ARTE tipi bir girişim mümkün mü? “Türkiye kökenli gazeteciler imece çalışması başlatsın”

Alman kamu televizyonlarının vergi vermelerine karşın Türkiye kökenlileri hiçe saydığı belirtilen ATGB sempozyumunda, ülkedeki Türk gazetecilerin imece usulü bir çalışma başlatması gerektiğine dikkat çekildi.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği‘nin (ATGB)  dijital sempozyumunun yedinci bölümünde kamu radyo ve televizyon televizyonlarının Türkiye kökenlilere yönelik medya politikaları ele alındı. Konuşmacılar ARTE benzeri bir programı Almanya’nın mevcut Türk hükümeti ile ortaklaşa hayata geçirmesinin mümkün olamayacağını, bu nedenle “Almanya’daki Türkiye kökenli gazetecilerin benzer bir projenin muhatabı olabileceğini” dile getirdiler. Almanya’daki Türkiye kökenli gazeteciler ile son yıllarda Türkiye’den Almanya’ya gelen sürgün gazetecilerin ülkedeki Türkçe yayın organlarında imece usulü bir çalışma başlatabilecekleri kaydedilen toplantıda, Alman kamu radyo ve televizyon kurumlarının göçmenlere yayınlarda gereken şekilde yer vermedikleri de hatırlatıldı. 

ATGB’nin “Dünden Bugüne Avrupa‘daki Türkçe Medya” I. Dijital Sempozyumu kapsamında Zoom üzerinden Facebook’ta canlı yayınlanan toplantıya, Federal Meclis Birlik’90 / Yeşiller Partisi eski Milletvekili Memet Kılıç, Berlin Eyalet Meclisi Sol Parti Milletvekili Hakan Taş ve Can TV “Sözün Özü” programını hazırlayıp sunan Zeynel Gül konuşmacı olarak katıldı. 

ATGB kurucu üyesi gazeteci İrfan Ergi tarafından yönetilen tartışmada dile getirilen saptama ve önerilerden bazıları şöyle:

“HEM VERGİSİNİ VERECEĞİZ HEM DE HİÇBİR ŞEY ALMAYACAĞIZ”

Can TV (“Sözün Özü”) Zeynel Gül:

Türkiye kökenliler Almanya’da örgütlü değil. Bu nedenle de kendilerini gerektiği gibi ifade edemiyorlar. Almanca yayınlar üzerinde ise çok durmuyorlar ve getto olmaktan kaynaklanan sorunlar var. Alman toplumunun Türkiye’ye uzak durması da ayrı bir sorun. Ayrıca yabancı kavramı tam netlik kazanamamış durumda. Tüm bu sorunları sorgulayacak örgütsel ve politik kurumlarının olmaması da etkili. Kamu radyo ve televizyonlarında 1990’lı yıllardaki yayınların dışında Türkiye kökenlilere yönelik programlar göremiyoruz. Tüm bunları dosya haline getirecek ve yerel yönetimlere, sorumlu olanlara rapor sunacak gazetecilerin ve aydınların örgütlü olmamasından dolayı Alman medyasında göçmenlerin kendilerine yer bulmadığını görüyoruz. Türkçe yayınların zamanında kaldırılmasına tepki vermemişken, oluşturulmasını nasıl bekleriz bilemiyorum. 

Diğer taraftan Can TV’nin Türkçe, Arapça, Zazaca, Kürtçe ve Almanca olmak üzere 5 dil üzerinden lisansı var. Bu ülkede hem televizyon vergisini vereceğiz hem de hiçbir şey almayacağız. Olmaz böyle şey. Bu konuda hızla harekete geçip, anayasal hakkımızı talep etmeliyiz. Diğer taraftan Almanya’da program yapacak insan çok fazla. Bizim kanalımıza bir küçük video, metin ve foto iletebilirler, biz işbirliğine ve yayınlamaya hazırız.

“KAMU RADYO VE TELEVİZYONLARI GÖÇMENLERE NE Mİ VERİYOR? HİÇ!”

Sol Parti Berlin Eyalet Meclisi Milletvekili Hakan Taş 

Almanya’da önceleri Türkiyelilere yönelik çeşitli programlar yapılırdı. Ancak bugün Türkçe yayınlar yok denecek kadar az. Almanya’da yaşayan göçmen kökenliler olarak radyo -televizyon vergisi veriyoruz. Peki ‘Kamu radyo ve televizyon kanalları göçmenlere yönelik hangi hizmetleri veriyor?’ dersek, yanıtı ne yazık ki ‘Hiç!’ olacaktır. Oysa Almanlar gibi vergi veriyoruz, ancak taleplerimizi Almanlar kadar dillendiremiyoruz. 

“ÇATI KURULUŞLARI ANADİLDE MEDYA İÇİN YETERLİ ÇALIŞMALARI YAPMAMIŞ”

Diğer taraftan Almanya’da Türkiye kökenlilerin çatı kuruluşları mevcut ama nedense çalışmalarında medya politikalarına yer verilmemiş  ve anadilde yayın hakkı konusunda yeterli çalışmalar yapılmamış. Oysa Almanya bir göç ülkesi. 5 milyon üzerinde Müslüman Almanyalı var. Bunlara yönelik hizmetler neredeyse yok edilmiş. İhtiyaçları, talepleri ifade edip aktarmak gerekiyor. 

“ANADİLDE YAYINI ÖZEL SEKTÖR ÜSTLENEMEZ”

Diğer taraftan Metropol FM örneğinde olduğu gibi devletin özel sektöre frekans vererek anadilde yayın sunulması ise doğru değil. Metropol FM devletin verdiği frekansları kullanıyor. Oysa bu hizmeti özel sektör üstlenemez. Almanya göç ülkesi olduğunu ve göçün zenginlik olduğunu artık kabul etmesi gerekir. Bu bağlamda düzenlemeler yapılması gerekiyor. Halkın üçte biri göçmen. Kurumlarda göçmen oranlarının ne kadar düşük olduğunu görüyoruz. Bu oranın artması için yasal düzenlemelerin artması gerekiyor. Katılımcı medya politikalarının oluşması için bizler de tespitte bulunup talep etmemiz gerekiyor. 

“ÜST KURULDAKİ GÖÇMEN KÖKENLİLER TALEPLERİ İLETİYORLAR”

Öte yandan Alman kamu radyo ve televizyonları üst kurullarında Türkiye kökenliler mevcut ve taleplerimizi iletiyorlar, ancak karşılığını almakta zorlanıyoruz. Almanya’da Türkiye kökenlilerin güçlü çatı kuruluşlar altında örgütlendiğini, bir araya gelebildiğini görebiliyoruz. Aynı hedefe ulaşmak isteyenlerin aynı masada toplanabilmesi gerekiyor. Medya ihtiyacımız varsa, bu talebin tespit edilmesi gerekiyor. 

“MEDYADA FİKİR ÜRETENLERİN ORTAK PROJELER BAŞLATMASI GEREK”

Medyada fikir üreten insanların ortak proje oluşturması, eyaletler ve federal düzeyde bu projelerin aktarılabilmesi ve uygulanabilmesi gerekiyor. Elbette siyasi partilerin desteğini de almak gerekiyor. Pandemi sonrası umarım en kısa zamanda bir araya gelebiliriz ve bir  toplantı yapabiliriz. Talebimizi belirleyip, fikir alışverişinde bulunabiliriz. 

“TÜRKİYE’DEKİ MEVCUT HÜKÜMETLE ORTAK YAYIN MÜMKÜN DEĞİL”

Türkiye’deki hükümetle ortaklaşa bir kanal açmak şu an mümkün görünmüyor. Bağımsız bir yayın olması gerekiyor. Buradaki vergilerden finanse edilecek kendi dilinde yayın yapan göçmenlere yönelik yayınlar talep ediyoruz. Türkçe de içinde yer almalı. 

“KAMU TELEVİZYONLARI TOPLUMUN AYNASI MI?”

Birlik’90 / Yeşiller Partisi Federal Meclis E. Milletvekili Memet Kılıç

Almanya’da güneybatı radyo televizyon üst kurulunun ilk göçmen kökenli üyesiydim. Daha sonra ARD’nin program kuruluna katıldım. Bugün ise Deutschlandfunk’un program kurulundayım. 

Otoriter sitemler ve faşist yönetimler medyayı ele geçirmek ve halkı manipüle etmek isterler. İşte yeniden faşizme yakalanmamak için Almanya 1987 yılında radyo televizyon devlet sözleşmesi imzalayarak,  kamu radyo ve televizyonlarının toplumun aynası olmak zorunda olduğunu bildirmiş oldu. Bugün var olan, peki, o mudur? İşte bu tartışma konusu. Kamu radyo ve televizyonlarında göçmenler hakkında yayın yapılıyorsa da olumsuz yapılıyor. Olumlu haberler sınırlı. Belli gruplar hakkında haberler veriliyor. Dilin öteleyici olması rahatsızlık veriyor. 

“SAĞCI YAYINLAR GÖÇMENLERE SÖZ HAKKI TANIMIYOR”

İstatiklere göre ‘göçmenler ne kadar söz sahibi’ sorusuna ise şu yanıtlar alınmış: Sağcı, popülist  Bild gazetesinde yüzde 6,9 oranında göçmenler söz söyleyebilmiş sağcı Welt gazetesinde 20,6, solcu TAZ gazetesinde ise 22,7 oranında göçmenlere söz verilmiş.  Homojen medya yok. Sağcı, popülist yayınlar göçmenlerin  hakkında olumsuz haberler yapıyorlar ve söz söylemelerine izin vermiyorlar. 

Öte yandan hala ARD’nin bir parçası olan Cosmo çeşitli dillerde programlar yapıyor. Aslında bu program hepimizin bildiği eski Köln radyosu. 

“İSLAMCILAR GÖÇMENLERİN TALEPLERİNİ 50 YIL GERİYE ATTILAR”

Diğer taraftan önceki yıllarda ARTE benzeri bir yayının Almanya-Türkiye ortaklığında yapılmasını öneriyordum. Ancak Türkiye’de bırakınız kamu ve devlet televizyonu olmayı, TRT bir parti televizyonuna dönüştü. İslamcılar göçmenlerin taleplerini bu nedenle tam 50 yıl geriye attılar. Ayrıca uzun bir süre Türkiye’nin AB’nin tam üyesi olması gerektiğini söylüyordum. Ancak İslamcılar aldılar, bunu da çöpe attılar. Yeni talebim ise buradaki göçmen kökenli gazetecilerin Alman devleti ile ARTE benzeri bu kanalı yapması. Göçmenlerin kendi anadillerini ifade etmelerinin gerçekleşebilmesi için kamu olanaklarının açılması talebimize ise devam edeceğiz. 

