ATGB Berlin Temsilciliği dördüncü kez buluşuyor

ATGB Berlin Temsilciği’nin dördüncü toplantısı gazeteci Mesut Yeter’in Berlin ziyareti nedeniyle bugün 17 Eylül 2019 Salı günü, saat 18:30 – 21:00 arası TDU salonunda gerçekleştirilecek.
Toplantıda Mesut Yeter’in Berlin, Almanya, Avrupa ve Türkiye ile ilgili gazetecilik anıları ve tavsiyeleri aktarılacak.

ATGB Berlin Temsilcisi Ali Yıldırım’ın verdiği bilgiye göre buluşmada
kurumsallaşma çalışmaları, görev bölümü, göreve yeni gelen Başkonsolos ile tanışma toplantısı, Almanya’daki Türkçe ve eğitim seferberliği ile ilgili 19 Ekim 2019 tarihinde Frankfurt’taki toplantı, Türkiye’den büyük bir haber ajansının Berlin’de temsilci arayışı, etik komisyonu üyelerinin saptanması ve gündemdeki konular ele alınacak.

Aynı zamanda AYPA.TV’nin de yayıncısı olan Ali Yıldırım
ATGB Berlin Temsilciliği’nin toplantılarının her ayın ikinci pazartesi günü TDU’da yapılacağını bu çerçevede 5. toplantının 14 Ekim 2019 pazartesi günü saat 18:30-21:00 arası, gerçekleşeceğini bildirdi.

Berlin – ATGB-press.eu

Çağdaş Gökbel ATGB İrlanda Temsilciliği’ne atandı

İstanbul Arel Üniversitesi Gazetecilik Bölümü mezunu Çağdaş Gökbel  Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) İrlanda Temsilciliği’ne atandı.

Bugüne dek Türkiye’de ABC, Ohaber, Halkweb, 16Punto.com ve Toplumsal gazetelerinde haber, röportaj ve analizleri yayınlanan Çağdaş Gökbel ATGB İrlanda Temsilcisi olarak ülkede Türkiye kökenli gazetecilerin örgütlenmelerini sağlamak, mesleki sorunlarına çözüm yolları aramanın yanı sıra Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğü ihlalleri dolayısıyla Avrupa’ya yerleşen ya da yerleşmek isteyen meslektaşlara destek ve dayanışmayı da hedeflediklerini dile getirdi. 

ATGB İrlanda Temsilcisi Çağdaş Gökbel ülkedeki temsilcilikle ilgili hedeflerini şöyle dile getirdi:

“İrlanda’da çalışan Türk gazetecilerin örgütlenmesi ve bir dayanışma ağının oluşturulması öncelikli hedeflerinden birisidir. Türkiye’de çalışan gazetecilerin yaşadıkları zorlukların İrlanda kamuoyuna duyurulmasında önemli bir misyon üstlenmektedir. İrlanda ATGB temsilciliğinin hedeflerini şöyle sıralayabiliriz:

MESLEKİ DAYANIŞMA VE MESLEK ÖRGÜTLERİYLE İŞBİRLİĞİ

İrlanda’da yaşayan Türk gazetecilerin sahada ve iş yerinde yaşadıkları sorunlara yoğunlaşmak ve bu sorunlar hakkında çözüm geliştirmek.

Giderek daha fazla bürokratik bir kuruma dönüşen ve bu yüzden de atıl duruma gelen sendika ve meslek kuruluşlarının yanında güçlü bir alternatif olabilmek.

Türkiye’deki siyasi durumdan ötürü tehdit ve baskı altında olan ve İrlanda’ya göç etmek durumunda kalıp, temsilciliğimize başvuran ve gazeteciliğini belgeleriyle ispat eden Türk gazetecilere destek sunmak. 

Türkiye’deki gazetecilerin yaşadıkları sorunları (sansür, politik baskı ve tehdit, güvencesiz ve ücretsiz çalıştırma vb.) İrlanda kamuoyuna duyurmak ve gerek görüldüğü takdirde basın açıklaması ile bunları deklare etmek.

İşsiz kalan, dil yeterliliği ve niteliği olan ATGB üyelerini çalışabilecekleri mecralara yönlendirmek.

ATGB yönetim kurulunun Avrupa genelinde alacağı eylem kararlarına destek olmak ve kamuoyunu bilgilendirmek.

İrlanda’da oluşabilecek acil durumlarda ATGB yönetimini ivedi bir biçimde bilgilendirmek ve Avrupa’da gazetecilerle ilgili olarak yaşanabilecek bir olumsuzluk karşısında hızlı bir biçimde enformasyon akışını sağlayabilmek.

ATGB İrlanda Temsilciliği olarak sıralanan tüm bu maddeleri kendimize hedef olarak belirledik.  Zaman içerisinde tüm bu hedeflerin eksiksiz bir biçimde işletilebilmesini taahhüt ediyoruz.” 

