3 MAYIS DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ KUTLU OLSUN

“Özgür Basın”ın olmadığı Türkiye ve Dünyada  “3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü” Kutlu Olsun…

Gazetecilik suç değildir!

Sizlerin de bildiği gibi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1993 yılında aldığı kararla “Basının demokrasiyi korumaktaki rolünü vurgulamak, etik gazeteciliği ön plana çıkarmak ve dünyada basının sansür edildiği ülkelerdeki gazetecilerin durumuna dikkat çekmek” amacıyla “3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü” tüm dünyada kutlanıyor. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü aynı zamanda görevini yaparken öldürülen gazetecileri anmak ve ülkelerdeki yetkililere sorumluluklarını hatırlatmak amacıyla kutlanıyor.

Türkiye’de basın özgürlüğü var mı ki “3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü” nü kutlayalım?

Önceki gün 1 Mayıs’ta 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nün İstanbul Taksim’de nasıl engellendiğini, gazetecilerin hangi koşullarda görev yaptığını hepimiz medyadan izledik.

Polis, biber gazı ve plastik mermiyle yurttaşların Taksim’e yürüyüşünü engelledi. Gazeteciler darp edildi. Saraçhane’de polis  “süpürün” diye anons yaptı.1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyenlere biber gazı ile müdahale edilirken, eylemi izleyen gazeteciler de polis müdahalesinden etkilendi. Gazetecilerin müdahale sırasında yere düştükleri görüldü.

       İktidarı ve onun politikalarını desteklemeyen onlarca gazeteci işinden oldu, AKP politikalarına yönelik en ufak eleştirileri nedeniyle gazetelerden, televizyon kanallarından kovuldu.

     Kritik davalarda alınan gizlilik kararları, iktidarı rahatsız eden haberlere getirilen erişim yasakları, RTÜK ve Basın İlan Kurumu (BİK) aracılığıyla hizaye çekmeler ve ekonomik baskılar ile gazetecilere sosyal medya paylaşımları nedeniyle açılan davalar ve tutuklamalar Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün olmadığını gösteriyor. Her şeye rağmen kamuoyuna gerçeği ulaştırmaya çalışan gazetecilerin mücadelesi anlamlı ve önemlidir.  Aslında özgür basının olmadığı Türkiye’de 3 Mayıs Dünya Basın Günü kutlamak bir şey ifade etmiyor, ancak hatırlamak ve hatırlatmak için ‘3 Mayıs Dünya Basın Günü’ önemli.

    Gazetecilerin yaptığı haberlerinin gözaltı ve tutuklama gerekçesi sayıldığı, sansürün ve otosansürün yaygınlaştığı bir Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün ne anlama geldiği çok açıktır.

    Bugüne kadar yayınlanan ulusal ve uluslararası basın-yayın meslek örgütlerinin raporları, sürgün edilen, işsiz bırakılan, sansür ve otosansüre zorlanan ve yaşamı tehdit edilen gazetecilerin durumu,  Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğünü yeterince ifade ediyor.

2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye180 ülke içerisinde 165’inci sırada

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) raporuna göre; gazetecilere yönelik baskıya hız verildiği gerekçesiyle 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye180 ülke içerisinde 165’inci sırada. 

Türkiye’deki gazeteciler özgür değil

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) tarafından hazırlanan 2022-2023 Basın Özgürlüğü Raporu‘na göre, 3 Mayıs 2023 tarihi itibarıyla 47 gazeteci gazetecilik faaliyeti nedeniyle cezaevinde. TGS’nin raporuna göre son bir yılda en az 96 gazeteci fiziksel saldırıya uğradı, 43 gazeteci sözlü olarak tehdit edildi, 97 gazeteci gözaltına alındı ve 32 gazeteci tutuklandı.

    AKP iktidarında kurumlar tahrip edildi. Hilafet ve şeriat çağrılarının yapıldığı Türkiye’de laikliğe dönük saldırılar arttı, ekonomi iflas etti ve medya kuşatıldı. İktidarın keyfi uygulamaları ve “Sansür Yasası” ile ‘gazeteciler’ baskı altında.

      “Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlalleri”ni  Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) olarak tüm dünyaya “Gazetecilik suç değildir!” diye basın açıklamalarıyla, Belçika ve Fransa’da Avrupa Parlamentosu’nun önünde haykırmış, Türkiye’deki gazetecilerin yalnız olmadığını dile getirmiştik.

     Sendikaların ve uluslararası kurumların hazırladığı raporlar, somut veriler Türkiye’de gazeteciler üzerindeki baskıyı gözler önüne seriyor.

 Gazetecilere temelsiz soruşturmalar, yargılamalar ve mahkûmiyet

Uluslararası Af Örgütü’nün yayınladığı yıllık raporda; “Türkiye’de insan hakları savunucuları, gazeteciler, muhalif siyasetçiler ve diğerleri hakkında temelsiz soruşturmalar, yargılamalar ve mahkûmiyet kararlarının devam ettiği” ifade edildi. Rapora göre Türkiye’de terörle mücadele ve dezenformasyon yasaları ifade özgürlüğünü sınırlandırmak için kullanıldı.

