Gazetecilik yaptı, yandaş medya linç etti: Gazeteci Seda Şanlıer’in yanındayız

BASIN AÇIKLAMASI

AKP’nin korona günlerindeki “siyasi şovunu” bozan ve bu yüzden iktidar yanlısı medya ve sosyal medyada aktroller tarafından linç edilen meslektaşımız Seda Şanlıer’in yanındayız. 

İsveç’ten özel jetle getirilen Emrullah Gülüşken’in AKP’ye yakınlığını ifade eden ve ardından AKP’ye yakın basının verdiği şekilde “İsveç’te tedavi edilmeyen Türk” haberinin doğru olmadığını, İsveç’te uygulanan korona virüs tedavi sürecinde herkese aynı davranıldığını anlatan Şanlıer; Tele1 Ana Haber bültenine katıldıktan sonra tehdit ve hakaret yağmuruna tutuldu. 

AKP basınının hedef gösterdiği Seda Şanlıer, gazeteci olarak görevini yapmıştır. Şanlıer, İsveç sağlık sistemine yönelik itham ve iddiaların perde arkasını ve sistemle ilgili gerçeği, mesleği gereği halka anlatmıştır.Meslektaşımızın açık adresi sosyal medyada aleni bir şekilde paylaşılmış ve hedef gösterilmiştir. 

Gerçeğin ve özgürlüklerin peşindeki gazetecileri cezaevlerine kapatan, basın ve ifade özgürlüğü, demokrasi, insan hakları ihlalleri ile dünya gündemine sık sık gelen AKP iktidarı, bu kez de güdümündeki medya kuruluşları aracılığıyla yurtdışında görevini yapan gazetecileri susturmaya çalışıyor. 

Açık adresi yayınlayarak ‘ilgilenen olursa‘ diye hedef gösteren linç kampanyalarının arkasındaki “kirli eller”, eğer Seda Şanlıer’in saçının teline zarar gelirse kanunlar karşısında da ilk hesap verecek adrestir. 

Seda Şanlıer yalnız değildir. 

ATGB gerçeğin peşinden giden ve işi “gazetecilik” olan  tüm meslektaşlarının yanında olmaya devam edecektir.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu

Avrupa “sürü bağışıklığına mı” geçiyor?

Süre uzadıkça durum daha da zorlaşıyor, halkın morali bozuluyor. Pandeminin ekonomik, sosyal, psikolojik etkileri bir bir ortaya çıkıyor.  Çeşitli Avrupa ülkelerinde koronavirüsü tedbirlerine karşı izinsiz protestolar bile gerçekleşti. 

Almanya’da ekonominin 2020’de salgın nedeniyle yüzde 8,4 küçülmesi bekleniyor.

Nürnberg İstihdam Piyasası ve Meslek Araştırmaları Enstitüsü (İAB), kısa süreli işlerde çalışanların sayısının  2,5 milyona, işsiz sayısının da yaklaşık 3 milyon ile zirveye çıkabileceği yönünde alarm verirken, Almanya’da  yapılan bir ankete göre ise nisan ayının ilk iki haftasında 4 milyon kişinin kısa çalışma uygulaması yaptığı  ortaya çıktı.  

Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri koronavirüsü önlemlerini kademeli olarak gevşetiyor. Almanya, Fransa, Belçika, Norveç, Hırvatistan, İsviçre, Çekya farklı tarihlerde tedbirleri hafifletmeye hazırlanıyor.

Oysa en başta İngiltere Başbakanı Boris Johnson sürü bağışıklığı tezi ile dünyanın şimşeklerini üstüne çekmişti. Şimdi Avrupa sürü bağışıklığına doğru mu ilerliyor?

Avrupa’nın trilyonluk kurtarma planları Avrupa’yı kurtarmaya yetecek mi?

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) salgın boyunca son gelişmeleri aktardığı YouTube kanalında pandemi ve Avrupa’ya yer vermeye devam ediyor.

Almanya’dan ATGB Rheinland Pfalz Eyalet Temsilcisi Ufuk Evla Bostan, ATGB Belçika Temsilcisi Fikret Aydemir, ATGB Avusturya Temsilcisi Mehmet Ali Demir, ATGB İrlanda Temsilcisi Çağdaş Gökbel ve ATGB Türkiye Temsilcisi Recai Aksu Avrupa’da sürü bağışıklığına geçiliyor mu sorusuna yaşadıkları ülkelerden örnekler vererek konuyu mercek altına aldı. ATGB Başkanı Işın Toymaz’ın yönettiği Avrupa ve pandemi sohbetinde Avrupa’daki Türkiye kökenli gazetecilerin aktardıklarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“EKONOMİNİN KORONAVİRÜS ÖNCESİ GÜNLERE GERİ DÖNMESİ 2022’Yİ BULACAK”