ÇAĞDAŞ GÖKBEL HAKKINDA

İstanbul Arel Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden 2015 yılında mezun oldu. Profesyonel gazeteciliğe 2015 yılında ABC gazetesindeki röportajlarıyla başladı. Sırasıyla: Ohaber, Halkweb, 16Punto.com ve Toplumsal gazetelerinde çalıştı. İletişim Bilimleri ve Kültür alanı gibi konularda yoğunlaşmaktadır. Lisansüstü eğitimini de bu alanda Süleyman Demirel Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Şimdiye dek, bir uluslararası ve bir de yerel iki akademik makale kaleme almıştır. Bu çalışmalar popüler kültür ve algı yönetimi üzerinedir. Bilimsel çalışmalarına yurtdışında İrlanda’da devam etmektedir.

Dublin – atgb-press.eu

GAZETECİLERİN KORUNMA TALEBİNİ TGD EŞBAŞKANI DEĞERLENDİRDİ: “MEDYA KENDİ AYAĞINA SIKTI”

Almanya’da gazeteciler son yıllarda artarak neonazilerin hedefinde olmaya devam ediyor. TGD Eşbaşkanı Atila Karabörklü, Alman medyasındaki genel havayı Halkweb’e değerlendirdi.

Ağustos 29, 2019

Irkçıların 25 bin kişilik ölüm listesinde yer alan basın çalışanları Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer’dan korunma talebinde bulundular. Basın örgütleri Bakan Seehofer’e yazdıkları ve “Özgür basın demokrasimizin temel sütunlarından biridir” başlıklı açık mektupta aşırı sağcıların gazetecilere yönelik artan ağır tehditleri hakkında harekete geçilmesini istediler.

Alman Gazeteciler Sendikası (DJV), Birleşik Hizmetliler Sendikası verdi bünyesindeki Alman Gazeteciler Birliği (DJU) ve Yeni Alman Medya Yapıcılar adlı örgütler Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) partili Bakan Seehofer’e gönderdikleri mektupta, söz konusu listede yer alan kişi ve kuruluşların bilgilendirilmesini ve listedeki gazetecilerin güvenliğinin sağlanması için gereken tüm önlemlerin alınmasını talep ettiler. Mektupta, devletin bireylerin hayatını korumakla yükümlü olduğu da vurgulandı.

Almanya Türk Toplumu (TGD) Eş Başkanı Atila Karabörklü

Bir hukuk devleti ve demokrasi ülkesi olan 21’inci yüzyıl Almanya’sında basın emekçilerinin nazilerden bakana sığınıp korunma istemesinin ne anlama geldiğini Almanya Türk Toplumu (TGD) Eş Başkanı Atila Karabörklü’ye sorduk. “Göçmenler ve mültecilere yönelik nefret ve korkuyu sayfalarca, defalarca taşıyan ve halkı kışkırtan medya bindiği dalı kesti. Şimdi kendisi hedefe oturdu” diyen TGD Eşbaşkanı Atila Karabörklü’nün çarpıcı değerlendirmeleri şöyle:

“ALMANYA’DA BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE ÇOK AĞIR SALDIRI VAR”

Son 4 yıldan bu yana yaşananlara bakarsak özellikle göç ve mülteci akını ile ırkçılığın çok daha tehditkar boyutlara taşındığını söyleyebiliriz.

Almanya’da ırkçı tehdit hep vardı. Ancak marjinal yapı olarak değerlendiriliyordu. Toplumun genelini etkilemediği konuşuluyordu. Ancak bu gizli kapaklı ve üstü sürekli örtülen konu siyasal ve toplumsal bazda görünür hale geldi. Irkçı yeraltı örgütü NSU cinayetleri ve ilgili dava ile konu gündemin tepesine taşındı. Bu örgütün uzun yıllar istihbarat ve emniyet birimleri ile ilgisi tartışılmıştı. Dava soru işaretleri ile birlikte karanlığa gömüldü. Devletin çıkarları ileri sürülerek bazı çok önemli belgelere erişim engellendi.

Son yıllardaki gelişmeler ise korkutucu boyutta. Irkçılığın toplumun geneline nasıl yayıldığını ise herkes ayan beyan görüyor. Ayrıca politik açıdan da güç kazanması ve Alman siyasi sahnesinde aşırı sağcı AfD gibi bir parti ile güçlü aktörler arasında yer almayı başardılar.

Şimdi de siyasetteki aşırı sağcıların gazetecileri susturmaya yönelik hamlelerine tanık oluyoruz.