“IRkÇILARLA, FAŞİSTLERLE ORTAK OLMAK ZORUNDA DEĞİLİZ”

Yine de Türkiyeliler bir araya gelecekse bunun da bir ölçüsü olmalı. Muhalif medyanın kapatılmasına karşı ortak bir metin yazmaları gerekecek. Irkçılarla, faşistlerle ortak olmak zorunda değiliz. Diğer taraftan göçmenler dijital çağı kaçırmamalı. Bu işi sadece kamu televizyonları ile sınırlı görmemek gerekir, anadilde yayın elbette hakkımız. Ama dijital medyacılık olanaklarıını da iyi kullanmak gerek. 

“TÜRKİYE KÖKENLİ GAZETECİLER İMECE USULÜ BİRLEŞİP, ORTAK ÇALIŞMA YÜRÜTMELİ”

Bu konuda  imece usulü birleşip işler yapılmalı. Dijital ortamda ortak kullanımlar çoğaldı. Avrupa’daki Türkiye kökenli gazetecilerin faaliyet sürdüren yayınlarda bir araya gelmesi ve ortak çalışmalar yürütmesi gerekiyor. 

“ÖLÇÜMLERDE BİLE GÖÇMENLER YOK SAYILIYOR”

ATGB kurucu üyesi gazeteci İrfan Ergi:

Artık burada kalıcı olduğumuz ortaya çıktı. Medyada anadilde katılımın olması bir demokratik haktır. Vergi mükellefeyiz ama temsilde ve hakların dağıtımında bunlardan yararlanamıyoruz. Göçmenlerin sadece haber konusu olarak kullanılması sıkıntılı bir durum. Medya hâlâ buradaki azınlığı kullanmaya devam ediyor. Ne yazık ki bu talepler gereken noktalara iletilemedi. 20 milyon göçmen kökenli insan ölçümlere dahil edilmiyor. Almanya’da 450 televizyonun 400’ü kamu televizyonu. 8 milyar avroyu kamu televizyonları, 4-5 milyar avroyu ise özel kanallar alıyor. 14 milyar avroluk pastadan Türkler yararlanamıyor. Parlamenter demokraside yaşıyoruz ve anayasaya bağlıyız. Dolayısıyla Alman anayasası fikir ve ifade özgürlüğünü düzenliyor. Bu konunun kamuoyunda sıklıkla ele alınması gerekiyor.

ATGB – FRANKFURT

FOTO: Photo by Jonas Leupe on Unsplash

Çevrimiçi Gazetecilikte Fikri Mülkiyet Hakları Sorunu: “Telif hakkına dikkat edilmezse iflasa sürükler”

Avrupa’daki Türkçe haber portallarının ve gazetelerin yayıncıları “Çevrimiçi Gazetecilikte Fikri Mülkiyet Hakları Sorunu”nu masaya yatırdı. Yayıncı ve gazeteciler telif hakkına gerekli özen gösterilmezse kesilecek cezaların iflasa yol açabileceğine işaret ettiler.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) dijital olarak gerçekleştirilen “Dünden Bugüne Avrupa’daki Türkçe Medya I. Dijital Sempozyumu”nun altıncı bölümünde “Çevrimiçi Gazetecilikte Fikri Mülkiyet Hakları Sorunu” mercek altına alındı. 

https://youtu.be/fXGEFBhaZPs

Programda “Telif hakkı ne zaman ihlal edilmiş olur?”, “İhlal durumunda neler yapılabilir?”, “Fotoğrafların hangi siteler tarafından kullanıldığı nasıl tespit ediliyor?”, “Avrupa’daki Türk yayıncılar, gazeteciler dijital dünyada  ihlal cezalarına karşı nasıl korunuyor? Hukuk sigortaları ve avukatları var mı?” sorularına yanıt arandı. Moderasyonunu ATGB üyesi ve Yeni Posta gazetesi kurucusu Mustafa Bozdurgut’un üstlendiği toplantıda konuşmacılar çevrimiçi yayıncılığın giderek yaygınlaştığı ve geleceğinin parlak olduğuna işaret ederken, Türkiye kökenli yayıncı ve gazetecilerin hukuki, teknik ve maddi açıdan zorlandığına dikkat çektiler.

Özellikle telif hakları konusunda uzman hukukçu ve sigortalarla gazetecilerin bağlı oldukları meslek örgütleriyle toplu anlaşmalar yaparak uygun imkânlardan yararlanabileceği vurgulanan konuşmalarda “kopyala yapıştır”, “habere takla attır”, “birebir tercüme” ve “fotoğrafı izinsiz alıp yayınlamak” gibi konuların gazetecilerin başını ciddi şekilde  ağrıtacağı da belirtildi. 

ATGB‘nin Facebook sayfasında ve Zoom üzerinden canlı yayınlanan toplantıya, ATGB üyesi – ATMB Başkanı, Birlik gazetesi Kurucusu Dr. Latif Çelik , ATGB üyesi – Almanya Bülteni Redaktörü Arif Şentürk , ATGB üyesi ve “ha-ber.com” sitesi imtiyaz sahibi

M. Sefa Doğanay  konuşmacı olarak katıldı. 

Yayın organlarının yasal zeminde sağlam olmaları gerektiği ve künyelerinin de hukuki açıdan sağlam hazırlanması gerektiği bildirilen toplantıdan satır başları ise şöyle:

“KİŞİ, ÜRETTİKLERİNİN SAHİBİDİR”

ATGB üyesi – ATMB Başkanı, Birlik gazetesi Kurucusu Dr. Latif Çelik:

İnternetin hızına, internet hukukunun yetişebilmesi çok zor görünüyor. Sürekli yeni modeller keşfediliyor. Şu anki internet hukuku hak arayışında çok yetersiz. Telif hakları konusuna gelince, resmi ve metni ben üretiyorsam bana aittir. İlle de tescil ettirmek gerekmez. Karşı taraf ise kanıtlamak zorundadır. Telif hakkının korunması temel hukukun korunmasıdır. Kişi ürettiklerinin sahibidir. 

“KURUMLARDAN GELEN HABER BÜLTENLERİNDEKİ RESİMLERE DİKKAT”

Telif hakkı ihlali herkesin başına az çok gelmiştir. Bavyera’da eyalet hükümetinden resimler bültenlerle birlikte aynı mailde geliyor. Biz de haberi yayınlarken parti ismini yazıyorduk. Ancak bu da yetersiz oluyormuş. Resmin ve yazının telif hakları birbirinden farklılık gösterebiliyor. Bu nedenle kurumlardan gelen haber bültenlerinde fotoğrafın telif hakkını dikkatlice incelemek gerekiyor. Diğer taraftan 1840’lardan itibaren hariçte Türk basın tarihini kaleme alıyorum. Elbette o dönemden bugüne telif hakları da yer alacak. 

“MUTLAKA HUKUKÇU İLE HAREKET EDİN”

Gazetecilerin, yayıncıların bu konuda uzman olan hukukçularla işbirliğine gitmesi gerekir. Örneğin bin küsur avroluk faturayı bile avukatım konuşarak 100 avroya indirmeyi başarmıştı. Çünkü abartılı faturalar gelebiliyor. Sehven de yapılsa cezai yaptırımı var. 

Sigorta, avukat şart, bir de görsellerin seçiminde dikkatli olmak gerek. Türkiye’deki büyük gazetelerin Avrupa’daki gazetelerin haberlerini izinsiz kullanmasının önüne geçmek ise sanırım mümkün değil. Ajanslar bile fotoğrafları izinsiz kullanıyorsa bizim işimiz çok zor. Fakat görseller konusunda gerçekten çok ciddi tehlike var. Yıllar sonra bile sizi bulup ceza kesiyorlar. Bu hassas konuda defalarca meslektaşlarımızı uyarmak gerek. 

Ben internet gazeteciliğinin geleceğini parlak görüyorum. Çevrimiçi yayıncılık giderek yaygınlaşıyor. Hukukçularla ve sigortalarla toplu anlaşmalar yaparak uygun imkanlardan yararlanabiliriz. 

 “TELİF HAKLARI HABER PORTALLARI İÇİN BÜYÜK SORUN”

ATGB üyesi – Almanya Bülteni Redaktörü Arif Şentürk: 

Telif hakları konusu online yayın yapan gazeteler için büyük sorun. Almanya’da elbette Türkiye’ye kıyasla yasal açıdan daha güçlü. Öncelikle künyenin iyi oluşturulması gerekiyor. Künyede sorumlu kim ise o kişi sorumlu tutuluyor. Günümüzde izinsiz kullanılan resimler kolayca tespit ediliyor. 

“İZİNSİZ KULLANILAN GÖRSELLERİN TESPİTİ ARTIK ÇOK KOLAY”

Google’un yeni uygulamasında  arayacağımız resmi arama motoruna koyabiliyorsunuz. kimler kullanmış tespit ediliyor. Listeleniyor. Diğer takip yöntemi ise fotoğrafın içine takip kodu konabiliyor. Kim indiriyorsa İP’si size bildiriliyor. Bu nedenle resimleri titizlikle yayına almak gerekiyor. Siteden resmi kaldırdınız diyelim. Sosyal mecradan da kaldırmak gerekiyor. Ancak bu işle ilgilenen hukuk bürosu sayfanın screenshot’unu aldıysa ya da almasa bile internetin hafızası var orada da kopyalanmış olabiliyor. Bu resimlerin sahipleri de genellikle büyük ajanslar. Bu nedenle bununla ilgilenen hukuk büroları var. Onlar ajanslara şu teklifle gidiyorlar: ‘Takip hakkını verin, bize de pay verin’. Avukatlar hem işlem parasını kullanıcıya yüklüyor. Ayrıca bir fotoğrafçının çektiği resmin bedeli 100 avro ise ajansın servis ettiği 20 avro. Avukat fotoğrafçının bildirdiği bedeli talep ediyor. 

“AJANS ABONELİKLERİNDE ÜLKE SINIRI ÖNEMLİ”

Ayrıca ajans aboneliklerinde de dikkatli olmak gerek. Ajans faaliyet gösterdiği ülkeyle hakları sınırlamış olabilir. Bu noktaya da özen göstermekte yarar var. Telif haklarına dikkat edilmezse gerçekten de iflasa dek konu sürüklenebilir. Hukuk sigortası yaptırmak mutlaka gerekiyor. 

