Dr. Yaşar Aydın ile Türkiye-AB ilişkilerinde son duruma büyüteç

Siyaset ve sosyal bilimci, Hamburg Protestan Sosyal Bilimler Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi Dr. Yaşar Aydın, ATGB (Avrupa Türk Gazeteciler Birliği) ile ÇYDD Baden Württemberg (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Baden Württemberg) işbirliğince düzenlenen
“TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİNDE SON DURUM – Medyanın ilişkilerdeki rolü” başlıklı toplantının konuğu olacak.


ATGB II. Başkanı Atilla Azrak’ın moderasyonunu üstlendiği toplantı 5 Nisan 2019 Cuma akşamı 19.00’da başlayacak.
Rosenbergstraße 192 70193 Stuttgart adresindeki Paul-Gerhardt-Kirchengemeinde Stuttgart salonlarında gerçekleşecek toplantı hakkında ayrıntılı bilgi 0172 894 1881 ve 0179 1748136 numaralı telefonlardan alınabilir.

Stuttgart – atgb-press.eu

Almanya’dan basın kartları için Türkiye’ye çağrı

Federal Hükümet, Türk hükümetine ülkede çalışan yabancı gazetecilerin işini yapmalarının engellenmemesi çağrısında bulundu. Aralarında Almanların da olduğu birçok yabancı gazetecinin akreditasyonu henüz uzatılmadı.

Alman hükümeti, Türkiye’ye çağrı yaparak ülkedeki uluslararası basın mensuplarının çalışmalarının engellenmemesini talep etti. Federal Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, Türkiye’deki bir grup Alman ve Avrupalı gazetecinin şu anda süresi dolan akreditasyonlarının uzatılmasını beklediklerini söylerken, Dışişleri Bakanlığından bir sözcü de, gelişmeleri “artan bir endişe ile” takip ettiklerini belirtti.

Basın özgürlüğünün “yüksek bir değer” olduğunu vurgulayan Seibert, gazeteciler için işlerini özgürce yapabilmenin şart olduğunu kaydetti. Sözcü, Federal Hükümet’in Türk hükümetiyle temasa geçerek Alman gazeteciler için bunun mümkün kılınmasına çaba sarf ettiğini açıkladı.

Alman hükümeti kaç Alman gazetecinin akreditasyonunun uzatılmasını beklediği konusunda bir bilgi vermedi. Süddeutsche Zeitung gazetesinin verdiği bir habere göre, Perşembe günü İstanbul’da yapılan AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı’na bazı Alman gazeteciler alınmadı. Gazetenin haberine göre, yeni basın kartını alamadığı için toplantıya giremeyen gazeteciler arasında Süddeutsche Zeitung, Alman İkinci Televizyonu ZDF, Tagesspiegel gazetesi ve ARD Radyo’nun muhabirleri de bulunuyor.

AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı’na alınmayan yabancı gazeteciler, toplantıyı buluşmanın gerçekleştiği Dolmabahçe Sarayı’ndaki bir televizyondan takip etmek zorunda kalmıştı.

Eleştirel gazetecilik, başvurunun reddine neden olamaz”

Ankara’nın onayıyla yıllık olarak dağıtılan basın kartları, yabancı basın mensuplarının Türkiye’de çalışabilmesi için resmi izin niteliği taşımanın yanı sıra Türkiye’de oturma izni için de ön koşullar arasında sayılıyor.

Federal Hükümet’in etkinliklerine veya Federal Meclis’e girerken gereken akreditasyonu alabilmek için Federal Basın Bürosu’na başvuran kişinin bir güvenlik kontrolünden geçtiğini ve gerçekten bir gazeteci olup olmadığının denetlendiğini kaydeden Alman hükümeti sözcüsü Seibert, hazırlanan röportajların içeriğinin belirleyici kriter olmadığını, eleştirel haberciliğin de, başvurunun reddine gerekçe olamayacağını vurguladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü de, basın kartlarının verilmesinde yaşanan gecikmenin arkasında idari nedenlerin dışında gerekçeler olduğu takdirde, bunun “düşündürücü” olacağını belirtti.

epd/AÜ,ÖA

© Deutsche Welle Türkçe

Deniz Yücel: Bir gün yeniden Türkiye’de haber yapmak istiyorum

Türkiye’de bir yıl boyunca tutuklu kalan gazeteci Yücel, Die Welt’teki yazısında kendisine destek verenlere teşekkür etti. Gazeteci, yaşadıklarını anlattığı kitabını bitirdikten sonra mesleğine döneceğini belirtti.