Emniyet ve ordu mensuplarının da yer aldığı neonazi örgüt Nordkreuz’un 25 bin kişilik ölüm açık toplum ilkelerini, demokrasiyi, hukuk devletini savunan, neonazilere tavır ve mesafe koyan gazeteciler var. Sadece yer altında değil artık yer üstünde de AfD gibi legal yapıları olan düzen karşıtı yapılanmaları var. Basına baskı uygulamaya çalışıyorlar. Almanya’da basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ağır tehdit ve saldırılar var.

LİSTEDEKİ GAZETECİLER NEDEN KORUNMUYOR?

Peki listede 25 bin kişinin ismi varsa neden o kişilere bilgi verilmiyor? Korunmuyor? Konu sadece basın özgürlüğü ile ilgili değil haber yapan gazetecilerin hayatları tehdit altında.

Almanya’da yabancı düşmanlığı, ırkçılık artık açıktan ifade edilir duruma geldi. Toplumsal hassasiyetler aşılmış durumda. Bu konuda medyanın da sorumluluğu var, basının da büyük hatası var. Almanya’da medya uzun süre göçmenlere ve mültecilere karşı yarattığı algı ile toplumun korkularını ve nefretini körükledi. Mültecileri, Suriyelileri hedef alan habercilikle ırkçılığı tırmandırdı. Yabancılara karşı kışkırtmaları körükleyen yayın politikaları ile basın kendi ayağına sıktı. Irkçılar politik faaliyetlere girerek bu kez ırkçılık karşıtı gazetecilere, basına karşı savaş açtılar.

“ALMANYA KİMLİK SORUNU YAŞIYOR”

Evet, Almanya bir ayrışma, kutuplaşma yaşıyor. Oryantasyon sorunu yaşıyor. Hoşgörü, eşitlik kavramları toplumun belli bir kesiminde erozyona uğruyor ve kimlikçilik ne yazık ki öne çıkıyor. Radikalleşme artıyor.

Doğu Almanya’da bir göçmen kökenli olarak kaygısızca dolaşmanız artık mümkün değil. Güvenlik problemi var.

Almanya’nın doğusundaki Saksonya ve Brandenburg eyaletlerinde 1 Eylül 2019, Thüringen eyaletinde 27 Ekim 2019 tarihlerinde eyalet parlamentosu seçimleri var.

Saksonya’da 2014 seçimlerinde Hıristiyan demokrat CDU yüzde 40’a yakın oy almıştı, sosyal demokrat SPD yüzde 12,4, Sol Parti de yüzde 18,9 almıştı. Son anketlere göre CDU’nun oyları yüzde 30’a düşmüş, sağ popülist AfD ise yüzde 25’e yükselmiş. SPD eriyerek yüzde 9’a, Sol Parti yüzde 14’e inmiş.

“DOĞU EYALETLERİNDEKİ SEÇİMLERDEN AfD GÜÇLENEREK ÇIKACAK“

Doğu eyaletlerinde neredeyse yok denecek sayıda göçmen yaşamasına rağmen aşırı sağcı bir partinin yükselmesi ile ile karşı karşıyayız. Göçmenlerle temasları bile yok. Peki nasıl oluyor da yabancı düşmanlığı tırmanıyor derseniz eğer, yanıtı çok basit: Doğu Almanya doğu blokunun bir parçasıydı. Gelir dağılımında ciddi bir uçurum yoktu. Eşit şekilde bir yaşam sürdürüyorlardı. 1989’da her iki Almanya birleşince Doğu Almanya’daki yapı yerle bir oldu, neoliberal, kapitalist boyutlu, tüketime dayalı bir yapı hâkim oldu. ‘Güçlü olan kazanır’ mantığı ile karşı karşıya kaldılar. Hayalleri yıkıldı ve faturayı göçmenlere yüklemeye başladılar. Göç dalgası ve mülteci akını bu korkularını daha da keskinleştirdi. Gençler işsiz, boşanmalar artmış vaziyette, İslam tehdidi son yıllarda ön plana çıkarıldı, mültecilerin işlediği suçlar öne çıkarıldı ve algı oluşturuldu.

Her şey üst üste bindiğinde nefret tohumları iyice ekildikten sonra özellikle bölgede, doğu eyaletlerinde, kimlik sorunu ve kaygılar baş gösterdi. Korkuyu kullanan bilinçli bir şekilde kanalize etmek üzere aşırı sağcı parti AfD de sahneye çıktı. Son dört yıldan bu yana aşırı sağcı bir yapıyla, çok boyutlu sorunları teke indirgeyen bir ideolojik yapı ile karşı karşıyayız. Almanya’daki demokrasi için, özellikle de göçmenler için çok önemli bir handikap. Saksonya’da da, Brandenburg’da da, Thüringen’de de güçlenecektir. AfD’nin büyük güç kazanması açıkçası çok endişe verici.