Birebir metinlerin, başlıkların kopyalandığına tanık oluyoruz. 

“EMEK HIRSIZLIĞINA GEÇİT YOK”

Emek hırsızlığı çok kötü ve müsamaha göstermemek gerekir. Bir de haber tercümesi gibi sorunlu bir konu var. Birebir tercime edemezsiniz.  Bunun da müsaadesi yok. Tercüme eden kaynağı bildirilerek alıntılarla yayınlayabilir. Ayrıca habere takla attırsanız da kaynak bildirmek gerekir. Özet tercüme olmalı. Birebir değil. Telif hakkı talep edilmeyen siteler var. Pixabay gibi yerler var. Şöyle bir risk var. Hepsinin kullanım şartlarını okursanız her resim ile ilgili kurallar olduğunu görürsünüz. 

“ÇEREZ UYARILARI AB NORMLARINA UYUYOR MU?”

Ajansların videolarını YouTube kanalında yayınlama hakkımız yok. Bu konuya da hassasiyet göstermek gerekir. Uzun vadede YouTube da buna müsaade etmeyecektir. 

Bir de çerez uyarıları var. Hepsini onaylayıp geçiyoruz Bu çerez uyarılarının AB’nin kanunlarıyla uyumlu olması gerekiyor. Böyle olmayan siteleri avukatlık siteleri uyarmaya başlayacak. Yayın organının yasal zeminin de sağlam olması gerek. 

“ACELEDEN YA DA BİLMEDEN İHLAL ETTİM VE CEZAMI DA ÇEKTİM”

ATGB üyesi – ha-ber.com imtiyaz sahibi M. Sefa Doğanay:

Aceleden zaman zaman da bilgisizlikten telif hakkını ihlal ettim, cezasını da çektim. Dikkat etmezseniz iflasa dahi sürekler. Bizim ilk günden bu yanan bir hukuk danışmanımız var. Teknolojinin ilerlemesi ile 1993’ten itibaren, televizyon kanallarının çoğalması, internetin hız kazanması ile insanlar ürünlerine, işlerine sahip çıkmak istediler. Bugün ise değerli bir konu olmaya başladı. Birincisi ahlaki değil. Birisinin ürettiği eseri, makaleyi, haberi alıp yayınlamak uygun değildir. Telif haklarına dikkat edilmezse gerçekten de iflasa dek konu sürüklenebilir. Meslektaşlarımızın bazıları takla attırma yöntemine başvuruyorlar. 

“GÖRSELLERE RESİM TAKİP KODU KOYUYORLAR”

Elbette itirazlarımız oluyor, uyarılarda bulunuyoruz. Agentur59.de diye resim paylaşım sitesi var. Bu sitede resimlere takip kodları koyuyorlar. Görsellerin yer aldığı ajansın sitesinde o resmin tutarı 10 ya da 15 avro olmasına rağmen hukukçu fotoğrafı çekenin talep ettiği bedelin üzerinde, örneğin 480 avroluk fatura gönderebiliyor. Bir ajansın haberinin yanındaki bir görseli kullandık ve bize 7 ay sonra avukattan yazı geldi ve ödeme talep ettiler. Birkaç defa ceza ödedim ama kimseye fatura çıkartmadım. Bu da benim eksikliğim. Ancak hukuk sigortasına başvurdum ve ‘Berufshaftpflicht’ yaptırdım. Sigortaları yaptırırken de dikkat etmek gerekir. Telif ihlalini iyice inceliyorlar ve her şeyi de üstlenmiyorlar. 

“EN HIZLI BEN YAYINLAYAYIM DERKEN CEZA ALMAYIN”

En hızlı ben yayınlayayım derken dikkat etmezseniz sonuçlarına katlanmak gerekir. Ajansların abonelik sözleşmelerini çok iyi okumak gerekiyor. 

Online gazeteciliğin önü ise çok açık. Teknolojinin nasıl ilerlediğini görüyoruz. Dijitalleşmeye dev yatırımlar yapılıyor. Türkçe konuşan bir hukuk uzmanına ihtiyaç var. ATGB bu konuda katkıda bulunursa ve toplu olarak başvurabilirsek çok sevinirim. 

 “HABERİ BİREBİR KOPYALAYIP YAYINLIYORLAR”

ATGB üyesi  – Yeni Posta gazetesi kurucusu Mustafa Bozdurgut:

Armin Laschet hakkında İsmail Tipi bir yazı kaleme aldı. Yazdı çizdi, kaleme aldı ve gönderdi. Hemen yayınladık. Bir site bunu birebir almış. Müsaade almak yok. Haberin başlığına bir iki bir şeyler yazıp haberi ve fotoyu kullanmış. Online gazetelerin mutlaka dikkat etmesi gerekiyor. Sorunlarımız hep tek tek vardı ancak toplu olarak masaya yatırmak birçok noktayı da ışığa çıkardı. 1992’de yayına giren Yeni Posta gazetesi 1997’de haber portalı kurdu, ama o zaman portala kimse bakmıyordu, şimdi ise online gazeteler hızla yayılıyor. Dijital yayıncılığın geleceği parlak, ancak hukuki, teknik konular zorluyor. 

ATGB – ULM

ATGB Dijital Sempozyumu: “Sektörel yayıncılık değişime ayak uyduramıyor”

Avrupa’daki sektörel dergilerin yayıncıları ve uzmanlar özellikle Türk gıda sektörü ve döner sektörlerinin milyarlarca avroluk cirolarına rağmen kıtada güçlü bir sektörel yayıncılıktan söz edilemeyeceğine vurgu yaptılar. 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) dijital olarak gerçekleştirilen “Dünden Bugüne Avrupa’daki Türkçe Medya  I. Dijital Sempozyumu”nun beşinci bölümünde, sektörel dergilerin gazetecilikteki rolü mercek altına alındı. 

Döner, düğün, inşaat, kozmetik, kuaförlük gibi alanlarda sektörel Türkçe yayınların gerek üreticiler arasında gerekse üreticilerle tüketiciler arasında köprü rolü üstlendiği belirtilerek, sektörel açıdan iletişim ve bilgilenmeye önemli bir destek sağladığı kaydedildi.

Moderasyonunu ATGB Yönetim Kurulu Üyesi ve Belçika Temsilcisi, gazeteci-yazar Fikret Aydemir’in üstlendiği tartışmada, sektörel dergicilikte uzman kadro, finanasman eksikliği, sektör araştırması ve analizi, dijitalleşmede dönüşüm ve değişim eksikliği gibi konular üzerinde duruldu. 

Avrupa’da Türkçe yayıncılıkta sektörel dergiyi okurla buluşturanların birlikte hareket etmeleri ve Avrupa çapında bir portalda işbirliğine gitmeleri çağrısı da yapıldı.

ATGB‘nin Facebook sayfasında ve Zoom üzerinden canlı yayınlanan toplantıya, Avrupa Türk Gıdacılar, Perakendeciler Platformu (ATGPP) Koordinatörü Volkan Aydın, Dönerci dergisi yayıncısı Osman Söyler, ATGB Yönetim Kurulu Üyesi, Saymanı ve Halal-Welt Yayıncısı Kemal Çalık konuşmacı olarak katıldı.

68 milyar ile helal sektörünün, yaklaşık 25 milyar ile market ve toptancıları içeren Türk gıda sektörünün Avrupa’da güçlü bir sektörel yayını bulunmadığına dikkat çeken konuşmacılar, şirketler tarafında halen reklamın gücünü algılayan bir yapı bulunmadığını, yayıncı tarafında da olaya sadece “reklam alma” açısından yaklaşıldığı vurgulandı. 

https://youtu.be/R71-KMLH2V0

ATGB’nin dijital sempozyumunda şu görüşler öne çıktı:

ATGB Yönetim Kurulu Üyesi ve Belçika Temsilcisi, gazeteci-yazar Fikret Aydemir:

Türkiye’deki gazete ve dergilere baktığımızda, 2000’li yıllarda toplam 4 milyon 500 tirajı olduğunu görüyoruz. Sonrası ise endişe verici. 2010 yılında bu rakam 2 milyon 439 bine, 2019’da da 1 milyon 186 bine düşmüş. Türkiye’de bugün 5 bin 485 yayın organı mevcut ve bunun 3 bin 150’sini dergiler oluşturuyor. Avrupa’daki Türkçe sektörel yayınların ise zorluklarla okurla buluşturulduğuna tanıklık ediyoruz. İlan alabilmek için ucuza reklam yapanlar gerçekte ciddi anlamda reklam yapamazlar. Cüzi miktarlar karşılığında alınan reklamların ne yazık ki  ömrü uzun olmuyor. Çünkü ucuz reklam, ürünü sattırmıyor. Dolayısıyla şirket de bir daha ilan vermiyor ve bu, yayıncıları zorluyor. Bu bir kısır döngü. İletişim ve birlikte hareket etmek çok önemli. Yayıncılarla sektördekilerin acilen bir araya gelmesi gerekiyor. 

https://youtu.be/Iue4u1nP-lE

“TÜRK GIDA SEKTÖRÜNDE PROFESYONELLER YOK”

ATGPP Koordinatörü Volkan Aydın

Avrupa’daki Türk gıda sektöründeki market ve toptancıların toplam cirosu yaklaşık 25 milyar avro. Böyle güçlü bir alanda, Türk gıda sektöründe ne yazık ki profesyoneller, danışmanlar, uzmanlar yok. Dolayısıyla sektörel yayınları yok. Avrupa’da 10 bin civarında market, 1500’e yakın toptancımız, 1500’e yakın üreticimiz var. Tekrar söylüyorum, buna rağmen profesyonel bir birliktelik yok. Avrupa’daki Türk medyası değişime ayak uyduramayan bir yapı var. Sektörler hep kendi içerisinde kalıyor. Almanya’daki şirketlerin Türklerin dışındaki kesimlerle yani Alman ve diğer etnik sektör içinde olan farklı kültürdeki insanlarla ilişkileri de eksik. Dijital medya ise çok önem kazanıyor. 

