” dedi.

Başkanlık sistemini dayatan 16 Nisan’daki Anayasa Değişikliği Referandumu sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, OHAL’i 3 ay daha uzattı. Bu durumda tutuklu gazeteciler, mahkemeye çıkarılmadan  5 yıla kadar cezaevinde tutulabilir.

Tutuklu gazetecilerle gösterdiği dayanışma ve basın özgürlüğü mücadelesindeki cesur duruşu dolayısısyla TGS’ye geçtiğimiz ocak ayında Willy Brandt Ödülü layık görülmüştü.

Diğer taraftan 3 Mayıs Uluslararası Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle Türkiye’deki tutuklu gazetecilerle dayanışma amacıyla Uluslararası Af Örgütü (ai) ve Sınırsız Gazeteciler yarın Berlin Büyükelçiliği önünde saat 12.30’da bir protesto eylemi düzenliyor. Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Markus Beeko ve Sınırsız Gazeteciler Genel Başkanı Christian Mihr gösteride Türkiye’de basın özgürlüğü ve tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması için birer konuşma yapacak.

Saat 17’de ise Brandenburger Tor kapısında freedeniz girişimi, ai ve Sınırsız Gazeteciler tarafından ortaklaşan düzenlenen bir konser verilecek.

Konserde Antilopen Gang, Sultan Tunç, Jasmin Tabatabai, The Notwist, Sookee, Die Sterne, Christine Rösinger, Die Liga der gewöhnlichen Gentlemen, Andreas Dorau, Peter Licht, Mikail Aslan gibi sanatçılar ve gruplar sahne alacak.

Akşam saat 20.30’da Meksika’da basın özgürlüğü konusunda Gorki Tiyatrosu’nda bir toplantı düzenleniyor.

Ayrıca Nürnberg Basın Kulübü’nün yarın akşam saat 19’daki panelinin konuğu ise  “60 Pages” yayıncısı Murat Suner. Toplantı am Gewerbemuseumsplatz 2 adresindeki  Nürnberger Akademie’de gerçekleşecek.

Stuttgart – Işın Toymaz

Foto: Martha Richards

Can Dündar’ın sitesi Almanya’da yayına başladı

Can Dündar’ın Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı ‘Özgürüz’ haber sitesi, Almanya’da yayın hayatına başladı.

Bir süredir Almanya’da yaşayan gazeteci Can Dündar, Twitter adresi üzerinden genel yayın yönetmenliğini yaptığı ozguruz.org haber sitesinin açıldığını duyurdu.

Özgürüz.org’un yayına başlaması için gazeteci Uğur Mumcu’nuın katledildiği 24 Ocak’ı seçildi. İnternet sitesi Türkçe ve Almanca olarak iki dilli yayın yapıyor.

“BİZİM İÇİN BÜYÜK BİR ADIM”

Can Dündar Twitter üzerinden gelişmeyi şöyle duyurdu:

can-dundar

“Heyecan içindeyiz. Gece takvimler 24 Ocak’a döndüğünde yeni web sitemizin kuruluşu duyurulacak. İnsanlık için küçük, bizim için büyük adım. 24 Ocak. Uğur Mumcu’yu anıyor&yaşatıyoruz. Nihayet ve yeniden başlıyoruz. #özgürüz http://ozguruz.org

Facebook: Özgürüz Bizi izleyin. pic.twitter.com/tM51TEWgZ8″

“BİZE DÜŞEN, YERE DÜŞEN GAZETECİLİK BAYRAĞINI KALDIRMAKTIR”

Diğer taraftan yayına başlayan ozguruz.org’da Can Dündar çıkış sebeplerini ise özetle şöyle dile getiriyor:

cropped-ozguruz_logo_v4

“Mademki Türkiye’de basın baskı altında…
Mademki medya, bir ölüm sessizliğine sürükleniyor…
Mademki iktidar, kendi medyasını bir propaganda makinesi olarak kullanıyor…
Mademki Erdoğan, herkesi susturarak kolay bir referandum zaferi ve otoriter bir ülke hayal ediyor…

O halde bize düşen, yere düşen gazetecilik bayrağını yerden kaldırmak, yeniden havalandırmak ve “Biz varız. Özgürüz” demektir.

#ÖZGÜRÜZ işte bunun için doğuyor.

Şimdi Türkiye’den gelen bir avuç gazeteci, CORRECTIV ile birlikte, Almanya’da Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelmiş meslektaşlarıyla güçlerini birleştirerek ellerinden alınan kalemlerini, basın özgürlüğünü, halkın bilme hakkını, demokrasiyi savunmak üzere yola çıkıyor.
Yepyeni bir deneyim bu…

Çağımızda özgür düşüncenin asla susturulamayacağını kanıtlamaya çalışan bir inisiyatif…
Baskı rejimleri altında görev yapmaya çalışan diğer dünya medyasına örnek olmaya aday bir girişim…
Sansürsüz haberciliğin, cesur gazeteciliğin savunma hattı…
Farklı görüşten gazetecilerin, baskı altında gerçeği, mesleklerini, özgürlüklerini, ülkelerini savunma refleksi…
Bir uluslararası dayanışma örneği…”

Bununla birlikte Almanya’da medya organları art arda Türkçe haber siteleri ile atağa geçti.

WDR COSMO’DAN „SANSÜRSÜZ TÜRKİYE“ ATAĞI
Bunlardan biri Alman devlet televizyon ve radyo kurumu bünyesindeki WDR ve işbirliği yaptığı Cosmo.
„Sansürsüz Türkiye“ projesi ile Türkçe Almanca haber – analiz sitesi ile Türkiye’deki gelişmelere ışık tutuyor.

turkei-unzensiert-wdr

Proje kapsamında analizleri ile yer alan gazetecileri ise Türk toplumu yakından tanıyor:
Can Dündar, Hatice Kamer, Bülent Mumay, Gönül Kıvılcım, Kürşat Akyol.

“TAZ GAZETESİ” DE YAYININA START VERDİ

Bir diğer Türkçe haber sitesi ise taz.gazete.
Almanya’nın sol eğilimli gazetelerinden taz bünyesinde Türkçe Almanca haber sitesine start verdi.

taz-gazete

taz Panter Vakfı tarafından desteklenen ve Fatma Aydemir yönetimindeki 5 kişilik redaksiyonu ile taz.gazete projesi de çıkış sebebini „Türkiye’de basına özgürlüğüne yönelik saldırılar artarken, taz.gazete Türk yazarlara ve gazetecilere özgürce haber ve yorum yapabilecekleri bir platform sunuyor. Türkiye’deki otoriter rejim medyayı bir bir sustururken, taz.gazete haberleri, röportajları, analizleri ile Türkiye’deki ve Almanya’daki Türk gazetecilere bir alan sunuyor“ şeklinde tanımlıyor.
taz.gazete’de Cumhuriyet, Diken, Birgün ve Bianet redaksiyonlarından Aydın Engin, Ece Temelkuran gibi isimler de analizler kaleme alacak.
Rudi Dutschke Haus merkezli redaksiyonda Fatma Aydemir’in yanı sıra Ali Çelikkan, Canset İçpınar, Elisabeth Kimmerle, Ebru Taşdemir yer alıyor.

Stuttgart – Yeni Posta