Neonazi örgüt “Nordkreuz“ (Kuzey Yıldızı / Haçı ) tarafından hazırlanan 25 bin kişilik ölüm listesi birkaç önce Wiesbaden’deki bir davanın da konusu olmuştu.

“IRKÇILARI SEEHOFER’İN SÖYLEMLERİ DE CESARETLENDİRDİ“

Almanya Türk Toplumu adına Sayın Bakan Seehofer’a şunu söylemek isterim: “Aşırı sağa uzun süreden bu yana göz yumuldu. Gereken tedbirler gerektiği şekilde ele alınmadı. Ayrıca Seehofer’ın bizzat kendi söylemlerinin de ırkçılığın körüklenmesinde etkisi var. 25 bin kişilik ölüm listesi ile ilgili açık ve net tavır koyamaması çok endişe verici. Bu kaygısız tutumu ne yazık ki Almanya aleyhine gelişen olayların önünü de açmaktadır. Daha tehlikeli boyutları önlemek için aşırı sağın önünü acilen kesmek gerekiyor. İçişleri Bakanlığı acilen önemli bakanlıklarla işbirliği ile eylem ve mücadele planı geliştirmelidir.”

Neonazi örgüt “Nordkreuz“ (Kuzey Yıldızı / Haçı ) tarafından hazırlanan 25 bin kişilik ölüm listesi birkaç önce Wiesbaden’deki bir davanın da konusu olmuştu.

Alman gazeteci Arne Semsrott, Federal Kriminal Dairesi‘ne (BKA) karşı bir dava açmıştı ancak ırkçı “Nordkreuz” örgütünün 25 bin kişilik ölüm ismin listesini ise yayınlamamayı taahhüt etmişti. Söz konusu dava karşılıklı anlaşma ile sona erdi. Wiesbaden Mahkemesi’nden bir sözcüye göre, davada anlaşma sağlanmasında federal soruşturma konusu olması önemli rol oynadı.

IŞIN TOYMAZ – FRANKFURT

kaynak: halkweb.eu

Das neue Angriffs-Ziel Erdoğans: ausländische Medien

Nachdem die türkische Regierung nahezu alle inländischen Medien gleichschalten konnte, fehlt es ihr nun an einem Feind in den Medien. Die meisten echten Journalisten sitzen heute entweder im Gefängnis oder sind arbeitslos. Aus fast allen Kanälen, Zeitungen und Kolumnen schallt das Lob auf die Regierung Erdoğans. Die Herrschenden in der Türkei suchen deswegen ein neues Hassobjekt, um das Volk einzuschüchtern. Sie fanden den Feind in den ausländischen Medien. Die Regierung Erdoğans nahm sich die „verlängerten Arme der internationalen Medienorganisationen in der Türkei“ zum Ziel.

Die regierungsnahe SETA Stiftung erstellte einen Bericht  in dem Informationen über Nachrichten bis hin zu den Tweets gesammelt werden, die Türkeikorrespondenten von Medien wie BBC, Sputnik, Deutsche Welle, Voice of America oder Euronews veröffentlichen. Mit diesem Bericht versucht SETA zu beweisen, was diese „fünfte Kolonne“ gegen die Türkei im Schilde führt.

Wer allerdings das SETA-Papier liest, versteht schnell, dass nicht die Türkei, sondern die Journalisten in Gefahr sind, die in der Türkei für die genannten Medien arbeiten. Denn „der große Bruder“ zählt in seinem Bericht die Namen der einzelnen Journalisten als Ziel auf. Er beschreibt, welchen Meldungen sie größeren Raum gaben, welche sie angeblich nicht beachteten, wen sie interviewten und wen nicht.

Ich habe den 196 Seiten langen Bericht gelesen. Hier gebe ich Ihnen einige Beispiele was für SETA offenbar wichtig ist:

Zum Beispiel wird dem türkischen Dienst der Deutschen Welle vorgeworfen, Nachrichten beim Putschversuch unkommentiert weitergeleitet zu haben.

Das Vergehen der Voice of America ist es angeblich, während des Putschversuches nicht vorbehaltlos die türkische Regierung unterstützt zu haben.

BBC-Turkey hingegen wird kritisiert, weil sie „während des Putschversuches keine Sprache der Missbilligung verwendete und keine zur Einheit aufrufenden Botschaften sendete“. Sie haben sich nicht verhört; BBC wird kritisiert, „weil (der Sender) keine Botschaft der Einheit und Solidarität für die Türkei vermittelt hat“.

Der wahre Hintergrund des Ganzen ist, dass viele talentierte Journalisten, die aufgrund des Drucks seitens der Regierung aus den türkischen Medien entlassen worden sind, nun in den ausländischen Häusern einen Platz finden konnten. Die Regierung Erdoğans versucht ihre in den weltweiten Medien immer lauter werdende Kritik stumm zu schalten, indem sie sowohl die Journalisten als auch die ausländischen Medienorganisationen zu Zielscheiben macht, die ihnen die Möglichkeit geben, zu veröffentlichen.