 Avrupa Konseyi İnsan Hakları (AKİH) Komiseri Dunja Mijatovic, Türkiye’de insan hakları, ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı konularındaki gözlemlerini kayda geçirdiği 14 sayfalık raporunda, “Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün endişe verici düzeyde gerilediğini, medyanın yüzde 90’ının hükümet kontrolünde olmasının demokratik tartışma ortamını engellediğini” açıkladı.

      AKİH Komiseri Mijatovic, “Türkiye’de hükümetin Meclis’ten 2022’de geçirdiği İnternet Yasası ve Basın Yasası ile TCK’da yaptığı düzenlemelerle “yanlış ve yanıltıcı haber” yapmayı cezalandıracak unsurları gündeme getirdiğini  ve Aralık 2022 itibariyle 700 bin internet alan adı, 150 bin URL adresi ve 55 bin X mesajının bloke edildiğini” açıkladı.

Mijatovic’in raporunda; “2023 yılında Türkiye’nin 52 tutuklama ile en çok gazeteci tutuklayan ülke olduğu” belirtildi.

   IPI ‘Medyanın yüzde 90’ı hükümetin kontrolünde’

Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) hazırladığı rapora göre ise Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinden beri kapatılan medya kuruluşu ve basımevi sayısı 170’e ulaşırken, Türkiye hükümeti medyanın yaklaşık yüzde 95’ini etkisi altına aldı.

   Dünya’da Basın Özgürlüğünden örnekler… 

İran’a bakalım; Mahsa Amini Eylül 2022’de başörtüsünü “düzgün” takmadığı iddiayla gözaltına alındıktan sonra, polis gözetimindeyken öldü. Shargh gazetesinden Nilüfer Hamedi ve Hammihan gazetesinden  Elaha Muhammedi, “Mahsa’nın Sakız kentinde düzenlenen cenazesiyle” ilgili haber yaptılar, daha sonra da gözaltına alındılar.  “kadın, hayat, özgürlük” hareketini haberleştirmekten tutuklanan 31 kadın gazeteciden beşi de halen hapiste.

Alın size 3 Mayıs Dünya Gazeteciler Günü!

     Gazze’de 7 Ekim’den bu yana 22’si çalışırken 105 gazeteci öldürüldü

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) Orta Doğu Masası Şefi Jonathan Dagher, Gazze’de  7 Ekim’den bu yana en az 22’si çalışırken 105’ten fazla gazetecinin öldürüldüğünü açıkladı.

RSF’nin Orta Doğu Masası Şefi Jonathan Dagher ‘Gazze’de altı ayda 100’den fazla gazeteci öldürüldü; uluslararası toplum nerede?’ diye sordu. Gazeteci Moussa al-Zaanoon “Tüm dünyaya bilgi sağlamanın bizim görevimiz olduğunu hissettik. Sürekli babamı, annemi ve kendi hayatımı kaybetme korkusu içindeydim ama olanları bildirmenin benim görevim olduğunu anladım” diyor. Bu açıklamalar gazetecilerin hangi koşullar altında görev yaptığını gösteriyor.

Meksika’da 1995 yılından bu yana 156 gazeteci öldürüldü

   Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) Latin Amerika bürosu müdürü Arthur Romeu gazeteciliğin Meksika’da yüksek riskli bir meslek olduğunu belirterek   “1995’ten bu yana, 143’ü erkek ve 13’ü kadın en az 156 gazeteci, organize suç, cezai şiddet veya uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili konuları araştırdıkları için öldürüldü.” diyor.

     Uğur Mumcu her zaman olduğu gibi yolumuzu aydınlatıyor…

Katledilen Uğur Mumcu’nun gazeteci tanımını hatırlayalım: Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.

      Uğur Mumcu’nun yolunda yürümeye çalışan gazeteciler olarak ifade ve basın özgürlüğü, halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı için mücadele etmeye devam edeceğiz. Basın ve ifade özgürlüğünü savunmaya devam edeceğiz. Mesleğimizi onurumuzla yapmaya devam edeceğiz ve susmayacağız.

Türkiye’de medya özgür değil. Gazeteciler sansürleniyor, kovuluyor, hapse atılıyor.  

Basının önündeki engellerin, baskıların, sansürün ortadan kaldırıldığı günler dileğiyle, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlu olsun!

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği

Yönetim Kurulu Adına

Recai Aksu

Merdan Yanardağ Serbest Bırakılmalıdır!

Merdan Yanardağ Serbest Bırakılmalıdır.

TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, TELE1’e yönelik kumpası anlattığı özel yayının ardından gözaltına alındı.

TELE1’in ve bağımsız medyanın yayınlarından rahatsız olan iktidar, baskı ve sansür girişimini derinleştiriyor.

TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınması ile iktidarın baskıcı anlayışı açıkça görülüyor. Sosyal medyada troller tarafından dolaşıma sokulan “kurgu video” sonrası “ Terör örgütünü övme” suçlamasıyla soruşturma başlatılması başka türlü nasıl yorumlanabilir!