Bir yıl önce Türkiye’de serbest bırakılan gazeteci Deniz Yücel, tutuklanışının yıl dönümünde Die Welt gazetesi için bir yazı kaleme aldı. Okuyucularına göstermiş oldukları destek için tekrar teşekkür eden Yücel, mektupta serbest bırakılmasından bu yana neler yaptığına da yer verdi.

Serbest bırakılmasının ardından yaşadıklarını anlattığı kitabı üzerinde çalıştığını belirten Yücel,  “böylece hayatımın bu evresiyle vedalaşmak istiyorum” dedi.

Kitabı tamamladıktan sonra gazeteci olarak tekrar haber yapmaya devam etmek istediğini dile getiren Yücel “belki dünyanın başka bir yerinden belki de, serbest bırakılışımın, temel hak ihlalleri konusunda bir iyileşme işareti olmadığı Türkiye’den” ifadesini kullandı.

Serbest bırakıldıktan sonraki aylarda ağır hasta olan babasının yanında geçirdiğini paylaşan Yücel “kolay olmadı ama en azından yanındaydım. Tutsaklığımın birkaç ay daha uzun sürmesi durumunda yaşanabilecekleri düşünmek dahi istemiyorum” dedi.

Hakkında “terör örgütü propagandası” yapmak ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlarından açılan dava devam eden Deniz Yücel, 14 Şubat 2017’den, 16 Şubat 2018’e kadar Silivri cezaevinde kalmıştı.

16 Şubat’ta tahliyesine karar verilen Yücel, hakkında yurt dışına çıkış yasağı olmaması nedeniyle Türkiye’den ayrlmıştı. Yücel’in hakkında iddianame hazırlanmadan aylarca tutuklu kalması uluslararası tepkilere ve Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin gerilmesine yol açmıştı. Yücel’in İstanbul’da yargılandığı davanın bir sonraki duruşması 11 Nisan’da.

DW,dpa/MY,GA

© Deutsche Welle Türkçe

Türk hükümeti Alman gazetecilere basın kartı vermeyi reddetti

Alman İkinci Televizyonu ZDF’in İstanbul bürosu şefi ve Tagesspiegel gazetesinin muhabiri artık Türkiye’de çalışamayacak. Basın mensuplarının akreditasyonlarının uzatılmama sebebi henüz bilinmiyor.

Bir süredir ülkede çalışan bir grup uluslararası basın mensubunun süresi dolan akreditasyonunu uzatmadığı için eleştirilere hedef olan Türk hükümetinin, iki Alman gazeteciye basın kartı vermeyi reddettiği öğrenildi. Alman İkinci Televizyonu ZDF’in İstanbul bürosu şefi Jörg Brase ve Tagesspiegel gazetesinin Türkiye muhabirlerinden Thomas Seibert’in 2019 yılı için yaptıkları basın kartı başvurusunun kabul edilmediği bildirildi. Ret kararının gerekçesi henüz bilinmiyor. Gazetecilere gelen mailde sadece 2019 yılı için basın kartının uzatılması talebiyle yaptıkları başvurunun kabul edilmediği belirtiliyor. ZDF Genel Yayın Yönetmen Vekili Bettina Schausten kararı değerlendirirken “sadece üzücü değil, aynı zamanda kesinlikle anlaşılmaz” ifadesini kullandı. Türkiye’nin bu adımıyla ZDF’in ülkeden haber geçmesini imkansız kıldığını belirten Schausten, “ZDF karara itiraz edecek, umarız Türk yetkililer kararlarını tekrar gözden geçirir.” dedi. Schausten, Alman Dışişleri Bakanlığı ile yakın temasta olduklarını aktardı. 57 yaşındaki Jörg Brase, Ocak 2018’den bu yana ZDF’in İstanbul bürosunun şefliğini üstleniyor.