Es gibt keinen besseren Weg, die Kritik an der türkischen Herrschaft zu legitimieren.

Der Diktator Nord-Koreas zieht wahrscheinlich seinen Hut.

Can Dündar

“Arbeitslose Journalist:innen gibt es nicht”

Den meisten Lesern in Deutschland sind Zeitungsnamen wie „Hürriyet“ oder „Sabah“ vom Kiosk bekannt, auch wenn sie diese nicht verstehen können. Seit Ende der 1960er gibt es Ableger türkischer Zeitungen in Deutschland. Doch mittlerweile ha- ben die meisten von ihnen entweder aufgegeben oder kämpfen ums Über- leben. Ein Einblick in eine journalisti- sche Nische.

Im Januar 2017 erschien die in Frank- furt produzierte türkische Zeitung „Sa- bah“ mit der Schlagzeile „Korku Sehri“, zu Deutsch: „Stadt der Angst.“ Gemeint war Ludwigshafen. Anlass war die Er- mordung des türkischstämmigen Ge- schäftsmannes Ismail Torun. Die Zei- tung zielte mit einem bewusst grellen Ton auf erhöhte Aufmerksamkeit ab.

Doch Zeitungen wie „Sabah“ sind heute vom Status einer ernstzunehm- enden Stimme weit entfernt. Auch in den 1990er Jahren titelten sie zwar be- reits schrill, überwog bei ihnen der Charakter eines Boulevardblattes. Sie lieferten sich Auseinandersetzungen mit dem damals noch jungen ersten türkischstämmigen Abgeordneten Cem Özdemir, sorgten für Aufregung. Damals hatten sie auch ein gewisses Gewicht, zumindest was ihre Auflagen- stärke anging. So lag die Gesamtauflage türkischsprachiger Zeitungen in Deutschland Mitte der 1990er Jahre und Anfang der 2000er Jahre noch bei über 200.000 Exemplaren pro Tag.

Doch mittlerweile liegen diese Zei- ten weit zurück. Isin Toymaz, Vorsit- zende des 2002 in Frankfurt gegründe- ten Bundes Türkischer Journalisten in Europa (ATGB) und selbst noch in Deutschland in Medien tätig, die tür- kischstämmige Journalisten gründe- ten, schätzt die heutige Auflagenstärke dieser Zeitungen auf fünf bis sechs Pro- zent der Auflage vom Anfang der 2000er Jahre. 90 bis 95 Prozent ihrer Leser hätten sie mittlerweile verloren. „Es gibt hier fast keine Leser mehr, die bereit wären, zum Kiosk zu gehen und aus der Türkei importierte Zeitungen zu kaufen oder diese zu abonnieren. Die Menschen verfolgen die Entwick- lungen aus dem Internet“, stellt sie fest. Sie glaubt auch nicht, dass die einstigen Auflagenzahlen von vor 20 oder 25 Jah- ren je wieder zu erreichen sein werden. Sie gehörten endgültig der Vergangen- heit an, die Zeiten haben sich geändert.

Ein Grund für diese Entwicklung sei, dass sich die Leser in Deutschland von Medienprodukten aus der Türkei nicht mehr angesprochen fühlen und sich von diesen auch nicht bevormunden lassen wollen, so Toymaz. Dies gelte al- lerdings auch für neue Angebote, die von Journalisten prodiziert werden, die aus der Türkei geflohen sind, wie bei- spielsweise das Internetportal „ozgu- ruz.org“ unter der Leitung von Can Dündar, aber auch für „taz Türkce“, die türkischsprachige Beilage der Zeitung aus Berlin. Die Leser hätten diese Angebote nicht angenommen.

Dem Bund Türkischer Journalisten in Europa steht Toymaz seit 2016 vor. An der Anzahl seiner Mitglieder zeichne sich auch die Entwicklung der Presse in der Türkei mit ihren Auswirkungen in Europa wieder. Er hat heute nach eige- nen Angaben um die 80 aktive sowie weitere 150 passive Mitglieder. Zwi- schenzeitlich habe die Zahl ihrer Mit- glieder sogar die 200-Marke erreicht. Ein Schwerpunkt ihrer Arbeit bildet seit dem gescheiterten Putschversuch vom 15. Juli 2016 der Einsatz für verhaf- tete Journalisten in der Türkei sowie die Thematisierung der immer weiter fortschreitenden Beschränkung der Pressefreiheit in der Türkei. Auch ein Gründungsmitglied des Bundes, der frühere Mitarbeiter des Zentrums für Türkei-Studien in Essen und heutiger „Cumhuriyet“-Journalist Güray Öz, be- fand sich neun Monate lang im Gefäng- nis wegen seiner journalistischen Ar- beit, wie Toymaz unterstreicht. Der Bund arbeite für diese Zielsetzung mit den Landesvertretungen der Deut- schen Journalistenunion (dju) in Hes- sen und Baden-Württemberg zusam- men.