Çağdaş Gökbel / İrlanda: “Boris Johnson’un kapitalist ekonomiyi düşünerek ortaya attığı ‘sürü bağışıklığı’ tezi İngiliz aydınlanmasının yüzyıllar içerisinden süzülüp gelen ‘sosyal Darwinist’ ideolojisinin vasat bir tezahürüydü. Aşıyı ve ilacı bulamayan kapitalistlerin daha fazla bu karantina koşullarına dayanamayacaklarının işaretlerini alıyoruz. İrlanda maliye bakanı Paschal Donohoe’ye göre ise İrlanda Gayri Safi Yurt İçi hasılası bu yıl yüzde 10,5 daralacak. İrlanda tam istihdam durumundan, yüksek işsizlik rakamlarına geçiş yapacak. Bakan Donohoe, ekonominin koronavirüsü öncesi günlere geri dönmesinin 2022’yi bulacağını söyledi.  Sendika temsilcisi ve People Before Profit (Kardan Önce İnsan Partisi) üyesi arkadaşım Memet Uludağ’a göre ise koronavirüsü sonrasında İrlanda’da 400 bin kişi işsiz kalacak. İlerleyen günlerde aşının ve ilacın bulunmamasına rağmen normale dönme çağrıları yapılacak ve işçiler işlerinin başına dönecek gibi görünüyor. Bu da sürü bağışıklığı tezinin aslında iktidarlar açısından asla ortadan kalkmayan bir seçenek olduğunu gösteriyor. Sürü bağışıklığı geri dönecek; kronik hastalar ve yaşlılar ölüme terk edilecek. İnsanlar şu anda da işsizler aslında. Normal hayata döndüklerinde farkına varacaklar. Ayrıca sürü bağışıklığının yanı sıra salgından sonra bir barbarlığa gidebiliriz. Mülteciler konusunda ise İrlanda sınıfta kaldı. Mülteciler sosyal izolasyonun uygulanmadığı ortamlarda yaşıyorlar. Avrupa’nın demokratik değerlerinin kaygan bir zeminde tartışılacağı günlere gidiyoruz.”

“İNSANLAR AÇ”

Recai Aksu / Türkiye: “Türkiye’de toplumsal bir barış yok. İsteyen istediğini yapıyor. Saray rejimi bilim insanlarının, doktorların uyarılarını gerektiği şekilde dikkate almıyor. 

Türk Tabipler Odası’nın uyarılarını dinlemiyor. DSÖ bile ‘Türkiye’den gelen rakamlar doğruyu yansıtmıyor’ diyor. Bu zorlu süreçte işçiler, çiftçiler ne yapacak. Peki? Yardım yok. Destek yok. Almanya’da küçük işletmelere verilen destekler var örneğin. Hak hukuk adaletin olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Bayramdan sonra ise tedbirlerin gevşetilmesi konuşuluyor. Herkesi neye göre dışarıya bırakacaksın? Önce ortaya verileri şeffaf ve tüm gerçekliğiyle koyacaksın. Avrupa tedbirleri gevşetiyor doğru. Ancak korona ile savaşta dünyada ortak bir yol izlenmesi gerekiyor. Avrupa’da protestolar da var tedbirlere karşı. ‘Açım’ diyor insanlar. Türkiye’de ise sosyal devlet olmamız gerek. Toplumda büyük bir tepki var. Bilime inanmayan insanlara tavır almak zorundayız. Yaşamımızı tehlikeye atıyorlar. Korona gölgesinde infaz yasasını çıkardılar. Böyle bir Türkiye’de yaşıyoruz. Korona günlerinde diktatörlerin gücünü arttırdığına da şahit oluyoruz. “

“SALGIN ÜCRETSİZ EĞİTİMİ DE VURACAK”

Ufuk Evla Bostan / Almanya: “Almanya’da işsizlik rakamları önümüzdeki sekiz hafta içinde 2 milyon 36 bine yükselecek. Ondan sonrasında da artış bekleniyor. 2019’a oranla dört ayda işsizlikte 90 bin kişi artış gerçekleşmiş. Almanya’da yüksek ve orta öğrenim ücretsiz. Bunun böyle kalacağından da yola çıkıyoruz. Ancak uyarılara da bakmak gerek. Eğitimde sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz. Uzmanlar bu refahın 2-3 yıl sürmeyebileceğini söylüyorlar. Bu kriz sadece üniversiteleri değil orta dereceli okulları da etkileyecek. Salgının yarattığı ekonomik sarsıntı eğitim sektörünü de vuracak. Bunlar şimdilik tahminler ve uyarılar. Diğer taraftan  Rheinland Pfalz Eyalet Hükümeti örneğin medya kuruluşlarına krizde destek verdi. 40 milyon avro abone usulü işleyen özerk olmayan kuruluşlara verildi. Medya ne kadar güçlü ise demokrasinin de o kadar güçlü olacağını düşündüklerinden bu adımları atıyorlar Avrupa’da. Almanya’da aşıdan önce covid-19 hastalığı için ilaç bulunacağı da konuşuluyor. Görülen o ki ekonomik, sağlık, eğitim ve iş dünyasında koronayı yazmaya devam edeceğiz. Bolca önlem konuşacağız. Ceza yasalarında, medeni yasalarda ve pandemiyle ilgili yasalarda düzenlemeler gelecek. 