“BÖLGESEL YAYINLAR ÇOK DAHA ŞANSLI”

Eski yapılar bu dönüşümü gerçekleştiremiyor. Bölgesel yayınlar çok daha şanslı. Avrupa’ya yakışır bir Türk medyasının eksikliğini görüyorum. Halen daha reklamın gücünü algılayan bir yapı söz konusu değil. Yayıncı tarafı da, olaya sadece ‘reklam alma’ gözüyle bakarsa, olmaz. Şirketlerin, reklam değerini algılaması gerekiyor. Sektördekilerle yayıncıların birbirlerini tamamlamaları gerekiyor. Yayıncıların detay çalışması yapması gerekiyor. Zihniyet değişikliği gerekiyor. 

https://youtu.be/gR1y2GP7dRY

“BERABER HAREKET ETME KÜLTÜRÜ EKSİK”

Ortak çalışmalar yapılması gerekiyor. Yayıncıların formatı değiştirmesi gerekiyor. Detaylı seminerler organize etmesi gerekiyor. Türk gıda sektörünün kendi sıkıntıları var. Beraber hareket etme kültürümüz yok. Bilgilendirme ve haberdar edilmesi konusunda eksikler tamamlanmalı. Maddi kaynak, konuya reklam olarak bakılması ve birlikte hareket edilememesi, iletişim eksikliği söz konusu. Değişime ayak uydurmak gerek.

Salgın gıda sektörüne yaradı. Marketler yüzde 55 gibi daha fazla iş yaptı. Türk ürünlerine ilgi çoğaldı. Şu anda da ilgi devam ediyor. Avrupa Türk gıda sektörü için güzel gelişmeler oldu ve önemli bağlantılar kuruldu. Bir yılda satılacak kolonya iki haftada satıldı. Kolonyanın da Avrupalılar tarafından tanınması sağlandı. Fakat kendi içimizde kaldığımız sürece, sorunları aşamıyoruz. Farklı alanlarla işbirliği çözüme götürür.

“BÜYÜK POTANSİYEL VAR AMA KULLANAMIYORUZ”

Dönerci dergisi yayıncısı Osman Söyler:

2001’de Türk gıda dergisini kurduk. Dergimizde 20 yıldan bu yana marketleri, toptancıları, üreticileri işliyoruz. Fuarlara yönelik çalışmalarımızı da sürdürüyoruz.  Diğer taraftan Team  adında bir haber araştırma dergimiz de vardı ve bunu 2006’ya dek devam ettirdik. 2005’te ise Dönerci dergisini yayınlamaya başladık. Dergiyi postayla adreslere gönderiyoruz. Et işleme, baharat paketleme ekipman ve dönercilere hitap ediyor. Alman, Belçikalı, Avusturyalı, Polonyalı firmalar da hitap ettiğimiz kitle arasında yer alıyor. Yılda bir çıkan Dönerci kataloğumuz var, o da 13 yıldır çıkıyor.

Büyük bir potansiyel var, ama bu potansiyeli işleme konusunda ve gücü değerlendirme açısından çok başarılı değiliz. Döner sektöründe üreticiler arasında Bangladeşli, Pakistanlı, Kuzey Afrikalı, Faslı da var. Onlar çok başarılılar. 

“AVRUPA’YA YÖNELİK İÇERİK ÜRETMİYORLAR AMA PASTA PAYI İSTİYORLAR”

Öte yandan geçmişte günlük gazeteler vardı ve çok güçlü yayıncılık söz konusuydu. Şimdi hâlâ varlar, ama sayıları çok düşük. Belli ki daha da düşecek. Avrupa’ya yönelik televizyon programları ise buraya özel içerik üretmektense pasta payından yararlanmaya bakıyorlar. Son dönemde internet yayıncılığı ve yerel gazeteler daha iyi durumda. Medyadaki arkadaşların büyük bölümü imkânlarını zorlayarak, gönüllü gazetecilik yapıyorlar. Bu da verimliliği düşürüyor. Keşke imkânlar yaratılsa. Gelecekte bu da olacaktır.  

Diğer taraftan Avrupa’daki Türk işletmelerinin ilk müşterileri Türklerden oluşuyor. Hem ürün hem müşteri portföyü Türkler. Sonra diğer ülkelerden gelenler devreye giriyor.

“TOPTANCILAR VE ÜRETİCİLER REKLAM VERMEK İSTEMİYORLAR”

2004 yılında bir düğün dergisi çıkarmak istedik ama inceledik kendini taşıyacak durumu olamadığını gördük. İşadamlarının sahiplenmesi durumunda sektörel yayınların geniş alana yayılması ise mümkün. Türk Gıda dergisinin temel ayağını üreticiler, toptancılar ve marketler oluşturuyordu. Ancak sorun şu ki, toptancı ve üretici konumundakiler reklam vermeye ihtiyaç duymuyorlar ve öyle cüzi bir rakam vermek istiyorlar ki, kabul etmek mümkün değil. 

“SEKTÖREL DERGİLER YOKKEN ÜRETİCİLERİN BİRBİRİNDEN HABERİ BİLE YOKTU”

Toptancılar, üreticiler sektörel dergi yokken birbirinden haberdar bile değildi. Şimdi sektörel yayınlar sayesinde birbirlerinin kullandığı tekniği, farklılığı görüyorlar ve bu yayınlar aracılığı ile iletişime geçiyorlar. 

Restoranlar arasında bilgi akışını sağladık. Dönerci dergisi olmasaydı sektör hakkında kimse doğru dürüst bir şey bilmiyordu. Oysa dönercilik alanında 700  üretici 50 bin restoran ve imbis var. Almanya’dan Kuzey Kore’ye dek döner satılıyor. 

“DÜĞÜNDE DE DÖNERDE DE DURUM AYNI”

Avrupa’daki marketlerde pişmiş hazır döner satılıyor. Bir değil birkaç dergiyi besleyebilecek yapılar var. Ancak bu güçlü alana rağmen hâlâ zorlayarak yayınları bir yere getirebiliyoruz. Düğünde de dönerde de bu böyle. Oysa tüm bunlar insanımızın, kültürümüzün zenginliğidir.

https://youtu.be/hCLmaFK6R1I

“ALMANYA, AVRUPA’NIN EN BÜYÜK DÖNER İHRACATCISI”

Avrupa’nın en büyük döner ihracat eden ülkesi Almanya. Dolayısıyla kazançlı ülke Almanya  oluyor. Döner artık Avrupa’nın bir ürünü oldu. Döner Almanya’nın önemli ihracat kalemlerinden biri haline geldi. 

Yayıncı olarak piyasaya artı değer üretiyorsunuz. Bu işi yapan arkadaşlar buna ihtiyaç olduğunun farkında dahi değiller. Yayında reklamda menfaati olmuşsa ilgisi artıyor. Bununla birlikte yetişmiş insan kaynağı da yetersiz. Finansman eksikliği var. Avrupa genelinde bir platform oluşturulup herkes bu platrforma katkı sağlayabilir. Böyle bir yapı olsa çok daha güçlü bir ses çıkabilir. Avrupa’daki Türk işadamlarına doğru projeler sunularak, kaynak yaratılmalı. Bölgesellikten kurtulmak ve geniş alana yayılmak gerekiyor. 

Öte yandan salgın döneminde işletmelerin yüzde 70’i faaliyetlerine devam edebiliyor.

 “ÜRETİCİLERE ÖZEL HELAL YAYINCILIK YAPIYORUZ”

ATGB Yönetim urulu Üyesi, Saymanı ve Halal Welt Yayıncısı Kemal Çalık:

Beş senedir Halal Welt’i internet üzerinden Almanca yayınlıyoruz, son bir buçuk senedir de İngilizce arada sırada Türkçe haberler var. Helal gıda, turizm, finans moda bileşim teknolojisini anlatıyoruz. Hedef kitlesi de bu alanlarda uğraşan şirketler. Daha çok profesyonellere yönelik bir yayın aslında. Ancak tüketicilere de hitap ediyoruz. Tüketicilerle webinar da yapıyoruz. Tüketicileri üreticileri buluşturacağız.  

“RAKİBİMİZ SADECE MEDYA DEĞİL, KARŞIMIZDA FACEBOOK VE GOOGLE VAR”

Avrupa’daki Türk ulusal gazeteleri ve televizyon kanallarının artık etkisi ve gücü kalmadı. Bölgesel gazeteler önem kazanıyor. İnternet gazeteciliği önem taşıyor. Kitleye göre gazetecilik ve dergiciliğin önemli olacağını düşünüyorum. Kadınlara, gençlere yönelik. 

Reklam konusunda biz de zorluk çekiyoruz. Rakibimiz sadece medya değil karşımızda Facebook ve Google var reklamların bir kısmını alıyorlar. 

AVRUPALI MEDYA KURULUŞLARI İLE İŞBİRLİĞİ

Şirketler kendisi yayıncılık yapıyor. Kendi bloglarını yapıyorlar. Kendi gıda örgütünün yayınını yapıyor girişimciler. Sektörel yayıncılar başka alanlarda çalışarak dergiyi finanse etmeye çalışıyorlar.  Piyasayı iyi takip etmek gerekiyor, analizler araştırmalar sunmak gerekiyor. Avrupalı medya kuruluşlarına işbirliği için bazı tek tük girişimler oldu . Bir ara Euroturkhandel vardı örneğin. Bu alanda işbirliklerini arttırmak gerekiyor.

ATGB SEMPOZYUMU DEVAM EDİYOR

Öte yandan ATGB’nin organizasyonuyla gerçekleştirilen sempozyum kapsamında, her pazar farklı başlıklar altındaki tartışma programları 29 Kasım’dan bu yana Zoom üzerinden sosyal medyada yayınlanıyor. ATGB, 11 Nisan 2021 tarihine dek online platformdan hazırlayıp sunacağı sempozyum sürecinde şu başlıklara da ışık tutulacak:

– Türk hükümetlerinin/devletinin Avrupa’daki Türkçe medyaya bakışı. 

– Alman devlet radyo ve televizyonlarının ülkedeki Türkçe konuşan insanlara yönelik medya politikaları. 

– Türkiye kökenli gazetecilerin Alman medyasının şekillendirilmesine etkisi. 

– Yerel Türkçe gazeteler, Türkçe medyanın gerçek kurtarıcıları mı? 

– Avrupa’daki sürgün gazetecilerin durumu.

ATGB’den yapılan açıklamaya göre, bu sempozyum toplantıları sonunda ortaya çıkacak Avrupa’daki Türkçe medyanın durumuna ilişkin tablonun, belge niteliğinde bir rapora dönüştürülmesi planlanıyor.