Jede Konzentrationswelle der Pressein der Türkei beziehungsweise der Ver-kauf von Zeitungen an regierungs  freundliche neue Besitzer habe Entlassungen von Journalisten auch hier in Deutschland zur Folge gehabt. Deshalb wird auch nach dem jüngsten Verkauf von Dogan-Medien an einen regie- rungsfreundlichen Unternehmer wie der mit Entlassungen von Journalisten gerechnet. Mit dem Verkauf dieses Konzerns habe die Regierung den letzten Schritt getan, auch auf dem Medi- ensektor eine Monopolstellung zu er- richten.

Die Dogan-Medien seien die letzte Festung der freien Presse in der Türkei gewesen, die auch unterschiedlichen Stimmen Gehör verschafft habe, sagt Toymaz. Seinen Mitarbeitern gegen- über habe sich dieser Konzern jedoch äußerst hart gezeigt. In der Türkei habe Dogan-Medien die Gewerkschaft aus ihren Unternehmen verbannt, in Deutschland habe man der Inan- spruchnahme des gewerkschaftlichen Beistandes äußerst ablehnend gegen- übergestanden.

Nach dem Besitzerwechsel werde beispielsweise auch die Zeitung „Hür- riyet“ eine andere Zeitung werden und ihre Identität ändern, erläutert Isin Toymaz, die aus eigener Erfahrung spricht. Sie arbeitete ehemals für die Zeitung „Sabah“. Diese wechselte ab 2005 mehrmals den Besitzer, 2013 ge- langte sie in den Besitz einer Holding, die der Erdogan-Partei AKP nahe steht. Geleitet wird sie vom Bruder des Schwiegersohns von Staatspräsident Recep Tayyip Erdogan. Die Zeitung gilt damit heute als ein wichtiges Sprach- rohr seiner Regierung. Über die Zeitung „Sabah“ von früher, als sie dort noch ar- beitete, und ihre jetzige Form sagt Isin Toymaz: „Zwischen der Zeitung von damals und von heute gibt es nur eine Gemeinsamkeit, und das ist der Name.“

Heute schätzt Isin Toymaz die Zahl türkischstämmiger Journalisten in Deutschland auf etwa 300 Personen. Die genaue Zahl sei nicht bekannt. Jour-nalismus betrachtet sie als eine Art Hal-tung. Deshalb sagt sie auch: „Leider hat die traurige Situation der Medien in der Türkei auch uns hart getroffen. So et-was wie arbeitslose Journalisten aber gibt es nicht. Vielleicht gibt es Journa- listen, die ohne Geld sind. Aber Journa-listen gehen ihren Weg.“

Isin Toymaz glaubt, dass in Zukunft vor Ort in Deutschland gegründete Me-dien doch erstarken könnten. Schon jetzt gäbe es eine Menge Neugründun-gen, die hier aufgewachsene Leser an- sprechen. Sie würden diese Zielgruppe besser ansprechen, glaubt sie.

Die Rheinlandpfalz / İsmail Kul

Hamburg will Erdogan-Kritiker in die Türkei abschieben

 

Almanya’daki G-20 Zirvesi’ndeki akreditasyon skandalının yasaklı 32 gazeteci arasındaki tek Türk kökenli olarak gündeme gelen ve 35 yıldan bu yana yaşamını sürdürdüğü Almanya’da sınırdışı tehdidi ile karşı karşıya kalan Adil Yiğit’in durumuna Alman haber dergisi Der Spiegel geniş yer verdi.

Aynı zamanda ATGB Genel sekreteri olan Adil Yiğit, o dönemde yaptığı açıklamalarda akreditasyon yasağının Türk gizli servislerinin isteği üzerine gerçekleştiğini, söz konusu skandalının yaşanmasında Başbakan Angela Merkel’in Almanya’daki genel seçimler öncesi için koltuğunu kaptırma endişesinin de etkili olduğunu duyurmuştu.

İlgili haberin linki şöyle:

http://www.spiegel.de/politik/ausland/tuerkei-hamburg-will-erdogan-kritischen-journalist-ertugrul-yigit-abschieben-a-1186970.html

SINIRDIŞI TEHDİDİ, ALMANYA’NIN DEMOKRASİ AYIBI

BASIN BİLDİRİSİ

ATGB Genel Sekreteri Adil Yiğit, 10. köye sürgün mü ediliyor?