Merdan Yanardağ TELE1’de, sözlerinin bağlamından koparıldığını anlattığı ve yayınlanmayan görüntüleri yeniden yayınladığı bir özel yayına katıldı. Merdan Yanardağ, AKP ve trollerinin programında sarf edilen sözlerin kesip TELE1’E yönelik yaptıkları operasyonu anlattı.

TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ canlı yayında konuya ilişkin şöyle konuştu:

TELE1’e yönelik bir operasyon var. Dün geceden başlayan, benim adım üzerinden gerçekleştirilen bir kumpas operasyonu. Güya terör örgütünü ve suç olan fiili övmüşüm, iddia bu. Bizim bir yayınımız üzerine tamamen kurgu, montaj ve iftira üzerine inşa edilmiş bir suçlama kampanyası var.

Ben hiçbir terör örgütünü övmedim, hiçbir terör örgütü liderini de övmedim. Böyle bir kastım da niyetim de yok. O programda AKP milletvekili Galip Ensarioğlu’nun yeni bir çözüm süreci başlatma ve kendi iktidar alanları daralmış olan AKP’ye yeni bir alan açma çabası olduğunu dile getirdim. 6 gün önce dört soru 4 yanıt programda benim sorulara verdiğim yanıtlardan biri de Ensarioğlu’nun çıkışıydı.

Gündemdeki bu konu üzerine ben de yorumlarımı ortaya koydum Esas olarak neyi söyledim; bir AKP’nin yeni bir çözüm süreci başlatmak istediğini, Apo’ya bir af hazırlığı içinde olduğunu fakat Öcalan tecritte olduğu için bizim yürüyen pazarlığı bilmediğimizi, demokratik ülkelerde infaz yasalarında bu tip katı tecritlerin uygulanmadığını belirten bir değerlendirme yaptım. Ve esas olarak AKP’nin yeni dönemde hem bir af hazırlığı hem de Abdullah Öcalan üzerinden Türkiye’de siyaseti düzenleme girişimini eleştirdim. Bir daha altını çiziyorum; ben yurtsever ve sosyalist bir gazeteciyim. Hiçbir terör eylemini savunmayacağım gibi övmem de mümkün değildir. Övme yok, tam tersi AKP’nin övgülerine ilişkin ironik bir eleştiri var, göreceksiniz.

Geçen hafta salı günü yani 6 gün önce 4 Soru 4 Yanıt programında yaptığım değerlendirme 6 gün sonra bulunuyor. TELE1’e, bana ve bizim üzerimizden Türkiye’nin demokratik kamuoyuna ve güçlerine yönelik bir saldırı ve kumpasa dönüştürülmeye çalışılıyor.

Merdan Yanardağ TELE1’deki yukarıdaki canlı yayındaki konuşmasının ardından TELE1’in önüne gelen polisler tarafından gözaltına alındı.

2002 yılından beri Avrupa çapında faaliyet gösteren ATGB olarak tüm dünyaya ‘Gazetecilik suç değildir’ diye sesleniyoruz., Türkiye’deki gazetecilerin yalnız olmadığını herkesin bilmesini istiyoruz.

Türkiye’de medyanın hükümet kontrolüne girdiği, bağımsız ve özgür gazetecilerin yeni sansür yasasıyla susturulduğu bir ortamda bizlerin sessiz kalması düşünülemez.

Merdan Yanardağı gözaltına alarak gazetecileri korkutamazlar yıldıramazlar.

Merdan Yanardağ derhal serbest bırakılmalıdır.

Gazetecilik Suç Değildir

Özgür basın susturulamaz!

Türkiye’de sansüre son, gazetecilere özgürlük!

Türkiye’deki gazeteciler yalnız değildir!

MERDAN YANARDAĞ KİMDİR?

Merdan Yanardağ, Sivas’ın Divriği ilçesinde 1959’da doğdu, nüfus cüzdanında doğum tarihi 24 Şubat 1961 belirtilmiş. İlk, orta, lise ve üniversite öğretimini İstanbul’da tamamladı. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi -İİTİA- (Marmara Üniversitesi) Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde, “Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi” alanında yüksek lisans (master) yaptı. Ardından (İstanbul) Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde sosyoloji doktorasını tamamladı.

Öğrenciliği ağırlıklı olarak Türkiye’nin çok büyük siyasal ve toplumsal bir hareketlilik ve çatışma yaşadığı 1970’li yıllarda geçti. Siyasal mücadele içinde aktif şekilde yer aldı. Gençlik örgütlerinde yöneticilik yaptı, dönemin gençlik liderleri arasında yer aldı. Üniversite son sınıf öğrencisiyken 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra tutuklandı.

Gazeteciliğe 1985 yılında Günaydın gazetesinde muhabir olarak başladı. Ardından sırasıyla Sabah, Hürriyet, Güneş, Gündem (kurucu) ve Aydınlık (kurucu) gazetelerinde muhabir, editör, Haber Müdürü, Yazı İşleri Müdürü ve Genel Yayın Koordinatörü olarak çalıştı. Kurucuları arasında bulunduğu haftalık Söz dergisinde Genel Yayın Yönetmenliği yaptı.

Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Genel Sekreterliği görevine (1989-1992) seçildi. BSP ve ÖDP’nin kurucuları arasında yer aldı ve bu partilerde Merkez Yürütme Kurulu Üyeliği yaptı. ÖDP’den 2001 yılında ayrıldı. Yanardağ, 2014 yılında Ankara’da ODTÜ Vişnelik Tesisleri’nde bir araya gelen Türkiye’nin önde gelen sosyalistleri ve aydınlarıyla birlikte Birleşik Haziran Hareketi’nin çağırıcıları arasında yer aldı. Haziran Hareketi’nin Türkiye Yürütme Kurulu Üyeliği görevine getirildi.

Görsel medya alanına 1994 yılında HBB televizyonu ile geçti, haber programları yaptı. Sırasıyla Kanal-e (CNBC-e), Kanal 6, atv gibi televizyonlarda editör, programcı, Haber Müdürü ve Genel Müdür olarak çalıştı. Kanaltürk televizyonunun kurucuları arasında yer aldı ve Yayın Kurulu Üyeliği (2004-2009) yaptı. Kanaltürk televizyonunda 5 yıl boyunca “5. Boyut” isimli haftalık haber-analiz programları yaptı. Daha sonra Kanal Biz televizyonunu kurdu ve bir yıl boyunca (2009) Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı, 5. Boyut programını bu kanalda da sürdürdü. Daha sonra 5. Boyut programına Ulusal Kanal’da (2010-12) devam etti.

Yanardağ, 2011 yılında Yurt gazetesini kurdu, 3 yıl boyunca bu gazetenin Genel Yayın Yönetmenliğini, yazarlığını ve Başyazarlığını yaptı. Aynı dönemde kurduğu haftalık haber analiz dergisi Bağımsız’ın da Genel Yayın Yönetmenliğini ve yazarlığını yürüttü.

Ayrıca çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde yayımlanmış yaklaşık 400 makale ve inceleme yazısı ile kendisiyle yapılmış çok sayıda söyleşi bulunuyor.

Kasım 2015’te elektronik ortamda yayın yapan ABC Gazetesi 5 Ocak 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.’ni kuran ve Genel Yayın Yönetmenliğini üstlenen Yanardağ, yazılarına halen bu sitede devam ediyor. Ocak 2017 itibarıyla Türksat, Digiturk ve D-Smart üzerinden yayın yapan Tele1 TV’nin de Kurucu Genel Yayın Yönetmenliğini sürdüren Yanardağ, bunlara ek olarak Türkiye’nin birçok bölgesinde konferanslar veriyor, panellere ve çeşitli etkinliklere de konuşmacı olarak katılıyor. Yanardağ, 2017 yılı itibarıyla Tele1’de yayınlanan 18 Dakika adlı programda Emre Kongar ile birlikte gündeme dair gelişmeleri yorumlamaktadır.

MERDAN YANARDAĞ ESERLERİ

MHP Değişti mi? Ülkücü Hareketin Analitik Tarihi, Gendaş Yayınları – 2002
Milliyetçilik MHP Faşizm, Aykırı Yayınları, (ortak kitap) – 2002
Ergenekon ve Sosyalistler, Siyah Beyaz Yayınları – 2008
Kadro Hareketi, Siyah Beyaz Yayınları – 2008
Kadro Hareketi: Dünyada ve Türkiye’de Ulusçu Sol ve Üçüncü Yol Arayışının İdeolojik Kaynakları, Destek Yayınları – 2018
Bir ABD Projesi Olarak AKP, Siyah Beyaz Yayınları – 2007
Operasyon Partisi: Bir ABD Projesi Olarak AKP, Destek Yayınları – 2013
Yeni Muhafazakarlar (Neo-Cons), Chiviyazıları Yayınevi – 2004
Yeni Muhafazakarlık Neo-Conlar Dünya’da ve Türkiye’de Post-Modern Gericilik, Destek Yayınları – 2013
Türkiye Nasıl Kuşatıldı? Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası, Siyah Beyaz Yayınları – 2009
Kuşatılan Türkiye Gülen Hareketinin Perde Arkası, Destek Yayınları – 2016
Liberal İhanet / Siyasal İslam’a Biat Edenler, Kırmızı Kedi Yayınları – 2014
Türkiye Neden Feda Edildi, Destek Yayınları – 2013
Cumhuriyetin Sonbaharı, Destek Yayınları – 2017
Darbe İçinde Darbe, Siyah Beyaz Yayınları – 2017
Medya Nasıl Kuşatıldı?, Siyah Beyaz Yayınları – 2008
Medya Nasıl Kuşatıldı?, Halk Kitabevi – 2016
İçtihad Kapısı / İslam Dünyasının Süren Ortaçağı , Kırmızı Kedi Yayınevi, 2022
Not: Açıklamamızdaki “Merdan Yanardağ Kimdir?” başlıklı bölüm Wikipedia’dan alınmıştır.

BÜLENT MUMAY’IN YANINDAYIZ

21 yıllık AKP iktidarı, seçimlere kısa bir süre kala, baskı ve sansürün dozajını arttırdı.