ATGB – STUTTGART

KAPAK FOTO: unsplash

ATGB’nin Dijital Sempozyumu: “Avrupa’daki ilerici gazeteciler birleşmeli”

Türkiye’deki gerici siyasetin Avrupa’daki Türkçe medyayı da şekillendirdiğine işaret eden medya çalışanları Avrupa’daki ilerici gazetecilere bir yayın etrafında birleşme çağrısında bulundular.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) “Dünden Bugüne Avrupa’daki Türkçe Medya  I. Dijital Sempozyumu”nun dördüncü bölümünde gerçekleşen diijital buluşmada, ana akım medyanın karşısında alternatif medya aracılığı ile gerçeklerin sorgulanabildiği kaydedilirken, toplantıda ilerici, eşitlikçi ve özgürlükçü gazetecilerin güçlerini birleştirme çağrısı yapıldı. 

“Teknoloji , yapısal değişim ve Türkçe medyanın geleceği? Yeni medya modelleri” ana başlığı ile ATGB‘nin Facebook sayfasında ve Zoom üzerinden canlı yayınlanan toplantıda, sosyal medyadaki videolu habercilik/yayıncılık ne durumda, internet gazeteciliği, bloglar ve sosyal medyanın Türkçe medyaya etkisi ile Almanya’daki Türkçe medyanın İstanbul eksenli yayıncılıktan kopuşu, Avrupa merkezli yayıncılığa yönelişi gibi konular ele alındı.

ATGB İrlanda Temsilcisi, gazeteci-yazar Çağdaş Gökbel’in moderasyonunu üstlendiği toplantıda, konuşmacılar Türkiye’de 80 darbesi ve ardından 2002 ile devam eden medyadaki dönüşümü karşılayan ilerici bir filtrenin oluştuurlamadığı, Avrupa’daki solun da bu konuda başarısız olduğunu vurguladılar. Öte yandan geçmişte Türkçe ve Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri konularına geniş yer verildiğini ancak günümüzde yeterince işlenmediğine de dikkat çeken konuşmacılar Avrupa’daki Türkçe medyanın siyasi araç olarak kullanılmasına karşı gerçeği yazan ve sorgulatan gazetecileirn kıtada daha da güçlü bir şekilde örgütlenmesi gerektiği kaydedildi.

Gazeteci-Yazar/ATGB Kurucu Üyesi Osman Çutsay, Karantina TV / ATGB Türkiye Temsilcisi ve Kurucu Üyesi Recai Aksu ve Odak Dergisi’nden serbest gazeteci Seda Şanlıer’in katıldığı  toplantıda Avrupa’da Türkçe medyada görev yapan gazetecilerin yaşadıkları ülkelerin dillerini  iyi konuşmaları ve gündemini ise iyi takip etmeleri gerektiği de vurgulandı.

“AVRUPA’DA DA CENNETTE YAŞAMIYORUZ”

Toplantıda öne çıkan başlıklar özetle şöyle:

Çağdaş Gökbel:

80 darbesi medyayı değiştirdi. Medya holding sahiplerinin, patronların eline geçti. Dolayısıyla haberler ve içerikler dönüştü. Bu dönüşüm 2002 yılında AKP ile devam etti. Teknik ilerleme ile gerçek ötesi bir çağa geçiş yaptık. Sosyal medya ile daha da demokratikleşeceğimiz söylenirken kitle kültürünün yayıldığına şahit oluyoruz. Ana karadaki çöküş, siyasi, iktidar, kültürel çöküş Avrupa’daki Türkçe konuşanları olumsuz etkiliyor. 

Öte yandan Avrupa’da hayali bir cennette yaşandığı sanılıyor. Türkiye’de basın özgürlüğü tartışılırken kendimi İrlanda’da da sınırsız özgürlüklere sahip bir gazeteci olarak hissetmiyorum. İrlanda’da merkez medyaya salgın boyunca mültecilerin trajedilerini ilettim. Ardından sosyal medyada linç edildim.  Diğer taraftan Türkiye’de, Avrupa’dan  gerçeği yazan gazetecilere de direkt terörist etiketi yapıştırılıyor. Elinde ciddi sermaye olan güç odaklarının sosyal medyaya girmesiyle yeniden eşitsizlik ortaya çıkıyor. Sonuçta o vasat içerikler sosyal medyaya taşınmış oluyor.

Bununla birlikte Can Dündar’ın 15 Temmuz belgeselinde ise hiçbir şey yoktu. Bu konuda onlarca benzer video vardı zaten, oradan alıp izleyebilirdik. Sosyal medya alanını verimli kullanmak çok önemli.

“AVRUPA’DA İLERİCİ BİR MEDYA FİLTRESİNE İHTİYAÇ VAR”

Osman Çutsay

Avrupa’da 80’den sonra Türk gazeteciliği sıçrama yaşadı. 90’ların sonunda günde en büyük gazete 100-120 bin gazete satabiliyordu. Türkiye’de son dönemde iki faşist darbe gördük. 1980 ve 2002. Dolayısıyla bu rejim dönüşümlerini, gerici yönsemeyi Avrupa’da da Türk medyası üzerinden gördük. Aslında artık daha da ilerleyen her gün yinelenen bir darbeler dönemi yaşıyoruz. 

Türk medyasının ilerici bir filtreye ihtiyacı var. Gerici yönsemeyi Avrupa çapında göğüsleyen bir filtre. Türkiye’de ilerici bir filtre işlevi zaten yoktu. Gerici dalgayı Avrupa’da da sürdürmek istiyorlar. Avrupa’daki sol ise bunun altında kaldı. 80’li yıllarda buraya geken Türkiye solu birer ceset halinde döndü Avrupa’dan. 

Avrasya haritasına baktığımızda Almanca kültür sahasında yaklaşık 100 milyon, Rusya  kültür sahasında 150 milyon ve 100 milyonluk Türkiye Türkçesinin egemen olduğu bir alan var. Yani iki büyük kültür alanın ortasında Türk kültürü var. Avrupa’da ise 5-6 milyonluk Türkçe kullanan insan kitlesi yaşıyor. Teknolojik atılım insanları birbirine çok yaklaştırdı. İlerici gazetecilik hareketi neden ilerici gazetecilik oynayan gerici gazetecilerin gerisine düştü? Oysa gazetecilik bir direnç alanı oluşturmaktır. 

Türkiye’de olup bitene Türkçe ve yerel diller üzerinden müdahale ederek bir şeyler yapmalıyız. Filtre yaratmaktan korkmayalım. Jakobence davranmamız lazım.

“HÂLÂ ‘GURBETÇİ’ DİYE BAŞLIK ATMAK GERİCİLİKTİR”

Haber üretmek zorundayız, görüş üretmek değil. ‘Gurbetçi’ kavramının gerici bir kavram olduğunu hâlâ anlamadı insanlar. Devletin ajansının başlıkları bile ‘gurbetçi’ sözcüğü ile dolu. Buradaki insanımız gurbetçi değil, yerleşik. Ne demiştik? Üç büyük kültür alanının ortasında Türkçe üzerinde yükselen bir kültür var. Üç de aydın hareketi var: Alman, Rus ve Türk. Buna uygun hareket geçmemiz gerekiyor. Görüş değil haber ve analizler üreterek.

Zaman çok kötüleşecek. Avrupa gerici bir döneme giriyor. Bütün kazanımlar ortadan kalkıyor. Almanya’da faşist hareket daha ağır bir varlık gösterecek. Fransa’ya, İngiltere’ye bakın. Yapacak çok işimiz var. 

“HABER, İÇERİK ÜRETMEK ZORUNDAYIZ, GÖRÜŞ DEĞİL”

Türk, Rus ve Alman olmak üzere bu üç kültür alanını iyi değerlendirmek gerek. 90’ların sonundan bu yana Türkçenin felaketine tanık olduk üstelik. Önemli olan içerik üretmek, neye katkıda bulunuyorsunuz? Almanya jeoekonomik bir güç. Türkiye Almanya’nın alt ekonomisidir. Alman demokrasisinden farklı Türk demokrasisi olduğunu mu sanıyorsunuz? Buraya gelenleri görüyoruz. Tekrar edeyim: 80’deki faşist darbeden buraya kaçan devrimciler sonunda birer ceset olarak “memleketlerine” döndüler. 

“ALMANYA 80 DARBESİNDEN BİRİNCİ DERECEDEN SORUMLUDUR”

Alman demokrasisi 1980 darbesinden birinci derecede sorumludur. 24 Ocak kararlarını birebir destekledi. 2002’de ise destek verenler Alman sosyal demokratları ve Yeşiller’di. Bunlardan özgürlükçü medya mı bekleyelim? Can Dündar’ın son yaptığını gördünüz. 15 Temmuz belgeseli ile adeta herkesten özür diliyor. Türkçe üzerinde zıplanan ilerici bir irade gerekiyor, Avrupa’ya hegemonlarına karşı kurulmuş bir iradeye ihtiyaç var. 

Diğer taraftan gerçeği veren bir gazeteci iseniz, derin Almancayı üretenlerle ilişkiye geçeceksiniz. Bir araya gelmek lazım. ATGB gibi oluşumlar bu nedenle çok önemli. Herkes birbirine Türklük ve demokratlık şampiyonluğu veya propagandası yapmasın. Avrupa’da Türk medyası yok, ama tek tek işler var. Saha batmış durumda. Sözcü de satmıyor. Haber üretemiyorlar çünkü. 

“CUMHURİYET TÜRKÇESİNİ YOK ETMEK İSTİYORLAR”

Cumhuriyet Türkçesini yok etmek istiyorlar. 1923 projesi Ekim devriminin rüzgarı ile kurulmuştur. Bu dilin, anadilimizin içinde özgürleştirici alanlar var. Generallerin ilk işlerinden biri TDK’yı değiştirmek oldu zaten. Laikliğe yakışır bir habercilik yapmak zorundayız. Teknoloji her zaman yeni alanlar açar. Artık duvar gazetesi yapmıyoruz. Yeni alanlar üretmek, eşitlik ve özgürlüğü işlemek gerekir. 

“BURASI NEVŞİN MENGÜ’NÜN BAHÇESİ DEĞİL”

Burası Nevşin Mengü’lerin bahçesi değil, bizim onlardan öğreneceğimiz bir şey yok. Uğur Mumcu’nun gerçek oğulları Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’dır.  

Kim finanse ediyor? Örneğin demokrasiyi? Sadece paradan söz etmiyorum. 

Çektiğimiz acılarla Nevşin Mengü’yü, Can Dündar’ı ve kanal kanal dolaşan “muhalifleri”, ne yazık ki bizler finanse ediyoruz. 