SINIRDIŞI TEHDİDİ, ALMANYA’NIN DEMOKRASİ AYIBI

Almanya’daki G-20 Zirvesi’ndeki akreditasyon skandalının yasaklı 32 gazeteci arasındaki tek Türk olarak gündeme gelen Adil Yiğit, 35 yıldan bu yana yaşamını sürdürdüğü Almanya’da sınırdışı tehdidi ile karşı karşıya kaldı.

Adil Yiğit, o dönemde yaptığı açıklamalarda akreditasyon yasağının Türk gizli servislerinin isteği üzerine gerçekleştiğini, söz konusu skandalının yaşanmasında Başbakan Angela Merkel’in Almanya’daki genel seçimler öncesi için koltuğunu kaptırma endişesinin de etkili olduğunu duyurmuştu.

SINIRDIŞI TEHDİDİ, YİĞİT’İN CEZAEVİNE ALMAN DEVLETİ ELİYLE SERVİS EDİLMESİDİR

Aynı zamanda ATGB Genel Sekreteri de olan Türkiye kökenli gazeteci Yiğit’e yönelik sınırdışı tehdidini kınıyor, ilgili makamları bu talihsiz yanlışlıktan geri dönmeye davet ediyoruz.
Sosyal görevli olarak da bugüne dek Almanya’da sayısız kişinin sınırdışı mücadelesinde baş aktör olarak etkili olan Adil Yiğit’e yönelik bu tutumu demokrasi ve insan hakları ayıbı olarak niteliyoruz.
Hükümete yönelik eleştirel haberciliğiyle de bilinen “Avrupa Postası” gazetesinin editörü Adil Yiğit’in Türkiye’ye sınırdışı edilmesi, dünyanın en büyük gazeteci hapishanesine Alman devleti eliyle servis edilmesi anlamını da taşıyor.

SORUMLUSU EYALET HÜKÜMETİDİR

Olası bir sınır dışında ise ortaya çıkacak ağır sonuçlardan Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Birlik’90 / Yeşiller Partisi’nden oluşan Eyalet Hükümetinin sorumlu olacağını ise bir kez de biz anımsatmak istiyoruz. Federal Kriminal Daire, akreditasyon yasağı ile ilgili uğradığı mağduriyetten dolayı Adil Yiğit’ten özür dilemesine rağmen, daha sonra sınırdışı tehdidi ortaya çıkınca topu Eyalet Kriminal Dairesi’ne (LKA) ve Hamburg Polisi’ne atmıştı.

KONUNUN TAKİPÇİSİYİZ

Her fırsatta Türkiye’ye insan hakları ve demokrasi dersi vermeye kalkan Almanya’nın, tam da bu konularda samimi bir tutum izlemesini bekliyor, Adil Yiğit’in maruz kaldığı sınırdışı tehdidinin ise takipçisi olacağımızı bildiriyoruz.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu
Stuttgart, 20.12.2017

ATGB’nin merceğinde yeni dönemde de basın özgürlüğü var

Avrupa’da Türkçe medya çöküyor

ATGB Onur Üyesi Prof. Dr. Faruk Şen, karamsar tabloya rağmen umutsuz olunmamasını istedi. 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) 7. Olağan Genel Kurulu, Frankfurt kentinde gerçekleştirildi.

Hessen Türk Toplumu’nun (TG Hessen) ev sahipliğindeki Genel Kurul’a Avrupa’nın çeşitli kentlerinde görev yapan üyeler katıldı.
ATGB kurucu üyesi İrfan Ergi ve grafiker Ünsal Özbakır’ın yer aldığı, Başkanlığını TG Hessen Başkanı Atila Karabörklü’nün üstlendiği Divan Kurulu,
faaliyet ve mali raporların okunmasının ardından 6. dönem yönetimi akladı.
7. dönem yönetim kurulunun oylamasında Işın Toymaz yeniden Başkan seçildi.

IŞIN TOYMAZ YENİDEN BAŞKAN

Yeni Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu:

atgb-genel-kurul2
ATGB 7. Dönem Yönetim Kurulu

Başkan Işın Toymaz, II. Başkan Attila Azrak, Sayman Kemal Çalık, Genel Sekreter Adil Yiğit, Halkla İlişkiler Sorumluları Ömer Yaprakkıran, Ufuk Evla Bostan, Brüksel Temsilcisi Fikret Aydemir.

ATGB TÜRKİYE TEMSİLCİSİ RECAİ AKSU

Öte yandan ATGB yeni yönetim kurulu, bir ilki gerçekleştirerek Birlik bünyesinde Türkiye Temsilciği bölümü de kurdu.

atgb-genel-kurul

Bu çerçevede Tele1’de Avrupa haberleri sunan ATGB kurucu üyesi Recai Aksu da Türkiye Temsilciliği görevine atandı.