22 yıldır aralıksız İstanbul’dan haber geçiyor

Thomas Seibert ise 1997 yılından bu yana aralıksız olarak, Tagesspiegel gazetesinin Türkiye’deki iki muhabirinden biri. Gazetenin diğer muhabiri, aynı şekilde 22 yıldır aralıksız olarak Türkiye’den haber geçen Susanne Güsten’in de hâlâ basın kartının uzatılması için yaptığı başvuruya cevap beklediği bildiriliyor.

Ankara’nın onayıyla yıllık olarak dağıtılan basın kartları, yabancı basın mensuplarının Türkiye’de çalışabilmesi için resmi izin niteliği taşımanın yanı sıra Türkiye’de oturma izni için de ön koşullar arasında sayılıyor. Ancak Türkiye’de görev yapan yabancı gazetecilerin yanı sıra Alman basın mensuplarının neredeyse yarısının basın kartları, sürelerinin dolmasının üzerinden iki ay geçmesine rağmen yenilenmedi.

Alman hükümeti ve Sınır Tanımayan Gazeteciler’den çağrı

Son olarak bazı Alman gazeteciler yeni basın kartını alamadığı için, Perşembe günü İstanbul’da yapılan AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı’na alınmamış, bugün Alman hükümeti, Türkiye’ye çağrı yaparak ülkedeki uluslararası basın mensuplarının çalışmalarının engellenmemesini talep etmişti. Federal Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, Türkiye’deki bir grup Alman ve Avrupalı gazetecinin şu anda süresi dolan akreditasyonlarının uzatılmasını beklediklerini söylerken, Dışişleri Bakanlığından bir sözcü de, gelişmeleri “artan bir endişe ile” takip ettiklerini belirtmişti.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü de, Türk hükümetine ülkedeki uluslararası basın mensuplarının işlerini engellememe ve süresi dolan akreditasyonları uzatma çağrısı yapmıştı. RSF’ten yapılan açıklamada, gazetecilerin görevini yapmasının engellendiği ve bunun “bağımsız yabancı kaynakların haber yapmasını sınırlandırmak amacıyla” yapıldığı öne sürülmüştü.

dpa, DW/AÜ,ÖA

© Deutsche Welle Türkçe

Çalışan Gazeteciler Günü | Türkiye en çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ülke

Uluslararası Basın Enstitüsü, Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada, ‘En çok tutuklu gazetecinin bulunduğu Türkiye’de tutuklu yargılanan gazetecilerin serbest bırakılması talebimizi yineliyoruz” dedi.

Yüzü aşkın gazetecinin cezaevinde tutulduğu, binlercesinin işsiz bırakıldığı Türkiye’de bugün Çalışan Gazeteciler Günü.

Bağımsız gazeteci, editör ve medya yöneticilerinin bir araya gelerek kurduğu Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle Ankara yönetimine yönelttiği tutuklu yargılanan gazetecilerin cezaevinden çıkarılması yönündeki talebini bir kez daha dile getirdi.

IPI, AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 Ocak’ta yayımladığı mesajda yer alan “Reformlarımızla basın daha demokratik ve özgürlükçü” sözlerine verilerle yanıt verdi.

En çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ülkenin Türkiye olduğunu belirten IPI’n derlediği veriler şu şekilde:

  • En az 157 gazeteci tutuklu.
  • Tutuklu gazetecilerden 127’si 15 Temmuz darbe girişimini takip eden süreçte tutuklandı. Rakamlara göre darbe girişiminden önce yaklaşık 30 gazeteci cezaevinde bulunuyordu.
  • Son 30 ayda en az en az 211 gazeteci ve medya yöneticisi gözaltına alındı, tutuklandı veya cezai kovuşturmaya tabi tutuldu.
  • Bu rakam üzerinden 84 gazeteci serbest bırakılırken, 52 gazeteci cezaya çarptırıldı, 75’i ise hala tutuklu yargılanıyor.
  • Son 2.5 yılda çoğu ‘iftira’, ‘hakaret’ veya ‘örgüt üyeliği’ ve ‘örgüt propagandası’ suçlamalarından olmak üzere gazeteciler toplamda 492 yıl, 11 ay, 8 günlük cezaya çarptırıldı ve “Anayasa’yı ihlal etme” suçundan 5 ağırlaştırılmış müebbet hapis verildi.
  • İki yıl süren Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) alarında gazete, dergi, radyo kanalları ve. matbaalar olmak üzere toplamda 166 medya kuruluşu kapatıldı.

‘Gazeteciler serbest bırakılsın’ çağrısı

Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin açıklama yapan Türkiye Savunu Koordinatörü Caroline Stockford, “Çoğunluğu gazetecilik faaliyetlerinden ötürü tutuklanan 157 gazeteci hapiste bulunuyorken, hükümetin ülkede basın özgürlüğü üzerine sorun olmadığı yönündeki açıklamaları gerçeklerden çok uzakta” sözlerini kaydetti.

Stockford, açıklamasında, “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanından, eleştirel görüşlerin ve çoksesliliğin var olabildiği bir basın ortamını yüreklendirecek bir tutum sergilemesini ve tutuklu yargılanan gazetecilerin serbest bırakılmasının temin edilmesini talep ediyoruz” dedi.

Avukatları Deniz Yücel’in tutukluluğuna itiraz etti

Deniz Yücel’in avukatları Die Welt gazetesi muhabirinin tutukluluk kararına itiraz dilekçesini mahkemeye sundu. İtarazın iki hafta içinde sonuçlanması bekleniyor.

Deniz Yücel’in avukatları Veysel Ok ve Ferat Çağıl Die Welt gazetesi muhabirine verilen tutukluk kararına itiraz dileçesini mahkemeye sundu. Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre Yücel’in avukatlarından Veysel Ok, Die Welt gazetesine yaptığı açıklamada itiraz dilekçesinde tutukluk kararının hem Türk yasalarına hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına aykırı olduğu belirtildi.
Avukatlar Ok ve Çağıl, 26 sayfalık dilekçede Türk yasalarına göre gazetecilerin, haberin yayınlanmasından sonraki en fazla dört ay içerisinde içerikten sorumlu tutulabilineceğine atıfta bulundu. Avukatlar, ancak tutuklama kararında bahsi geçen metinlerin ise çok daha eski bir tarihte yayınlandığını bildirdi.
Benzer AİHM kararları
Bununla birlikte Veysel Ok, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin daha önce benzer davalarda verdiği yargı kararlarında da “Deniz Yücel’in PKK hakında kaleme aldığı tarzdaki haberlerin basın özgürlüğünün kapsamında olduğuna” hükmettiğini vurguladı. Ok, Deniz Yücel’in ele aldığı diğer konuların da çok açık bir biçimde basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu söyledi.
Die Welt gazetesinin haberine göre Deniz Yücel’e yöneltilen suçlamalara konu olan ve Die Welt’te yayımlanan haberler, 15 Temmuz darbe girişiminin yanı sıra Türk hükümetinin Suriye, Irak ve PKK politikaları ile ilgili.
Tutukluluğa itiraz kararını da Yücel’in tutuklanmasına hükmeden hakim verecek. Kararın iki hafta içerisinde açıklanması bekleniyor.
Alman Die Welt gazetesinin Türkiye muhabiri Deniz Yücel, 27 Şubat’ta “terör propagandası yapmak ve halkı kin ve düşmanlığı tahrik etmek” suçlamaları ile tutuklanarak Silivri cezaevine gönderilmişti. Türk ve Alman vatandaşı olan Deniz Yücel, tutukluluk kararından iki hata önce 14 Şubat’ta kendi isteği ile gittiği emniyette gözaltına alınmıştı.