Özetin özeti: Bizim alanımız Avrupa ve burada acımasız bir gerçek var. 

“TÜRK MEDYASI AVRUPA CAHİLDİR”

Türk medyası Avrupa cahilidir. Bazı gazetecilerin  İngilizceleri, Fransızcaları, Almancaları ne derece yeterli? Merkez medyada bizim sırtımızdan şişirilip başa oturtulanlara itiraz emeliyiz. 

Yeni alanlar kurmak zorundayız. Şansı yaver gidenlerin şansları daha iyi gitsin diye paspas olmayacağız. “Kriz partileri” üretilecek. Krizden geçiyoruz, ama krizin haberi yok medyada. Dünyadan haberleri yok Avrupa’daki Türk gazetecilerin.

İlerici, eşitlikçi cumhuriyet Türkçesi ile neden iş yapmayalım? Dünya istemiyordu, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduk, dünya istemiyor bu sefer de birleşerek Türkçe medyayı kurarız.  

Alman aydını bizleri istemedi, Türkiye’yi ve Türkçeyi neden orta malı yapalım?

“AVRUPA’DAKİ TÜRKÇE MEDYAYA YATIRIM YAPILMADI”

Recai Aksu:

70’li yılların başında gazeteler uçakla geliyordu Almanya’ya ve tren garlarında satılıyordu. Milliyet 72’de geldi. Başlarda teknik nedenlerle gazeteler bir gün sonra yayınlanıyordu. Türkiye-AB ilişkileri, Türkçe dersleri önemliydi o yıllarda. Türkçe-Almanca yayınlar oluyordu. Uzun yıllar Türkçe medyaya yatırım yapılmadı. Daha sonra gazeteler yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Milliyet’i kapattılar. Deniz Feneri’ni yazan gazeteydik diyet ödedik, kapattılar. 

“ANADİLE ÖNEM VERMEZSENİZ RUHUNUZU KAYBEDERSİNİZ”

2007’de Türkçe dersleri için yazı dizileri vardı. Onu ilk yapanlardan biri de bendim. Anadile önem vermezseniz, Türkçeye önem vermezseniz ruhunuzu, gazetenizi, sesinizi de kaybedersiniz. Anadile sahip çıkmaktan geçiyor Türkçe medyanın varlığı, senin varlığın.

Diğer taraftan  Avrupa’daki Türkçe medya, gıdasını elbette hâl Türkiye’den alıyor. Ancak artık eskisi gibi değil. Sembolik olarak bayilerde duruyor. Artık ulusal gazeteler okunmuyor.

Türkiye medyası Berat Albayrak istifasını veremedi. Bu mu gazetecilik? Gazeteciler için Türkiye’de sosyal medya kılavuzları çıkardılar. AA, Demirören, Ciner çıkardı örneğin yayınların taraflı olabilmesi için. 

“AVRUPA’YA YÖNELİK TÜRKÇE, ALMANCA, İNGİLİZCE YAYINLAR YAPILMALI”

Gazetecilik sorgulanmalı. Avrupa’ya yönelik Türkçe ve Almanca ya da İngilizce yayın yapılmasını isteyenlerdenim. Avrupa’daki gençlerimizin de siyasi alanda varlık göstermesinden de yanayım. Gazetecilik karşındakini konuşturabilmektir. Unutulmaz Uğur Mumcu, HDF’nin onur üyesiydi. Gazetecinin haber ve bilgi kaynaklarına en hızlı ulaşan ve okura iletebilmesi gerekir. Gazeteciler sır saklayan, kaynağını gizlemesini bilen, güç odaklarına karşı durmayı bilen , duruşu olanlar gazetecidir. Sosyal medya gazeteciliği başka bir dünya. 

“GAZETECİLER DAHA ÇOK YOUTUBE ALANINI SEÇİYOR”

Gazeteciler daha çok YouTube alanını kullanıyor. 

Sen AİHM kararlarını uygulamıyorsun, Anayasa kararını uygulamıyorsun diyor . Nerede Kopenhag kriterleri? İşte alternatif medya yani sosyal medya bu soruları açık ve net yöneltebiliyor. Her mecra için geçerli olamasa da bu böyle. Demokratik, laik Türkiye için ırkçı olmayan, şeriatçı olmayan, farklı etnik kökenden insanların bu mecraları iyi kullanması gerekir. Türkiye’de bir diktatörlük var. Tek adam sistemine karşı demokrasi güçlerinin birleşmesi gerekiyor. İstanbul seçimlerinin sonucu moral veriyor. Gerçeği yazan gazetecilerin  örgütlenmesi, çoğalması gerekiyor. 

“MEDYA İLE TOPLUM DİZAYN EDİLİYOR”

Seda Şanlıer:

Medya siyasal bir araç olarak kullanılıyor. Bu da Avrupa’da hem dili hem kültürü hem de uyumu etkiliyor. Medya iktidarlar tarafından kullanılan eski bir araç elbette. 80 öncesinde de böyleydi, şimdi de böyle. Medya ile toplumu dizayn etmeye çalışıyorlar. 

Darbeden önce kardeş kardeşi vuruyor darbe olunca ise olması gereken bir şeymiş gibi başlıklar vardı. AKP sadece bunun sonucu. Hürriyet’in nasıl el altından iktidara geçtiğini gördük. Aydın Doğan ortalıkta yok. Şimdi Pelikancılar, Sabahçılar var. AKP’nin onayından geçmeyen haberler ne yazık ki servis edilemiyor. Ekonomi bakanının istifası AKP’nin onayıyla verildi. İstanbul seçimlerine bakalım. Sonuçlar açıklanmadı. Aday kendisi açıklamak zorunda kaldı. 

“ALTERNATİF MEDYA ÖNEMLİ BİR ALAN”

Bu nedenle alternatif medyayı önemli buluyorum. AKP’ye karşı önemli alan. Sosyal medya üzerinden istediğiniz köşe yazarına gazeteciye ulaşabiliyorsunuz. İsveç’te yaşayan bir korona hastasını AKP alet etmek istedi. AHaber uçağın resimlerini yayınladı. AKP Türkiye’si yardım ediyor mesajı verilmek istendi. Çok inandırıcı bir haber değildi tabii. Eleştirdim, haber yaptım. AKP şov yaptı dedim ve AKP medyası çok kızdı. Boy boy resmimi yayınladılar. Neden? Çünkü doğruyu yazdım, gazetecilik yaptım. Beyin göçüne ise sebep, açılan davalar. Alternatif medya alanlarını çok önemli görüyorum ve geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. 

“İLERİCİ GAZETECİLER BİR ARAYA GELMELİ”

İlerici güçler arasında dayanışmayı güçlendirmek lazım. Bugün burada farklı ülkelerden olmamıza rağmen konuşabiliyoruz. Israrla mevcut alanların mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor. AKP’nin elindeki ana akım medyada katledilen kadınları, yoksulluğu, yoksulluk ölümlerini göremiyoruz. Onun yerine gerçeği yansıtmayan haberleri görüyoruz. Can Dündar’a uygulanan hukuksuzluk hepimize uygulanıyor. Artık bunlar bizim için onur madalyalarına dönüştü. 

“AVRUPA’DA İKİ DİLLİ HABER YAPMAK GEREK”

Avrupa’da Türkçe üzerinden haber yapılmasının kısıtlayıcı olacağını düşünüyorum. İki dilli haber yapmayı önemli buluyorum. Kendimizi sadece Türkçe ile kısıtlarsak önceki kuşaklara hizmet edebiliriz. Türkiye eksenli haberciliğin iki dilli yapılmasını önemsiyorum. Burada yaşıyoruz, ama Türkiye’de yaşananlara sırt çeviremeyiz. 

atgb – Frankfurt

FOTO: Unsplash

Avrupa’daki Türkçe medyada anadil düzgün konuşuluyor mu?


ATGB SEMPOZYUM- I. BÖLÜM

29 Kasım 2020 Pazar saat 14:00 – 14:45

Avrupa’daki Türkçe medyada anadil düzgün kullanılıyor mu?

  • Avrupa’daki Türkoloji bölümlerinin anadile ve Türkçe medyaya etkileri
  • Gelecekte Türkçe medyanın, okuru / izleyicisi olacak mı?

Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ersoy Soydan
Almanya Türk Veli Dernekleri Federasyonu (FÖTED) Eş Başkanı Dr. Ali Sak
Baden Türk Okul Aile Birlikleri Dernekleri Federasyonu (BTOABD) Başkanı Kemal Ülker
Batı Alman Radyo ve TV Kurumu WDR Türkçe Servisi Koordinatörü Tuncay Özdamar
Bund Bik ve TOAB Esslingen-Nürtingen e.V. Başkanı Güven Toymaz
ATGB YK Üyesi- Sosyal Pedagog- Gazeteci Ufuk Evla Bostan
ATGB İngiltere Temsilcisi – +49 Haber Portalı Gözde Sapanlı
Moderatör: ATGB YK Üyesi ve Belçika Temsilcisi Fikret Aydemir

Radikal İslamcı terörü kınıyoruz: Avrupa’daki İslamcı katliamların hiçbir mazereti olamaz