AVRUPALI MESLEK ÖRGÜTLEİRYLE DAYANIŞMA PEKİŞTİRİLECEK

Yeni ekip, Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlalleri ve muhalif medyaya saldırılara karşı Avrupa’daki duyarlılığı da arttırmak ve tutuklu gazetecilerle dayanışmak için yeni dönemde çok daha güçlü eylemlerde ve etkinliklerde Avrupalı meslek örgütleriyle işbirliği içinde olacaklarını bildirdi.

eylem-heim-toymaz
ATGB, yeni dönemde Avrupa’daki Türkçe gazetecilik ve Türk medyasının durumuna ağırlık veren faaliyetlerini de arttıracağını duyurdu.

ATGB ONUR ÜYESİ FARUK ŞEN’DEN ÜYELERE MÜCADELEDE SEMPOZYUM TAVSİYESİ

Diğer taraftan 7. ATGB Olağan Genel Kurulu çerçevesinde, Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlallerinde son durumu aktarmak üzere düzenlenen konferansın konuğu ATGB Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Onur Üyesi de olan Türkiye Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen oldu.

faruk-sen_02
Tutuklu gazetecilerin Türkiye’nin demokrasi ayıbı olduğunu kaydeden Şen, ATGB’nin gelecekte etkinlik ve eylemlerinde Avrupa meslek örgütlerinin temsilcileri, siyasetçiler, bilimadamlarını da yanına alarak sık aralıklarla sempozyumlar düzenlemesini önerdi. Konuyu gündemde tutarken siyasal ve bilimsel kanadının da kamuoyunun dikkatine sunulmasının önemli olduğunu dile getirdi.

faruk-sen_01
ATGB Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Onur Üyesi de olan Türkiye Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen

ALMANYA’DA TÜRKOFOBİ TEHLİKELİ BOYUTLARA ULAŞTI

Şen, Avrupa’da yükselen İslamofobinin yanı sıra Almanya’daki Türkofobinin Türkler açısından çok daha tehlikeli boyutlara ulaştığı vurgusunu da yaptı.
Irkçılıkla mücadelede Avrupalı Türk’ün en önemli ev ödevinin Türkçe mücadelesi olduğunu dile getirdi. Eğitimde, basında Türkçe’nin yaşatılması için Avrupalı Türk stk’lara büyük görevler düştüğünü de bildirdi. Moderasyonunu ATGB kurucu üyesi hafta.eu Genel Yayın Yönetmeni Osman Çutsay’ın üstlendiği konferansın ikinci bölümü ise soru cevap şeklinde gerçekleşti.

atgb_logo-son

ATGB 15 YILDAN BU YANA FAALİYETTE

23 Şubat 2002’de kurulan ATGB, bugün Yunanistan’dan Danimarka’ya, Fransa’dan Almanya’ya, İngiltere’den Avusturya’ya, Belçika’ya dek fahri üyeleri de dahil olmak üzere çalışmalarına devam ediyor. Usta fotoğraf sanatçısı Mehmet Ünal ve usta gazeteci Gürsel Köksal, kuruluşundan bu yana ATGB’ye emek veren yöneticiler arasında yer alıyor. Onur üyeleri arasında ise merhum karikatürist Turhan Selçuk, bilim kadını Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, gazeteci yazar Altan Öymen, bilim adamı Prof. Dr. Faruk Şen, gazeteci- yazar Doğan Hızlan, gazeteci yazar Yüksel Pazarkaya’nın yer aldığı ATGB, mesleki dayanışma ve fikir alışverişi temelli, medya alanında kültürel ve sosyal etkinlikler üreten bir örgüt.

KURUCU ÜYESİ GÜRAY ÖZ’DEN ATGB’YE MESAJ VAR

ATGB, 6. Olağan Genel Kurulu’ndan kısa bir süre sonra meydana gelen 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişimi ile ile birlikte, çalışmalarını muhalif sese baskıyı arttıran iktidarın kıskacındaki tutuklu gazetecilerin serbest bırakılma ve basın ve ifade özgürlüğü mücadelesinde yoğunlaştırmak durumunda kaldı.

guray-oz
ATGB kurucu üyesi, Cumhuriyet gazetesi Okur Temsilcisi Güray Öz

Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ağır saldırılar o günden bu yana tırmanırken, ATGB kurucu üyesi, Cumhuriyet gazetesi Okur Temsilcisi Güray Öz de o dönemde tutuklamalardan nasibini aldı. Trajikomik suçlamaların yer aldığı Cumhuriyet gazetesi davasında, Güray Öz 9 ay sonra ise tahliye oldu.
Güray Öz de ATGB’nin Genel Kuurlu için bir mesaj göndererek, özgürlük mücadelesindeki dayanışması için teşekkür etti ve Türkiye’de yargılanması devam ettiği için Genel Kurul’a katılamamaktan dolayı büyük üzüntü duyduğunu dile getirdi.
Frankfurt – atgb-press.eu