“KRİZİ KARİKATÜRLER DEĞİL CİDDİ DEVLET ADAMLARI İDARE EDEBİLİR”

Fikret Aydemir / Belçika: “Belçika Hükümeti 4 aşamalı plan açıkladı. Bu adımlar için 4-11-18 Mayıs ve 8 Haziran olarak tarihler belirlendi. Belçika’da hafifletilmiş izolasyon yaşıyorduk. İnsanlar da bu süreçte kurallara uydular. Salgın ortaya çıktığında Belçika hükümetsizdi. 290 gün boyunca hükümet kurulamamıştı. Birden kriz çıkınca geçici korona hükümeti kuruldu. Eylül ayına dek görev yapacak. Bu hükümet sadece covid-19 ile adımlar atıyor. Başarılı bir şekilde krizi yönetiyor diyebiliriz. Her şeyi bilim kuruluna bıraktı. Her ülke farklı bir şekilde DSÖ’ye veri yüklüyor. Belçika’nın verileri, oranları yüksek. Çünkü Belçika yaşlılar ve bakım evlerindeki ölümleri covid-19 olarak yansıtıyor ve rakamlar çok yüksek çıkıyor. Demokraside yaşıyorsunuz hükümetin verdiği rakamlara inanmak durumundasınız. Boris Johnson ‘sürü bağışıklığı’ diyor, Trump ‘vücuda dezenfektan enjeksiyonundan‘ söz ediyor. Birileri ise saraydan çıkmıyor. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki devlet adamlığı vasıfları olmayanlar ülke yönetiyor. Karikatür gibi başkanlara değil bu süreci büyük darbeler almadan atlatacak ciddi devlet adamlarına ihtiyaç var. Aşının üretilmesinin ise 1,5 yılı bulacağı konuşuluyor. Kas gevşetici ilacın bile üretiminin aylar yıllar aldığını biliyoruz. Elbette bütün dünya bunun üzerine çalışıyor. Avrupa normalleşmeye doğru gidiyor. Ancak eskisi gibi normalleşme değil korona normalleşmesine döneceğiz. Tedbirler çerçevesinde ülke değiştirmeyin yönünde uyarılar var. 2021 yazına kadar gerçek anlamda bir normalden bahsedemeyeceğiz. Deniz kenarına gittiğinizde şezlongların arasına bile 1,5 metre mesafe konacak. Yaşam standartlarını ve alışkanlıklarını değiştirmek zorundayız. Küresel salgının aşırı grupların aşırı sağcıların aşırı solcuların işine yarayacağına inanıyorum. Alıştığımız hiçbir şablon üzerinden hayatı okuyamıyoruz. Yeni şeyler öne süren partiler seçmenlerin daha çok ilgisini çekiyor. Salgın aşırı uçtaki partilerin oy oranlarına yansıyor.  Ancak geçici hükümet işi bilim adamlarına bırakıyor, bilene bırakıyor. Bilim kurulunun sunduğu önerileri hükümet ciddiye alıyor ve o yönde de adımlar atılıyor. Avrupa 2 triyon 770 milyar avro bütçe ayırdı AB ülkelerine destek için. 4 farklı kalemden oluşan bir bütçe bu. AB brexitle gücünü kaybetmişti ama salgınla birlikte yeni bir yola kavuşmanın tartışmaları yeniden yaşanacak.” 

“YAZ AYLARINDA TÜRKİYE’YE TATİLLERE İZİN YOK”

Mehmet Ali Demir / Avusturya:  “Açıkçası ben iyimser değilim. Aşıların söylendiği sürede bulunabileceğine inanmıyorum. Avusturya’da bu dönemde en yüksek işsizlik yaşanıyor. Normale döndüğümüzde kaç kişi daha işini kaybedecek bunu da bilemiyoruz. Avusturya’da şu anda tedbirler gevşetildi. Hijyen ve sosyal izolasyona uymaya ise devam ediliyor. Kurallara uymayanlara 600 avro para cezası ödeniyor. Avusturya’da da insanlar özgürlüklerinin kısıtlanması konusunda rahatsızlar. Burada da protestolar var. 14 Mayıs’ta ise okullar bazı şartlara bağlı olarak açılıyor. Avusturya vatandaşa biner avrodan iki kere destek yaptı. Ekstra yardımlarda da bulundu. Küçük esnafa da yardım paketleri sunuluyor. Avusturya bu sene yaz aylarında ülke dışına çıkmaya ise izin vermeyecek. Sadece iş için izin belgesi olanlar bu yaz ülkeyi terkedebilecekler. 14 günlük karantinaya da tabi tutulacaklar. Önümüzdeki yaz Türkiye’ye gitmek mümkün olmayacak. Sürü bağışıklığına geçilebilecek gibi görünüyor. Hastalık, salgın, işsizliğin Avrupa’da aşırı sağı yükselteceğine inanıyorum. Tüm olumsuzlukların faturasını bir kez daha  göçmenlere ve mültecilere kesecekler. Salgın halen devam ediyor. Ne olacağı belli değil. 

ATGB – STUTTGART / MAİNZ/ BRÜKSEL / GRAZ / DUBLİN / ANKARA

Gazeteci Attila Azrak’ın acı günü: Prof. Dr. Ali Ülkü Azrak hayata veda etti

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi kurucularından Prof. Dr. Ali Ülkü Azrak Covid-19 nedeniyle hayata veda etti. 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) II. Başkanı Attila Azrak’ın babası Prof. Dr. Ali Ülkü Azrak tedavi gördüğü Florence Nightingale hastanesinde 87 yaşında yaşamını yidirdi. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanlığı da yapmış olan idare hukukçusu  Prof. Dr. Ali Ülkü Azrak emekli olduğu 2000 yılına kadar İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yönetim Bilimleri Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görevini sürdürmüştü.