Basın Açıklaması

Önce Fransa’daki kafa kesme ile gündeme gelen radikal İslamcılar dün akşam da Avusturya sokaklarını kana buladılar. Din adına sokaktaki masum insanları hedef alan, bu yolla Avrupa’da korku salarak baskı kurmaya çalışan İslamcı gruplara, bu kıtada yaşayan sağduyulu tek bir kişi bile hak veremez.
Bu vahşetin hiçbir mazereti, gerekçesi olamaz. Kimse kınarken yanına bir de “Ama-Fakat” ekleyerek bahane arayamaz.
“HERKES TARAFINI BELİRLEMEK ZORUNDA”
Irkçılarla İslamcıların dans pistine dönüşen Avrupa’da artık herkes safını belirlemek zorundadır.
Dinin daha fazla siyasete alet edilmemesi için, Avrupa’da görev yapan Türkiye kökenli gazeteciler olarak laiklik ilkesini en başa koyuyor, kamu yönetimi ve kurumlarında dinin bir yeri olmadığını bildiriyoruz.
MÜSLÜMAN GÖÇMENLERİN DURUMUNU ZORLAŞTIRIYOR
Din adına yaşanan bu vahşet Müslüman göçmenlerin durumunu içinden çıkılmaz bir hale getirirken, Avrupa’da son dönemde palazlanan aşırı sağcıların da elini güçlendiriyor.
Gerekçesi ne olursa olsun Avrupa’daki tüm Müslüman göçmenlerin İslamcı terör saldırılarına karşı güçlü bir ses çıkarması ve “Bu gözü dönmüşlerle bizim işimiz olmaz” demesi gerekiyor. Ancak ne yazık ki, şu saate kadar Avrupa’daki güçlü İslami kuruluşlardan hiçbir mazeret ve bahaneyi önüne eklenmemiş gerçek bir kınamayı neredeyse hiç duyamadık.
KINAMA METNİNE “MAZERET” EKLENEMEZ
Macron-Erdoğan gerginliği, Doğu Akdeniz meselesi, karikatürler… Bunların hiçbiri bu vahşeti haklı çıkaramaz, kınama metinlerinin içine de “mazeret” ya da “mağduriyet” olarak eklenemez.
İslamcı teröristlere karşı net tavır ile Avrupa’da hedeflenen kaos ortamına, provokasyona hep beraber “dur” diyebiliriz.
Fransa ve Avusturya’da olanlar Avrupa’yı önümüzdeki günlerde çok daha zor günlerin beklediğine de işaret ediyor.
Avrupa’daki hikâyemizde yaşadığımız ülkelerin halkları ile birlikte hem ırkçıların hem de İslamcıların kışkırtmalarından uzak, siyasi çekişmelere alet olmadan, dostluk, barış, hoşgörü içinde bir yaşam için terör nereden gelirse gelsin kınıyor, kanlı saldırı kurbanlarını saygıyla anıyoruz.


Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu

ATGB bugün 8 noktada temsil ediliyor: Bavyera Temsilciliğine İlhan Baba atandı

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) temsilci ağı gitgide güçlenerek büyüyor. ATGB’nin Bavyera Temsilciğine tecrübeli gazeteci İlhan Baba atandı.

Nürnberg merkezli Radyo Baba’nın da kurucusu ve yöneticisi olan İlhan Baba’nın Bavyera Temsilciliğine geçmesi ile ATGB Avrupa’da sekiz ayrı noktada temsil edilmiş oldu. Gazeteciliğe ilk adımı  İstanbul- Cağaloğlu‘nda Türkiye gazetesinin çocuk  dergisinde başlayan ardından göreve  Anadolu Haber Ajansı, Türk Haberler Ajansı‘nda devam eden İlhan Baba 1984 yılında, İran-Irak savaşında 3 ay çajans muhabiri olarak çalıştı. 

Almanya’daki gazetecilik serüvenine ise  1991 yılında Milliyet gazetesinde başladı. Milliyet, Fanatik gazetelerinde çalışırken, aynı zamanda Milliyet, Fanatik ve Hürriyet gazetelerinin ilan temsilciğini de üstlenen İlhan Baba Milliyet gazetesinin Avrupa baskıları sona erince  bir süre Almanya’da da Anadolu Ajansı‘na haber  aktardı. Ardından Bavyera eyaletinde  Türkçe dili  ağırlıklı olmak üzere farklı dillerde olmak üzere 24 saat kesintisiz yapan web radyosunu kurdu. Nürnberger Nachrichten gazetesinin ilk Türk muhabiri olarak çalıştı.  Azerbaycan basın yayın kuruluşlarından Xeber gazetesinin  Almanya temsilciği ve Moğolistan’ın Çağatay Han eyaletinin Almanya Ticari ilişkiler Temsilcisi olarak görev yaptı. Halen  Türk Haberler Ajansı Almanya Temsilciği,  Bayern Ses gazetesinin genel yayın yönetmenliği, El Ele gazetesi ve  dergisinin haber müdürlüğünü, Euro İmaj dergisinin haber müdürlüğünü,  Bayern Post gazetesinin Kuzey Bavyera Haberler Koordinatörlüğünü sürdürüyor.

Öte yandan ATGB sekiz noktada yer alan temsilcilikleri şöyle: Berlin eyalet Temsilcisi Ali Yıldırım, Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Temsilcisi (NRW) Fuat Ateş, Rheinland Pfalz Eyalet Temsilcisi Ufuk Evla Bostan, Bavyera Temsilcisi İlhan Baba, Belçika Temsilcisi Fikret Aydemir, Avusturya Temsilcisi Mehmet Ali Demir, İrlanda Temsilcisi Çağdaş Gökbel, Türkiye Temsilcisi Recai Aksu.

Atgb – NÜRNBERG

RTÜK’ün tarihi ayıbı: Gerçekleri ekran karartarak da gizleyemezsiniz

Avrupa’da görev yapan Türkiye kökenli gazeteciler olarak ülkemizde muhalif seslere yönelik saldırı ve baskıyı kınayan bu kaçıncı basın açıklamamız, bilemiyoruz. 

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nda (RTÜK) alınan kararla Halk TV ve TELE 1’e verilen 5 gün yayın durdurma cezası, Türkiye’deki belki de özgür medyaya artık daha fazla tahammül edilemeyeceğinin bir göstergesi.

Anlaşılan iktidar inisiyatifin muhalefete geçtiğini görüyor ve medyadaki özgür seslerin etkisinin büyüdüğünün de farkında. Yandaş ekranlar baştan sona alay konusudur. Etkisizdir.

Muhalif seslerin etkisi engellenmeye çalışılıyor.

RTÜK’ün ekran karartma cezası şimdiden tarihe benzersiz karalıkta bir sayfa olarak geçti. 

Gerçekleri aktaran basına sansür ve cezalar, ne yazık ki, alıştığımız türden baskılardı, ancak bu son ekran karartma cezası ile RTÜK bir ilke imza atarak Türkiye’de artık basın özgürlüğünün kalmadığını, tamamen kazındığını tüm dünyaya ilan etmiştir.

RTÜK’ün basın-yayın tarihi açısından utanç verici kararı, Türkiye hakkında bir açıklama yapan Sol Parti lideri Katja Kipping’in sözlerini teyit eder nitelikte:

‘Türkiye sadece korona nedeniyle değil, aynı zamanda insan hakları ve demokrasi açısından da bir risk bölgesi. Alman hükümeti buna karşı belirleyici bir tavır almalı. Dışişleri Bakanı Maas’ın perşembe günü Türkiye delegasyonuyla bir araya geldiğinde politik bir dik duruş sergilemesini ve açık bir şekilde şu mesajı vermesini diliyorum: Önce demokrasi! Türkiye demokrasi ve insan hakları için bir kara delik. Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi muhalefete karşı bir iç savaş yürütüyor.’

Türkiye’deki basına, hak ve özgürlüklere, demokrasiye saldırılar sona erdiği gün, bizler de dünyadaki meslektaşlarımızla göz hizasında görevimizi yapma onurunu yaşayabileceğiz.

Bu inançla, RTÜK’ün elini vatandaşın haber alma özgürlüğünden derhal çekmesini ve kararını geri almasını talep ediyoruz.”

ATGB Yönetim Kurulu

Avrupa “sürü bağışıklığına mı” geçiyor?

Süre uzadıkça durum daha da zorlaşıyor, halkın morali bozuluyor. Pandeminin ekonomik, sosyal, psikolojik etkileri bir bir ortaya çıkıyor.  Çeşitli Avrupa ülkelerinde koronavirüsü tedbirlerine karşı izinsiz protestolar bile gerçekleşti. 

Almanya’da ekonominin 2020’de salgın nedeniyle yüzde 8,4 küçülmesi bekleniyor.

Nürnberg İstihdam Piyasası ve Meslek Araştırmaları Enstitüsü (İAB), kısa süreli işlerde çalışanların sayısının  2,5 milyona, işsiz sayısının da yaklaşık 3 milyon ile zirveye çıkabileceği yönünde alarm verirken, Almanya’da  yapılan bir ankete göre ise nisan ayının ilk iki haftasında 4 milyon kişinin kısa çalışma uygulaması yaptığı  ortaya çıktı.  

Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri koronavirüsü önlemlerini kademeli olarak gevşetiyor. Almanya, Fransa, Belçika, Norveç, Hırvatistan, İsviçre, Çekya farklı tarihlerde tedbirleri hafifletmeye hazırlanıyor.

Oysa en başta İngiltere Başbakanı Boris Johnson sürü bağışıklığı tezi ile dünyanın şimşeklerini üstüne çekmişti. Şimdi Avrupa sürü bağışıklığına doğru mu ilerliyor?

Avrupa’nın trilyonluk kurtarma planları Avrupa’yı kurtarmaya yetecek mi?

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) salgın boyunca son gelişmeleri aktardığı YouTube kanalında pandemi ve Avrupa’ya yer vermeye devam ediyor.

Almanya’dan ATGB Rheinland Pfalz Eyalet Temsilcisi Ufuk Evla Bostan, ATGB Belçika Temsilcisi Fikret Aydemir, ATGB Avusturya Temsilcisi Mehmet Ali Demir, ATGB İrlanda Temsilcisi Çağdaş Gökbel ve ATGB Türkiye Temsilcisi Recai Aksu Avrupa’da sürü bağışıklığına geçiliyor mu sorusuna yaşadıkları ülkelerden örnekler vererek konuyu mercek altına aldı. ATGB Başkanı Işın Toymaz’ın yönettiği Avrupa ve pandemi sohbetinde Avrupa’daki Türkiye kökenli gazetecilerin aktardıklarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“EKONOMİNİN KORONAVİRÜS ÖNCESİ GÜNLERE GERİ DÖNMESİ 2022’Yİ BULACAK”

Çağdaş Gökbel / İrlanda: “Boris Johnson’un kapitalist ekonomiyi düşünerek ortaya attığı ‘sürü bağışıklığı’ tezi İngiliz aydınlanmasının yüzyıllar içerisinden süzülüp gelen ‘sosyal Darwinist’ ideolojisinin vasat bir tezahürüydü. Aşıyı ve ilacı bulamayan kapitalistlerin daha fazla bu karantina koşullarına dayanamayacaklarının işaretlerini alıyoruz. İrlanda maliye bakanı Paschal Donohoe’ye göre ise İrlanda Gayri Safi Yurt İçi hasılası bu yıl yüzde 10,5 daralacak. İrlanda tam istihdam durumundan, yüksek işsizlik rakamlarına geçiş yapacak. Bakan Donohoe, ekonominin koronavirüsü öncesi günlere geri dönmesinin 2022’yi bulacağını söyledi.  Sendika temsilcisi ve People Before Profit (Kardan Önce İnsan Partisi) üyesi arkadaşım Memet Uludağ’a göre ise koronavirüsü sonrasında İrlanda’da 400 bin kişi işsiz kalacak. İlerleyen günlerde aşının ve ilacın bulunmamasına rağmen normale dönme çağrıları yapılacak ve işçiler işlerinin başına dönecek gibi görünüyor. Bu da sürü bağışıklığı tezinin aslında iktidarlar açısından asla ortadan kalkmayan bir seçenek olduğunu gösteriyor. Sürü bağışıklığı geri dönecek; kronik hastalar ve yaşlılar ölüme terk edilecek. İnsanlar şu anda da işsizler aslında. Normal hayata döndüklerinde farkına varacaklar. Ayrıca sürü bağışıklığının yanı sıra salgından sonra bir barbarlığa gidebiliriz. Mülteciler konusunda ise İrlanda sınıfta kaldı. Mülteciler sosyal izolasyonun uygulanmadığı ortamlarda yaşıyorlar. Avrupa’nın demokratik değerlerinin kaygan bir zeminde tartışılacağı günlere gidiyoruz.”