Bir süredir Deutsche Welle’nin (DW) Türkçe yayınlarının İstanbul Koordinatörü olarak çalışan, Almanya’nın önde gelen günlük gazetelerinden “Frankfurter Allgemeine Zeitung“da (FAZ) “İstanbul’dan Mektup“ köşesinde düzenli olarak Türkiye’deki gelişmelerle ilgili yazı ve haber analizleri yayınlanan Gazeteci Bülent Mumay’a verilen hapis cezası Türkiye’de yargının siyasallaştığını son örneği oldu.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) olarak gazeteciliğin bir kamu görevi olduğunu ve Anayasa tarafından güvence altına alındığını bir kez daha hatırlatırız. Gazetecinin görevi, toplumu aydınlatmaktır. Bu nedenle gazetecilik suç değildir.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) olarak medyaya gözdağı amacıyla verilen 1 yıl 8 aylık hapis cezasının derhal kaldırılmasını talep ediyoruz. Mumay’ın aldığı cezaya dair haberlere erişim engeli kararı alınması ise hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu karar, Erdoğan’ın korku imparatorluğunun son günlerindeki son çırpınışlarından biridir. Eleştirel ve bağımsız gazeteciliğin susturulmasına dönük bu kararı da kınıyoruz.

Türkiye’de baskı ve korku rüzgârı altında gazetecilik görevlerini yerine getiren ve halkı aydınlatan Bülent Mumay gibi tüm gazetecilerin yanında olduğumuzu ilan eder, dayanışma duygularımızı ileterek, laik, demokratik ve “gazeteciliğin suç olmadığı” bir Türkiye için mücadelemize devam edeceğimizi tekrar hatırlatırız.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği

Yönetim Kurulu adına

Başkan Recai Aksu

TÜRKİYEMİZİN ÖZGÜRLÜĞE HASRETİ SON BULACAK!

Türkiyemiz, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü baskıcı Erdoğan iktidarının “Yayın yasakları, sansür, gazetecilere yönelik yıldırma, şiddet, gözaltı ve tutuklamalar”ı gölgesinde ve karartmasında buruk kutluyor. Düşünce Kuruluşu Freedom House‘un yayımladığı 2023 Dünyada Özgürlük Raporu’nda, Türkiye özgürlük puanında son 10 yılda en fazla düşüş yaşayan ülkeler arasında bu yıl beşinci sırada yer alıyor.

14 Mayıs seçimleri yaklaşırken Erdoğan güdümlü yargının medyaya gözdağı verme operasyonları sıklaşıyor. 21 yıllık AKP iktidarı, seçimlere kısa bir süre kala, baskı ve sansürün dozajını arttırdı. Güneydoğu’da görev yapan gazetecilere yönelik baskı ve gözaltılar devam ediyor. Son olarak gözaltına alınan 10 gazeteciden Abdurrahman Gök, Beritan Canözer, Mehmet Şah Oruç ve Remzi Akkaya tutuklandı. 1 Mayıs’ta Taksim ve Beşiktaş’ta görev yapan gazetecilerden Zeynep Kuray darpla gözaltına alınıp bırakıldı. Gazeteciler Bülent Kılıç, Sultan Eylem Keleş, Gencer Keten ve Hazar Dost saldırıya uğradı.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) olarak gazeteciliğin bir kamu görevi olduğunu ve Anayasa tarafından güvence altına alındığını bir kez daha hatırlatırız. Gazetecinin görevi, toplumu aydınlatmaktır. Bu nedenle gazetecilik suç değildir.

Türkiye’de baskı ve korku rüzgarı altında gazetecilik görevlerini yerine getiren ve halkı aydınlatan tüm gazetecilerin yanında olduğumuzu ilan eder, dayanışma duygularımızı ileterek, laik, demokratik ve “gazeteciliğin suç olmadığı”bir Türkiye için mücadelemize devam edeceğimizi tekrar hatırlatırız.

Halkımızı aydınlatmaya çaba harcayan Türkiye’deki gazeteci arkadaşlarımız yalnız değildir. Gözdağları, ülkenin dağlarına bahar gelmesine engel olamayacak. Korkunun ecele faydası yoktur. Korku iktidarının sonu gelmek üzeredir.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği
Yönetim Kurulu adına
Başkan Recai Aksu

Bilgi notu: BM Genel Kurulu’nun 1993 yılında aldığı bir karar ile 3 Mayıs tüm dünyada Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanıyor.

Gözdağları, ülkenin dağlarına bahar gelmesini engelleyemeyecek!

14 Mayıs seçimleri yaklaşırken Erdoğan güdümlü yargının medyaya gözdağı verme operasyonları sıklaşıyor. 21 yıllık AKP iktidarı, seçimlere kısa bir süre kala, baskı ve sansürün dozajını arttırdı. Son olarak medyada iddia ve ifşaatlarda bulunan Muhammet Yakut isimli kişi ile röportaj yaptığı gerekçesiyle gazeteci Serdar Akinan gözaltına alındı.Akinan İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nde verdiği ifadede “Yakut’u tanımadığını ve iddiaların konuşulmaya değer olduğunu görerek araştırma ihtiyacı hissettiğini” söyledi ve “Ülkemiz, tarihinin en kritik seçimine giderken dile getirilen bu kadar ağır iddiaların sorgulanması bir gazetecinin asli görevidir. Ben işimi yaptım” ifadelerini kullandı.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) olarak gazeteciliğin bir kamu görevi olduğunu ve Anayasa tarafından güvence altına alındığını bir kez daha hatırlatırız. Gazetecinin görevi, toplumu aydınlatmaktır. Bu nedenle gazetecilik suç değildir.