 Prof. Dr. Ülkü Azrak’ın vefat haberi, İstanbul Üniversitesinin Twitter hesabından duyuruldu.

ATGB Azrak’ın vefatıyla ilgili başsağlığı mesajında “II. Başkanımız Atilla Azrak’ın babası Prof. Dr. Ülkü Azrak’ın aramızdan ayrıldığını üzüntüyle öğrendik. Türkiye’de idare hukukunun en yetkin isimlerinden olan Prof. Dr. Ülkü Azrak’a Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve üniversite camiasına başsağlığı dileriz“ denildi. 

Prof. Dr. Ali Ülkü Azrak 2001-2005 yıllarında YÖK üyeliği görevinde de bulunmuştu. Almanca ve Fransızca bilen Azrak, 29 Kasım 2007’de Bundesverdienstkreuz Birinci Sınıf Liyakat Nişanı ile taltif edilmişti.

Öte yandan gazeteci Attila Azrak kısa bir süre önce de annesini yitirmişti.

ATGB’nin YouTube kanalı kuruldu: Salgında Avrupa’da neler oluyor?

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) üyeleri kıtayı merkez haline getiren pandemiyle ilgili son durumu aktarıyorlar. (Destek için abone olun)

Koronavirüsünün ekonomi, siyaset ve sosyal yaşantıya ne tür bir etkisi oldu? Tedbirlerde gevşeme söz konusu mu?

Mahkuma ve tutukların durumu ne olacak? Aile içi şiddetle ilgili ne tür tedbirler alındı?

Küçük ve orta ölçekli işletmeler nasıl ayakta kalacak? Türkiye kökenliler cenazeleri Türkiye’ye gönderebiliyorlar mı? Salgında kar mı insan mı kazanacak?

Münir Bağrıaçık – Berlin/ Almanya

Recai Aksu – Ankara / Türkiye

Ufuk Evla Bostan – Rheinland Pfalz Eyaleti / Almanya

Çağdaş Gökbel – Dublin / İrlanda

Mehmet Ali Demir – Graz / Avusturya

Moderasyon: Işın Toymaz

#gazeteciliksuçdeğildir / Meslektaşlarımızı serbest bırakın

BASIN AÇIKLAMASI

Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Murat Ağırel, Hülya Kılınç, Mahir Boztepe, Aytekin Dursunoğlu, Aydın Keser, Ferhat Çelik peş peşe tutuklandılar.Sınırda mültecilerin durumunu takip eden gazeteciler ise gözaltına alındı. Tutuklanan, gözaltına alınan meslektaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. 

Halihazırda yerlerde sürünen basın özgürlüğüne son dönemde vurulan ağır darbelerle Türkiye bir kez daha demokrasiden uzaklaştırmıştır. 

Halkın gerçekleri öğrenme  hakkını gasp etmeye çalışan iktidar baskı, tutuklamalar, gözaltılar ile Türkiye’de olup biteni hem kendi halkından hem de dünya kamuoyundan saklayabileceğini sanmaya ve bunun için de gözdağı vermeye ise devam ediyor. Son tutuklamalarla hukuk devleti olmaktan çıktığını ve demokrasiden uzaklaştığını ise adeta ilan etmiştir. 

G9 GAZETECİLİK ÖRGÜTLERİ PLATFORMU’NUN ÇAĞRISINA DESTEK

Avrupa’da görev yapan Türkiye kökenli gazeteciler olarak bizler de G9 Gazetecilik Örgütleri Platformu’nun konuya ilişkin çağrısına destek verdiğimizi açıklıyoruz ve çağrılarına imza atıyoruz: 

“Yetkilileri gazetecilerin görevlerini yapmalarını engellemekten vazgeçmeye çağırıyoruz.

Bir kez daha tekrarlıyoruz, gazetecilik suç değildir, görevlerini yaparken gözaltına alınan ve tutuklanan meslektaşlarımız serbest bırakılmalıdır.“

11 MART ÇARŞAMBA BRANDENBURGER TOR’DA BASIN AÇIKLAMASI VE EYLEM

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) 11 Mart 2020 çarşamba saat 13.00’de Berlin Brandenburger önünde tutuklamaları kınamak ve gazetecileirn serbest bırakılması çağrımızı duyurmak üzere  bir eylem gerçekleştirecek ve siyah çelenk bırakacak. 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu

Foto: www.gundogumu.com

Erdoğan’a hakaret davası: “Memet Kılıç’a beraat istiyoruz”

BASIN AÇIKLAMASI

“Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılananların sayısı uzun süredir binlerle ifade ediliyor.
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Örgütü’nün 2018 verilerine göre bu yönde 53 gazeteci hakkında mahkûmiyet kararı verildi.
Avrupa Birliği ve Venedik Komisyonu raporlarının “yürürlükten kaldırın” tavsiyelerine rağmen söz konusu maddenin kaldırılmadığını söyleyen RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, “Bu madde Türkiye’de otoriterliğin sembollerinden birisi” görüşünde.