“İNSANLAR AÇ”

Recai Aksu / Türkiye: “Türkiye’de toplumsal bir barış yok. İsteyen istediğini yapıyor. Saray rejimi bilim insanlarının, doktorların uyarılarını gerektiği şekilde dikkate almıyor. 

Türk Tabipler Odası’nın uyarılarını dinlemiyor. DSÖ bile ‘Türkiye’den gelen rakamlar doğruyu yansıtmıyor’ diyor. Bu zorlu süreçte işçiler, çiftçiler ne yapacak. Peki? Yardım yok. Destek yok. Almanya’da küçük işletmelere verilen destekler var örneğin. Hak hukuk adaletin olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Bayramdan sonra ise tedbirlerin gevşetilmesi konuşuluyor. Herkesi neye göre dışarıya bırakacaksın? Önce ortaya verileri şeffaf ve tüm gerçekliğiyle koyacaksın. Avrupa tedbirleri gevşetiyor doğru. Ancak korona ile savaşta dünyada ortak bir yol izlenmesi gerekiyor. Avrupa’da protestolar da var tedbirlere karşı. ‘Açım’ diyor insanlar. Türkiye’de ise sosyal devlet olmamız gerek. Toplumda büyük bir tepki var. Bilime inanmayan insanlara tavır almak zorundayız. Yaşamımızı tehlikeye atıyorlar. Korona gölgesinde infaz yasasını çıkardılar. Böyle bir Türkiye’de yaşıyoruz. Korona günlerinde diktatörlerin gücünü arttırdığına da şahit oluyoruz. “

“SALGIN ÜCRETSİZ EĞİTİMİ DE VURACAK”

Ufuk Evla Bostan / Almanya: “Almanya’da işsizlik rakamları önümüzdeki sekiz hafta içinde 2 milyon 36 bine yükselecek. Ondan sonrasında da artış bekleniyor. 2019’a oranla dört ayda işsizlikte 90 bin kişi artış gerçekleşmiş. Almanya’da yüksek ve orta öğrenim ücretsiz. Bunun böyle kalacağından da yola çıkıyoruz. Ancak uyarılara da bakmak gerek. Eğitimde sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz. Uzmanlar bu refahın 2-3 yıl sürmeyebileceğini söylüyorlar. Bu kriz sadece üniversiteleri değil orta dereceli okulları da etkileyecek. Salgının yarattığı ekonomik sarsıntı eğitim sektörünü de vuracak. Bunlar şimdilik tahminler ve uyarılar. Diğer taraftan  Rheinland Pfalz Eyalet Hükümeti örneğin medya kuruluşlarına krizde destek verdi. 40 milyon avro abone usulü işleyen özerk olmayan kuruluşlara verildi. Medya ne kadar güçlü ise demokrasinin de o kadar güçlü olacağını düşündüklerinden bu adımları atıyorlar Avrupa’da. Almanya’da aşıdan önce covid-19 hastalığı için ilaç bulunacağı da konuşuluyor. Görülen o ki ekonomik, sağlık, eğitim ve iş dünyasında koronayı yazmaya devam edeceğiz. Bolca önlem konuşacağız. Ceza yasalarında, medeni yasalarda ve pandemiyle ilgili yasalarda düzenlemeler gelecek. 

“KRİZİ KARİKATÜRLER DEĞİL CİDDİ DEVLET ADAMLARI İDARE EDEBİLİR”

Fikret Aydemir / Belçika: “Belçika Hükümeti 4 aşamalı plan açıkladı. Bu adımlar için 4-11-18 Mayıs ve 8 Haziran olarak tarihler belirlendi. Belçika’da hafifletilmiş izolasyon yaşıyorduk. İnsanlar da bu süreçte kurallara uydular. Salgın ortaya çıktığında Belçika hükümetsizdi. 290 gün boyunca hükümet kurulamamıştı. Birden kriz çıkınca geçici korona hükümeti kuruldu. Eylül ayına dek görev yapacak. Bu hükümet sadece covid-19 ile adımlar atıyor. Başarılı bir şekilde krizi yönetiyor diyebiliriz. Her şeyi bilim kuruluna bıraktı. Her ülke farklı bir şekilde DSÖ’ye veri yüklüyor. Belçika’nın verileri, oranları yüksek. Çünkü Belçika yaşlılar ve bakım evlerindeki ölümleri covid-19 olarak yansıtıyor ve rakamlar çok yüksek çıkıyor. Demokraside yaşıyorsunuz hükümetin verdiği rakamlara inanmak durumundasınız. Boris Johnson ‘sürü bağışıklığı’ diyor, Trump ‘vücuda dezenfektan enjeksiyonundan‘ söz ediyor. Birileri ise saraydan çıkmıyor. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki devlet adamlığı vasıfları olmayanlar ülke yönetiyor. Karikatür gibi başkanlara değil bu süreci büyük darbeler almadan atlatacak ciddi devlet adamlarına ihtiyaç var. Aşının üretilmesinin ise 1,5 yılı bulacağı konuşuluyor. Kas gevşetici ilacın bile üretiminin aylar yıllar aldığını biliyoruz. Elbette bütün dünya bunun üzerine çalışıyor. Avrupa normalleşmeye doğru gidiyor. Ancak eskisi gibi normalleşme değil korona normalleşmesine döneceğiz. Tedbirler çerçevesinde ülke değiştirmeyin yönünde uyarılar var. 2021 yazına kadar gerçek anlamda bir normalden bahsedemeyeceğiz. Deniz kenarına gittiğinizde şezlongların arasına bile 1,5 metre mesafe konacak. Yaşam standartlarını ve alışkanlıklarını değiştirmek zorundayız. Küresel salgının aşırı grupların aşırı sağcıların aşırı solcuların işine yarayacağına inanıyorum. Alıştığımız hiçbir şablon üzerinden hayatı okuyamıyoruz. Yeni şeyler öne süren partiler seçmenlerin daha çok ilgisini çekiyor. Salgın aşırı uçtaki partilerin oy oranlarına yansıyor.  Ancak geçici hükümet işi bilim adamlarına bırakıyor, bilene bırakıyor. Bilim kurulunun sunduğu önerileri hükümet ciddiye alıyor ve o yönde de adımlar atılıyor. Avrupa 2 triyon 770 milyar avro bütçe ayırdı AB ülkelerine destek için. 4 farklı kalemden oluşan bir bütçe bu. AB brexitle gücünü kaybetmişti ama salgınla birlikte yeni bir yola kavuşmanın tartışmaları yeniden yaşanacak.” 

“YAZ AYLARINDA TÜRKİYE’YE TATİLLERE İZİN YOK”

Mehmet Ali Demir / Avusturya:  “Açıkçası ben iyimser değilim. Aşıların söylendiği sürede bulunabileceğine inanmıyorum. Avusturya’da bu dönemde en yüksek işsizlik yaşanıyor. Normale döndüğümüzde kaç kişi daha işini kaybedecek bunu da bilemiyoruz. Avusturya’da şu anda tedbirler gevşetildi. Hijyen ve sosyal izolasyona uymaya ise devam ediliyor. Kurallara uymayanlara 600 avro para cezası ödeniyor. Avusturya’da da insanlar özgürlüklerinin kısıtlanması konusunda rahatsızlar. Burada da protestolar var. 14 Mayıs’ta ise okullar bazı şartlara bağlı olarak açılıyor. Avusturya vatandaşa biner avrodan iki kere destek yaptı. Ekstra yardımlarda da bulundu. Küçük esnafa da yardım paketleri sunuluyor. Avusturya bu sene yaz aylarında ülke dışına çıkmaya ise izin vermeyecek. Sadece iş için izin belgesi olanlar bu yaz ülkeyi terkedebilecekler. 14 günlük karantinaya da tabi tutulacaklar. Önümüzdeki yaz Türkiye’ye gitmek mümkün olmayacak. Sürü bağışıklığına geçilebilecek gibi görünüyor. Hastalık, salgın, işsizliğin Avrupa’da aşırı sağı yükselteceğine inanıyorum. Tüm olumsuzlukların faturasını bir kez daha  göçmenlere ve mültecilere kesecekler. Salgın halen devam ediyor. Ne olacağı belli değil. 

ATGB – STUTTGART / MAİNZ/ BRÜKSEL / GRAZ / DUBLİN / ANKARA

ATGB’nin YouTube kanalı kuruldu: Salgında Avrupa’da neler oluyor?

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) üyeleri kıtayı merkez haline getiren pandemiyle ilgili son durumu aktarıyorlar. (Destek için abone olun)

Koronavirüsünün ekonomi, siyaset ve sosyal yaşantıya ne tür bir etkisi oldu? Tedbirlerde gevşeme söz konusu mu?

Mahkuma ve tutukların durumu ne olacak? Aile içi şiddetle ilgili ne tür tedbirler alındı?

Küçük ve orta ölçekli işletmeler nasıl ayakta kalacak? Türkiye kökenliler cenazeleri Türkiye’ye gönderebiliyorlar mı? Salgında kar mı insan mı kazanacak?

Münir Bağrıaçık – Berlin/ Almanya

Recai Aksu – Ankara / Türkiye

Ufuk Evla Bostan – Rheinland Pfalz Eyaleti / Almanya

Çağdaş Gökbel – Dublin / İrlanda

Mehmet Ali Demir – Graz / Avusturya

Moderasyon: Işın Toymaz