Türkiye’de baskı ve korku rüzgarı altında gazetecilik görevlerini yerine getiren ve halkı aydınlatan tüm gazetecilerin yanında olduğumuzu ilan eder, dayanışma duygularımızı ileterek, laik, demokratik ve “gazeteciliğin suç olmadığı”bir Türkiye için mücadelemize devam edeceğimizi tekrar hatırlatırız.

Görevini yerine getiren meslektaşımız Serdar Akinan hemen serbest bırakılmalı, yargı zamanını yapılan röportajda dile getirilen iddiaları soruşturmaya ayırmalıdır.
Kuvvetler ayrılığının hiçe sayıldığı bir ortamda, 3. kuvvet olması gereken yargı bağımsızlığına kavuşmalı ve 4. Kuvvet medyanın üzerinden elini çekmeli ve iktidarın sopası olmaya son vermelidir.

Serdar Akinan ve halkı aydınlatmaya çaba harcayan Türkiye’deki diğer gazeteci arkadaşlarımız yalnız değildir. Gözdağları, ülkenin dağlarına bahar gelmesine engel olamayacaktır. Korkunun ecele faydası yoktur. Korku iktidarının sonu gelmek üzeredir.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği
Yönetim Kurulu adına
Başkan Recai Aksu

Merdan Yanardağ`a verilen ceza siyasidir

21 yıllık AKP iktidarı, yargıyı elinde bir sopa olarak kullanmaya devam ederken, gazeteciler ve basın üzerindeki baskısını da her geçen gün arttırıyor.

Bunun son örneği ise Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’a verilen ceza.

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Merdan Yanardağ’a Birgün gazetesinde yayımlanan “Düzenin Mafyalaşması” başlıklı köşe yazısı nedeniyle 6 ay hapis cezası verdi. Mahkeme cezayı, “Yanardağ’ın aynı suçu birden fazla kez işlediği” iddiasıyla dörtte biri oranında artırarak 7 ay 15 güne çıkardı.

Kararda Yanardağ’ın yazısında “Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti devleti ve devletin kurumlarını aşağıladığı” iddia edildi.

Gazetecilik bir kamu görevidir ve Anayasa tarafından güvence altındadır. Gazetecinin görevi, toplumu aydınlatmaktır. Bu nedenle gazetecilik suç değildir.

Bizler, Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) olarak, meslektaşımız Merdan Yanardağ’a verilen cezanın anayasal basın özgürlüğü güvencesini yok sayan ve hukuki temeli bulunmayan siyasi bir karar olduğunu düşünüyoruz.

Yanardağ’ın şahsında Türkiye’de baskı ve korku rüzgarı altında gazetecilik görevlerini yerine getiren ve halkı aydınlatan tüm gazetecilerin yanında olduğumuzu ilan eder, dayanışma duygularımızı ileterek, laik, demokratik ve “gazeteciliğin suç olmadığı”bir Türkiye için mücadelemize devam edeceğimizi tekrar hatırlatırız.

Gazetecilere göz dağı operasyonlarına derhal son verilmelidir. Türkiye’deki gazeteci arkadaşlarımız yalnız değildir.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği

Yönetim Kurulu adına

Başkan Recai Aksu

Türkei: Hoffnung für die Pressefreiheit?

Um die Pressefreiheit in der Türkei steht es nicht gut, aber es besteht Hoffnung auf Besserung. Alles hängt von der kommenden Präsidentschaftswahl ab, sagten die Journalist*innen Şirin Payzın, Barış Terkoğlu und Timur Soykan bei einem Pressegespräch der dju in ver.di Hamburg. Verliert Recep Tayyip Erdogan die Wahl, kann sich die Presselandschaft erholen. Gewinnt er, gibt es keine Hoffnung mehr.

4. APRIL 2023 VON LARS HANSEN

Die drei Journalist*innen waren nach Hamburg gekommen, um an einer Podiumsdiskussion des deutsch-türkischen Nachrichtenportals „Avrupa Postasi” teilzunehmen. „Pressefreiheit nach dem Erdbeben und vor der Wahl” war der Titel. Die Hamburger dju hatte dazu mit eingeladen, PayzinTerkoğlu und Soykan sind in der Türkei prominente Politikjournalist*innen. Şirin Payzın moderiert beim regierungskritischen Sender „Halk TV” die politische Talkshow „Sözum Var” („Gespräch”); Terkoğlu, der Kolumnen in der liberalen Tageszeitung „Cumhuriyet” schreibt und Soykan, der Reporter bei der linken Tageszeitung „Birgün“ ist, sind in Payzins Show regelmäßig zu Gast.

„Dass wir noch arbeiten, ist der Beweis, dass die türkische Presse noch nicht verloren ist”, sagt Barış Terkoğlu. „Es gibt noch Journalist*innen in der Türkei, die regierungskritisch berichten, auch wenn wir damit riskieren, ins Gefängnis zu müssen.”