“ÇOK DOĞRU! ADALETİN OLMADIĞI YER OKSİJENSİZDİR”
Buna karşılık, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan partisinin 19’uncu dönem Siyaset Akademisi’nin açılış töreninde rahatlıkla “Adaletin olmadığı yer oksijensiz dünya gibidir” diye konuşabiliyor.
Türkiye’de siyasetçiler de “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması nedeniyle yargılanıyor. Ana muhalefet lideri Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuyla ilgili hakkında en çok dava açılan siyasetçi olurken, halen tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın hakkında da kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle açtığı dava bulunuyor.

HAKKINDA DAVA AÇILAN İLK ALMAN SİYASETÇİ
Cumhurbaşkanına hakaret söz konusu olduğunda Türkiye’de hukuktan uzak kararlar verilmeye devam ediyor. “Cumhurbaşkanına hakaret” davalarından artık Alman siyasetçiler de payına düşeni alıyor. Hakkında “Cumhurbaşkanına hakaretten” dava açılan Memet Kılıç, bu “unvanla” tarihe geçen ilk Alman siyasetçi.
Alman Meclisi eski milletvekili Memet Kılıç’ı hedefe oturtan siyasi dava, AKP iktidarının yurtdışındaki muhalifleri de susturmak için elinde tuttuğu bir koz olarak karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda Almanya’daki Türkiye kökenli politikacılara bu eşi benzeri olmayan dava ile gözdağı verilmek isteniyor.

TÜRKİYE’NİN İMAJINA BİR AĞIR DARBE DAHA
Alman hükümetinin de Memet Kılıç’a destek vermek üzere devreye girdiği bu utanç davası Türkiye’nin imajına bir kez daha ağır bir darbe vuruyor.
Bu basın açıklaması ile Alman siyasetçi Memet Kılıç hakkındaki “Cumhurbaşkanına hakaret davasından” dolayı duyduğumuz utancı kamuoyuna duyuruyoruz.
“Cumhurbaşkanına hakaret” diye ayrı bir suç tanımının kaldırılmasını talep ediyoruz.
Hukuk devletinin, demokrasinin gereği olarak Birlik’90/Yeşiller partili siyasetçi Memet Kılıç hakkındaki davanın mayıs ayındaki duruşmasından “beraat” bekliyoruz.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu

EK BİLGİ:
Türkiye ve Almanya barolarına bağlı avukat olarak Federal Almanya’da çalışmalarını sür-düren, Baden-Württemberg Eyaleti Göç ve Uyum Çalışma Grubu Sözcüsü Memet Kılıç hakkında ABC gazetesinin internet sitesinde 12 Temmuz 2017 tarihinde “Erdoğan’a Soykırım suçlaması: Muz cumhuriyeti muamelesi” başlıklı bir röportajından dolayı dava açılmıştı. Hakkındaki yakalama kararının kaldırılmadığı ve Kılıç’ın istinabe yoluyla dinlenmesi talebinin reddine karar verilen son celsede, davanın görülmesi 18 Mayıs 2020’ye ertelendi.

Irkçı teröre birlikte “dur” diyelim: Susmayalım, çünkü susarsak sıra hepimize gelecek

Basın Açıklaması

#ırkçı terör #RechterTerror

Önce Solingen, Mölln, Hoyerswerda sonra ırkçı yeraltı örgütü NSU cinayetleri, ardından Kassel Bölge Valisi Walter Lübcke cinayeti, Halle’de kanlı sinagog saldırısı ve şimdi de Hanau’da ırkçı katliam.

Bir tarafta zengin Almanya’nın gittikçe yoksullaşan insanlarının gelecek korkusu, bir yandan güçlenen sağ popülizm, Avrupa’nın en büyük dünyanın dördüncü büyük ekonomisinde ırkçı teröre elverişli bir zemin hazırlamaya devam ediyor.

8’i Türk, biri Yunan, biri de Alman olmak üzere 10 kişiyi katleden ırkçı terör örgütü NSU’nun istihbarat ve güvenlik birimleri ile bağlantılarının açıklığa kavuşmaması, belgelere kilit vurulması, NSU davasının tüm soru işaretleriyle tarihin karanlıklarına gömülmesinin ardından ırkçı terör kan akıtmaya devam ediyor.

TOPLUMSAL CİNNET

Artık ırkçı saldırıları “tek başına hareket etmiş”, “akıl sağlığı bozuk kişilerce işlenmiş” gibi  mazeretlerle hafife almaya kimsenin hakkı yok. Hızla toplumsallaşan bir cinnetle karşı karşıya kalabiliriz.

Her hafife alış daha çok insanın hayatına mal olabilir.  

Sosyal devletin zayıflaması, Ortadoğu’daki kanlı savaşın sonucu yoksul mültecilerin metropollere akını, zengin ülkelerde sağ popülistlerin yabancı düşmanlığını, yabancı korkusunu yayarken işlerini kolaylaştırıyor.

Ancak biz, şunu iyi biliyoruz: Duyarlı Alman halkı, ki bu ülke nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturmaktadır, Hanau’da katledilenleri “yabancı” olarak algılamıyor. 5’i Türkiye kökenli, öldürülen 9 kişiye “Komşumuz, arkadaşımız, esnafımız, kardeşimiz” diyor.

Ancak, şu var: Gerek Türkiye’de gerekse Almanya’da popülist habercilik yapan bir kısım medya, maalesef insan hayatlarının söndüğü ırkçı katliamları kullanmaktan geri kalmıyor. Halkları tahrik eden, insanları birbirine düşmanlaştıran, akan kanı malzeme olarak gören bir anlayışı, Hanau olayında da sürdürüyor.

SAĞDUYULU HABERCİLİK

Hanau’daki ırkçı katliamda yaşamlarını kaybedenleri saygıyla anıyor, yabancı düşmanı, antisemitist, ırkçı terörü kınıyoruz.

Ana akım medyadaki  Türk ve Alman meslektaşlarımızı ise sağduyulu habercilik yapmaya davet ediyoruz.

GÜÇLÜ ORTAK MÜCADELE

Almanya’daki tüm demokratik, ilerici, aydınlanmacı sivil toplum kuruluşlarının bugün her zaman olduğundan çok daha güçlü ve sağlam bir şekilde ırkçı teröre karşı el ele vermesi gerekiyor.

Tüm demokratik siyasi partilerin ırkçı şiddeti yakın takibe alması gerekiyor.

Alman medyasının radikal sağcı şiddeti kıyıdan köşeden “haber olarak görmesi” doğru değildir, bu cinayetler manşetlere taşınmalıdır.

Bu tür suçlarda Almanya’nın tarihten gelen bir duyarlılığı vardır. Alman halkı duyarlı bir halktır.

Bir kez daha hep beraber gözlerimizi kapatır, duymazlıktan gelirsek sıranın hepimize geleceğinden kuşkumuz bulunmuyor.

Ancak şunu açıkça ifade etmeliyiz: Bizler “kurbanlık göçmen koyunlar” değiliz, olmadığımızı da özellikle medyada göstermemiz gerekiyor.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB Yönetim Kurulu)

Bir gazeteciyi, Mehmet Aktan’ı, Mehmet Abi’yi kaybettik…


Mehmet Abi, ışıklar içinde uyu…

Biraz önce acı bir haber aldım…
Dondum kaldım…
Gerçek bir gazeteciyi, Mehmet Aktan’ı, Mehmet Abi’yi, kaybettiğimizi öğrendim…
Yıllarca “Milliyet yazdıysa doğrudur” denilen zamanda, eski Milliyet’te birlikte çalıştığım arkadaşım, yüzlerce habere birlikte imza attığım gazeteci yoldaşım Mehmet Aktan, Mehmet Abi”yi, ‘Gazeteci‘yi 72 yaşında kaybettik…
Ortak tanıdığımız arkadaşımız beni aradı, acı haberi verdi…
Ona en yakın benim olduğumu düşündüğü için, en yakın ben olduğum için bana haber vermeyi kendisinin zorunlu olduğunu hissetmiş…
Mehmet Aktan’ın Almanya’nın Köln kentinde Sosyal Hizmetler Kurumu’nun, Bakım Evi’nde kalıyordu.


Mehmet Aktan Alzheimer hastasıydı…
Onunla ilgilenen bir sosyal danışman temin etmiştik, onun adına yasal olarak tüm yetkiye sahip olan bir sosyal danışman…
Mehmet Abi 05.02.2020 ‘de hayatını kaybetmiş…
Ortak arkadaşımız bana haber vermese, Mehmet Abi’nin hayata veda ettiğinden haberimiz olmayacaktı…
Mehmet Abi şu anda bir hastanenin morgunda, otopsi yapılacakmış.
Köln Emniyeti soruşturma başlatmış…
Kaldığı Bakım Evi’nde bakım esnasında birşeyler yaşanmış, emniyete haber vermişler, o nedenle emniyet soruşturma başlatmış.
Mehmet Abi yalnızdı…
Çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu göçmenlerin sorunlarını kamuya taşıyan yüzlerce habere imza atan; Türkiyelilerin kimi zaman dert ortağı, kimi zaman rehberi, kimi zaman avukatı olan ; eğitim, ırkçılıkla mücadele, işsizlik, vize, çifte vatandaşlık ve eşit haklar için Cumhurbaşkanlarıyla, başbakanlarla, bakanlarla biraraya gelip, yaptığı haberlerle sorunları kamuoyuna taşıyan, yıllarca birlikte koşturduğum Mehmet Aktan’ın yıllar önce tanıdığım Çanakkale’de bir ablası ve engelli bir yeğeni vardı…
Mehmet Abi yalnızdı…

Mehmet Abi, seninle haber peşinde koşarken birlikte yaptığımız kavgaları özleyeceğim…..
Seninle birlikte yaptığımız ‘Sıla Yolu’ yazı dizileri için çıktığımız yollarda yaşadıklarımızı özleyeceğim…..
Hatırlıyor musun, haber peşinde koşarken münakaşa ederdik, sonunda bana ‘Reco, sen bana kızabilirsin, sana bir şey demem’ derdin…
Senin topluma verdiğin emekler unutulmaz…
Sen gerçek gazeteciydin…
Son görüşmemizde kendini o kadar zorlamıştın ki, gözlerinden bir damla yaş gelmişti…
Beni unutmamıştın…
Beni o halinle hatırlamıştın…
Gözünden gelen o bir damla yaş her şeyi anlatıyordu…
O bir damla gözyaşı dostluktu, sevgiydi, sevinçti, vefa idi, anılardı,saygıydı, unutmamaktı, değer vermekti…
Odanda benim CDU Kongresinde çektiğim zafer işareti yaptığı fotoğrafında aralarında olduğu Almanya’daki göç tarihini anlatan fotoğraflar ve Türk Gazeteciler Birliği’ nin “Basın Onur Plaketi” ödülü vardı…