Barış Terkoğlu weiß, wovon er redet: Zweimal war er bereits inhaftiert. Die Vorwürfe gegen ihn konnten widerlegt werden, aber bis dahin musste er jeweils monatelang ins Untersuchungsgefängnis. Im ersten Fall waren sogar nachweislich vermeintliche Beweise gegen ihn von dritten auf seinen Rechner kopiert worden. Solche Verhaftungen oder gar Verurteilungen zu langen Haftstrafen sind aber nur die Spitze des Eisbergs. Geldstrafen, Veröffentlichungs- oder Sendeverbote sind an der Tagesordnung und treffen die Sender, Verlage und Nachrichtenportale im Portemonnaie. Die Anwaltskosten tun ein Übriges. „Gegen mein letztes Buch sind 33 Strafanträge anhängig”, sagt Terkoğlu. „Addiert man die geforderten Strafen, müsste ich für 220 Jahre ins Gefängnis!”

Zu der latenten Gefahr der Inhaftierung kritischer Journalist*innen kommen die willkürliche Allmacht der Zensurbehörde, die wegen geringster Kleinigkeiten Veröffentlichungen untersagen kann und die Pressekonzentration: 90 Prozent der Nachrichtenportale, Sender und Verlage gehören Erdogan-nahen Unternehmern. „Wir leben in einer Dystopie”, sagt Timur Soykan“, in der die Grenzen von Logik und Verstand nicht mehr gelten. Aber zum Glück würden diese Medien bei den Türkischen Menschen als deutlich weniger glaubwürdig, als die regierungskritischen gelten.

„Das ist ein Teil der Hoffnung”, sagt Barış Terkoğlu, „denn die kritischen Medien werden überleben, wenn Erdogan die Wahl verliert. Die regierungstreuen Medien hingegen leben von großzügigen Anzeigen des Staates oder der AKP. Wenn diese Einnahmen unter einer neuen Regierung wegbleiben, werden diese Verleger aufgeben. Dann ist wieder Platz für Vielfalt!”

Şirin Payzın sieht diese Hoffnung ebenfalls, zeichnet aber gleichzeitig auch ein düsteres Bild, was passiert, wenn Erdogan die Präsidentenwahl doch noch gewinnt. Derzeit liegt er in Umfragen zwar zurück, aber bis zur Wahl sind es noch sieben Wochen und Erdogan hat Umfragetiefs schon häufiger überstanden. „Sollte er gewinnen, wird die Türkei entsäkularisiert und ein islamistischer Staat”, fürchtet Paysin. „darunter wird mehr leiden, als nur die Pressefreiheit. Die Türkei wird sich dann nicht mehr von anderen Staaten im Nahen Osten unterscheiden und sich von Europa entfernen. Insofern ist es weise, dass Olaf Scholz oder Emmanuel Macron vor den Wahlen bewusst nicht in die Türkei reisen, und so den Präsidenten aufwerten; so wie es Frau Merkel regelmäßig tat, wenn sie im Wahlkampf anlasslos auf Staatsbesuch kam.”

Das verheerende Erdbeben im Südosten der Türkei hat Erdogan viele sicher geglaubte Stimmen gekostet. Umso wichtiger ist es seiner Regierung, Negativnachrichten über ihr Handeln nach der Katastrophe zu unterdrücken. „Man hat jetzt die Bauunternehmer als die Sündenböcke deklariert”, sagt Timur Soykan, „aber dass die staatliche Bauaufsicht versagt hat, sollen wir nicht berichten. Das ist es, was die Regierung an uns hasst: Wir sind die Zeugen ihrer Inkompetenz!”

Sirin Paysin war nach dem Beben sehr schnell im betroffenen Gebiet und wurde Zeugin von Plünderungen. „Offiziell hat es nie Plünderungen gegeben”, berichtet sie, „aber die Region ist ein Zentrum des Goldhandels und der Schmuckverarbeitung. Es sind islamistische Gruppen aus Syrien angereist, um hier nach dem Beben ihre Kassen zu füllen. Davon will die Regierung nichts berichtet wissen.”

Auch Paysin hat Erfahrungen mit der Zensurbehörde: „Ist ihr eine ihrer Sendungen zu regierungskritisch, muss sie im Online-Archiv gesperrt werden.“ Einmal wurde der Sender für eine Ausstrahlung auch damit bestraft, dass er die nächsten fünf Ausgaben ebenfalls nicht senden durfte. Dadurch brechen Werbeeinnahmen weg und Senderverantwortliche werden erfolgreich eingeschüchtert.

Einen Plan B, falls Erdogan die Wahl erneut gewinnt, haben die drei nicht. „Wir machen weiter, wie bisher, solange das noch geht”, sagt Timur Soykan. Kaynak:https://www.avrupa-postasi.com/

 Bericht und Foto: Lars Hansen 

Baskılar özgür medyayı engelleyemez!

Ülkenin kaderini değiştirecek 14 Mayıs seçimlerinin özgürlük ve umut rüzgarı artarak eserken tek adam rejiminin medyaya yönelik baskısı son hızla devam ediyor.