Ödül töreninde seni şöyle anlatmıştım:
Yıl 1989, yer Berlin Brandenburg kapısının önü. Ortalık insan kaynıyor. Duvar yıkılmış, Doğu Berlin Batı’ya akın etmiş, Avrupa’nın, dünyanın dört bir yanından yüzbinlerce insan içiçe .
Sağ omzunda siyah laptop çantası, boynunda fotoğraf makinası, küçük küçük ama hızlı hızlı adımlarla onca insanın arasından kim yaklaşır yanınıza ? Mehmet Aktan.
İster Berlin, ister Münih, ister Bonn, ister Köln… İster parlamento binası, ister Türk mahallesi. Birleşmesinden sonra da, önce de, o siyah çantasının içindeki laptopuyla tarihini yazmıştır Mehmet Aktan bu Almanya’nın. Küçük parmağını kaldırıp, işaret parmağını denklaşörüne yerleştirdiği eli, kimbilir kaç kare ve kimbilir kimlerin fotoğraflarını çekmiştir. Yabancıların anası Liselotte Funke’den, Solingen’in acılı anası Mevlude Genç’e, ya da Gerhard Schröder’in anası/annesine kadar.
Türkiye’den Almanya’ya gelmiş hangi politikacıya yetişmemiş, teybini ağzına dayamamış, Almanya’da göçmenlerle, Türklerle ilgisi olan hangi konuya el atmamıştır.
Her zaman anlatacak hikayesi, verecek bilgisi vardır. Berlin Duvarı’nın çöktüğü gün halihazirdaki politikacıların ne beyanat verdiğinden, Pergamon manastirina, Berlin’de nerede çorba içileceğine kadar hiç bitmez bilgisi, dağarcığındaki hazinesi… Gerekirse, sırayla tüm Alman başbakanlarını sayar, ya da Türkiye’de hangi seçimde kimin ne kadar oy aldığını anlatır, isterseniz laz fıkrası, o da olmadı Pavarotti’den arya, Fransızca chanson söyler.
Sağ omzunda laptop çantası kutlamaları, doğumgünlerini hatırlar, illa bir şıklık yapar, gerekirse şiir okur,şarkı söyler gerekirse tango yapar.
Bilgi zenginidir Mehmet Aktan, insancıldır, işine de, birlikte çalıştığı insanlara da saygılıdır, hoşgörülüdür. Kimseye kızmaz- Milliyet’in Frankfurt yazı işleri hariç- kimseye darılmaz.
O bir elçidir, bilginin, haberin elçisi. Bak üstad, der hiç de sakınmadan yüksünmeden verir elindeki avcundaki bilgiyi. Rekabet, hırs bilmez Mehmet Aktan.
Tam bir basın neferidir. Binlerce haberiyle Almanya’nın tarihini yazmıştır, henüz internetin olmadığı dönemde, uçaklara yetiştirdiği negatif ruloları, fotoğraflarıyla Almanya’nın görsel belleğidir, Westerwelle’sinden Angela Merkel’ine siyaset sahnesine yeni adım attıkları andan, başbakanlıklarına kadar eşlik etmiştir Alman siyasetçilere.
Türkiye kökenli siyasetçi, aydın, sporcunun sade takipçisi değil, yoldaşları olmuştur.
Tüm bunları hep Mehmet Aktan alçakgönüllüğüyle yapmıştır. Kimsenin canını yakmadan, nasırına basmadan. Hep o Mehmet Aktan üslubuyla, saygılı, hoşgörülü ve hümanist yaklaşımıyla…
İki satır haberi on kere okuyan, yazan, kontrol eden Mehmet Aktan titizliğiyle.
Hepimiz senden çok şey duyduk, gördük, dinledik, öğrendik sevgili Aktan, hiç de çaktırmadan ne çok şey gösterdin, öğrettin bizlere.
Simdi “yok yok yok” deyip, alçakgönüllülük yapma yine… Otur bunları yaz, o güzel kaligrafi gibi yazınla aldığın notları derle, siyah beyazından, dijitaline o koca fotoğraf arşivini, ein zwei drei, eins zwei drei… kasetleri, bantları da ekle onlara… yaz bir Almanya’nın Mehmet Aktan tarihini be sevgili Aktan…

Yaz ki, genç meslekdaşların da görsünler, bilsinler, gazeteci kime denir, gazetecilik nedir…Mehmet Aktan olmak hiç de öyle kolay değildir….

Seni böyle anlatmıştım…

Çok üzgünüm Mehmet Abi…
Seni unutmayacağım…
Işıklar içinde uyu…

RECAİ AKSU – ATGB TÜRKİYE TEMSİLCİSİ

ATGB Berlin Temsilciliği dördüncü kez buluşuyor

ATGB Berlin Temsilciği’nin dördüncü toplantısı gazeteci Mesut Yeter’in Berlin ziyareti nedeniyle bugün 17 Eylül 2019 Salı günü, saat 18:30 – 21:00 arası TDU salonunda gerçekleştirilecek.
Toplantıda Mesut Yeter’in Berlin, Almanya, Avrupa ve Türkiye ile ilgili gazetecilik anıları ve tavsiyeleri aktarılacak.