21 yıllık AKP iktidarı, seçimlere kısa bir süre kala, baskı ve sansürü daha da arttırarak, toplumsal muhalefete gözdağı vermeye devam ediyor.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ‘yayın ilkelerini ihlal ettikleri’ iddiasıyla FOX TV, Flash Haber, Halk TV ve TELE1’e idari para cezası verdi.

Mart ayında 8 gazeteci saldırıya uğradı, 16’sı gözaltına alındı ve 1’i de tutuklandı. Gazetecilere yönelik yargı kıskacı da mart ayında devam etti. 4 gazeteci hakkında soruşturma, 5’i hakkında ise dava açıldı. 41 ayrı yargılamanın devam ettiği geçtiğimiz ayda gazetecilere 2 yıl hapis ile 48 bin 746 TL para cezası verildi. 2 gazeteci ise işten çıkartıldı. İletişim araçlarından olan internet yayımcılığına yönelik iktidarın ve yargının baskıcı tutumu değişmedi. 8 internet sitesi kapatılırken 330 habere bin 84 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) olarak Türkiye’deki meslektaşlarımıza dayanışma duygularımızı iletiyor, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz!

Gazetecilik suç değildir. Türkiye’deki arkadaşlarımız yalnız değildir.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği Yönetim Kurulu adına
Başkan Recai Aksu

Yaşasın Cumhuriyet! Karşıdevrime karşı mücadeleye devam!

BASIN AÇIKLAMASI

Cumhuriyetimizin 99’uncu yılı kutlu olsun!

Bu ülkenin bağımsızlıkçı, özgürlükçü, laik, eşitlikçi ve aydınlanmacı, çağdaş evlatları cumhuriyetimizin 100’üncü yılına girerken bu sözü yerine getirecek ve diz çökmeyecektir. 

1923’te karanlığa karşı kazanılan zaferi 100’üncü yılda bir kez daha yaşamak için verilmesi gereken kavgayı, Avrupa’da görev yapan Türkiye kökenli gazeteciler olarak, desteklemeyi sürdüreceğiz. 

Basın ve ifade özgürlüğünü neredeyse tamamen ortadan kaldıran, gazetecileri cezaevlerine kapatan, adı “dezenformasyon yasası” olan sansür yasası ile halkın haber alma özgürlüğüne ket vuran, bağımsız medyayı susturan ya da Harf Devrimi üzerinden Cumhuriyet’e saldıran, Türkiye Cumhuriyeti’ne “karşıdevrim” yapan AKP-MHP iktidarını bu vesile ile bir kez daha kınıyor, tüm halkların kardeşçe ve eşitçe bir arada yaşadığı bir cumhuriyeti sadece aydınlanmacıların, emekçilerin ve ilericilerin yaşatabileceğini hatırlatmak istiyoruz.

Avrupa’da görev yapan Türkiye kökenli gazeteciler olarak cumhuriyetimizin 99’uncu yılını kutluyoruz. 

Gericiliğe, karanlığa ve düşmanlarına inat, kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır!”.

Yaşasın Cumhuriyet!

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu

Sanatçılar, gazeteciler, kadınlar susmayacak!

#sedefkabaş #sezenaksu

BASIN AÇIKLAMASI

Sanatçılara, gazetecilere gözdağı verip, korku iklimi yaratmaya devam eden Saray son olarak iki kadını hedefine aldı. 

Gerçekleri söylemekten bir an bile tereddüt etmeyen biri sanatçı diğeri gazeteci bu iki kadın tehdit ve cezalarla susturulmaya çalışılıyor. 

SARAYIN ŞARKI SÖZÜ VE ATASÖZÜ KORKUSU

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir şarkı sözünden rahatsız oldu ve Türkiye’nin en önemli yorumcularından ve bestecilerinden Sezen Aksu için ”O uzanan dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir” dedi. Hemen ardından ise Saray bu kez de bir atasözünden hiç hoşlanmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef aldığı iddiasıyla ekranda söylediği Çerkes atasözü dolayısıyla gazeteci Sedef Kabaş tutuklandı.

BİRER BİRER ESİR ALINIYORLAR

Sanatçılar, gazeteciler, akademisyenler, öğrenciler, insan hakları savunucuları, aydınlar…

Basın ve ifade özgürlüğünün ayaklar altına alındığı Türkiye’de baskı ve korkuyu artırmak için birer birer esir alınıyorlar. Saray insan hakları, demokrasi ve özgürlükler için karşı duran, ayak direyen kim varsa yıllardır birer dört duvar ardına kapatıyor, muhalif sesi sindirmek istiyor. Sanıyorlar ki böylece gerçekler gizlenir…

Türkiye Cumhuriyeti’nin evlatlarını karanlık teslim alamayacak. 

Kadınlar ise aydınlık ve karanlığın savaşında mücadeleyi en önde sürdürmeye devam edecek. 

Şarkı sözlerinden, atasözlerinden, şiirden, kitaptan korkanlara Avrupa’dan bir kez de biz hatırlatalım:

Bağımsız, özgür, laik, çağdaş ve aydınlık bir Türkiye için gazeteciler, sanatçılar, kadınlar, bu halk susmayacak!

ATGB Yönetim Kurulu