ATGB Berlin Temsilcisi Ali Yıldırım’ın verdiği bilgiye göre buluşmada
kurumsallaşma çalışmaları, görev bölümü, göreve yeni gelen Başkonsolos ile tanışma toplantısı, Almanya’daki Türkçe ve eğitim seferberliği ile ilgili 19 Ekim 2019 tarihinde Frankfurt’taki toplantı, Türkiye’den büyük bir haber ajansının Berlin’de temsilci arayışı, etik komisyonu üyelerinin saptanması ve gündemdeki konular ele alınacak.

Aynı zamanda AYPA.TV’nin de yayıncısı olan Ali Yıldırım
ATGB Berlin Temsilciliği’nin toplantılarının her ayın ikinci pazartesi günü TDU’da yapılacağını bu çerçevede 5. toplantının 14 Ekim 2019 pazartesi günü saat 18:30-21:00 arası, gerçekleşeceğini bildirdi.

Berlin – ATGB-press.eu

Çağdaş Gökbel ATGB İrlanda Temsilciliği’ne atandı

İstanbul Arel Üniversitesi Gazetecilik Bölümü mezunu Çağdaş Gökbel  Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) İrlanda Temsilciliği’ne atandı.

Bugüne dek Türkiye’de ABC, Ohaber, Halkweb, 16Punto.com ve Toplumsal gazetelerinde haber, röportaj ve analizleri yayınlanan Çağdaş Gökbel ATGB İrlanda Temsilcisi olarak ülkede Türkiye kökenli gazetecilerin örgütlenmelerini sağlamak, mesleki sorunlarına çözüm yolları aramanın yanı sıra Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğü ihlalleri dolayısıyla Avrupa’ya yerleşen ya da yerleşmek isteyen meslektaşlara destek ve dayanışmayı da hedeflediklerini dile getirdi. 

ATGB İrlanda Temsilcisi Çağdaş Gökbel ülkedeki temsilcilikle ilgili hedeflerini şöyle dile getirdi:

“İrlanda’da çalışan Türk gazetecilerin örgütlenmesi ve bir dayanışma ağının oluşturulması öncelikli hedeflerinden birisidir. Türkiye’de çalışan gazetecilerin yaşadıkları zorlukların İrlanda kamuoyuna duyurulmasında önemli bir misyon üstlenmektedir. İrlanda ATGB temsilciliğinin hedeflerini şöyle sıralayabiliriz:

MESLEKİ DAYANIŞMA VE MESLEK ÖRGÜTLERİYLE İŞBİRLİĞİ

İrlanda’da yaşayan Türk gazetecilerin sahada ve iş yerinde yaşadıkları sorunlara yoğunlaşmak ve bu sorunlar hakkında çözüm geliştirmek.

Giderek daha fazla bürokratik bir kuruma dönüşen ve bu yüzden de atıl duruma gelen sendika ve meslek kuruluşlarının yanında güçlü bir alternatif olabilmek.

Türkiye’deki siyasi durumdan ötürü tehdit ve baskı altında olan ve İrlanda’ya göç etmek durumunda kalıp, temsilciliğimize başvuran ve gazeteciliğini belgeleriyle ispat eden Türk gazetecilere destek sunmak. 

Türkiye’deki gazetecilerin yaşadıkları sorunları (sansür, politik baskı ve tehdit, güvencesiz ve ücretsiz çalıştırma vb.) İrlanda kamuoyuna duyurmak ve gerek görüldüğü takdirde basın açıklaması ile bunları deklare etmek.

İşsiz kalan, dil yeterliliği ve niteliği olan ATGB üyelerini çalışabilecekleri mecralara yönlendirmek.

ATGB yönetim kurulunun Avrupa genelinde alacağı eylem kararlarına destek olmak ve kamuoyunu bilgilendirmek.

İrlanda’da oluşabilecek acil durumlarda ATGB yönetimini ivedi bir biçimde bilgilendirmek ve Avrupa’da gazetecilerle ilgili olarak yaşanabilecek bir olumsuzluk karşısında hızlı bir biçimde enformasyon akışını sağlayabilmek.

ATGB İrlanda Temsilciliği olarak sıralanan tüm bu maddeleri kendimize hedef olarak belirledik.  Zaman içerisinde tüm bu hedeflerin eksiksiz bir biçimde işletilebilmesini taahhüt ediyoruz.” 

ÇAĞDAŞ GÖKBEL HAKKINDA

İstanbul Arel Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden 2015 yılında mezun oldu. Profesyonel gazeteciliğe 2015 yılında ABC gazetesindeki röportajlarıyla başladı. Sırasıyla: Ohaber, Halkweb, 16Punto.com ve Toplumsal gazetelerinde çalıştı. İletişim Bilimleri ve Kültür alanı gibi konularda yoğunlaşmaktadır. Lisansüstü eğitimini de bu alanda Süleyman Demirel Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Şimdiye dek, bir uluslararası ve bir de yerel iki akademik makale kaleme almıştır. Bu çalışmalar popüler kültür ve algı yönetimi üzerinedir. Bilimsel çalışmalarına yurtdışında İrlanda’da devam etmektedir.

Dublin – atgb-press.eu