Avrupa gazetelerinden Türkiye’ye çağrı

Avrupa’da altı gazete, Türkiye’de gözaltındaki Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel için dayanışma gösterdi. Gazeteler, Türkiye’ye ortak çağrı yaptı.

Die Welt gazetesinin Türkiye muhabiri Deniz Yücel için Avrupa’dan dayanışma mesajları gelmeye devam ediyor. Avrupa’nın altı ülkesinden gazeteler Türkiye’de gözaltına alınan Deniz Yücel için ortak açıklama yaparak Türkiye’ye Avrupa’nın değerlerini gözetme çağrısı yaptı.
İspanya’dan El Pais, Fransa’dan Le Figaro, İtalya’dan La Repubblica, Belçika’dan Le Soir ve İsviçre’den Tribune de Geneve ve Tages-Anzeiger gazeteleri Türkiye’de gözaltı süresinin uzatıldığı bildirilen Deniz Yücel’in serbest bırakılması için dayanışma gösterdi.
Gazeteler, Avrupa genelindeki Avrupa Gazetesi İttifakı (LENA) projesi kapsamında birlikte çalışıyor. Gazeteler insan hakları kapsamında basın ve düşünce özgürlüğü için mücadele ediyor.
Deniz Yücel için yapılan dayanışma haberlerinde basın ve düşünce özgürlüğüne vurgu yapılırken, gazetelerin genel yayın yönetmenlerinin konuya dair mesajlarına da yer verildi.

16463897_308707649532493_2757004975488892928_nDeniz Yücel’e sosyal medya üzerinden destek mesajları geliyor. Alman siyasiler ve gazeteciler #FreeDeniz etiketiyle gazetecinin serbest bırakılması ve basın özgürlüğünün kısıtlanmaması çağrılarını tekrarlıyor.
Yücel’in Die Welt’deki çalışma arkadaşları Twitter üzerinden Deniz Yücel için özgürlük çağrısı yaptı.

Yeşiller Partisi Meclis Grup Başkanı Katrin Göring Eckardt Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda, “Özgür gazetecilik olmadan, demokrasi olmaz. O yüzden Deniz’i özgür bırakın” yazdı.

Yeşiller Partisi Gençlik Kolları ise Almanya Başbakanı Angela Merkel‘i eleştiren bir paylaşım yaparak, “Merkel’in çekingenliği yanlış. Türkiye’nin otokratikleşmesini bir şey yapmadan öylece izleyemeyiz” ifadelerini kullandı.

Alman ve Türk vatandaşı olan 43 yaşındaki gazeteci, Türkiye Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın hacklenen e-postalarına yönelik haberleri üzerine “terör örgütüne üye olmak, kişisel verileri kötüye kullanmak ve terör propagandası” yaptığı gerekçesiyle geçen hafta gözaltına alınmıştı.
© Deutsche Welle Türkçe
DW/GA/HS

Türkiye’deki gözaltı Alman medyasını başka türlü karıştırdı

Işın Toymaz Almanya’dan yazdı

Federal Almanya pek alışık olmadığı bir tabloyla karşı karşıya. Etkili “Die Welt” gazetesinin Türkiye muhabiri Deniz Yücel, Türkiye’de günlerdir gözaltında tutuluyor.

2014 yılında “Taksim ist überall. Die Gezi-Bewegung und die Zukunft der Türkei” (Her yer Taksim. Gezi hareketi ve Türkiye’nin geleceği) başlıklı kitabın yazarı da olan gazeteci Deniz Yücel, o dönemde yaptığı bir açıklamada normalde dış politika ya da Türkiye politikaları konularında çalışmadığını, Gezi’de yaşananlara duyduğu merak yüzünden Türkiye’ye gittiğini ifade etmişti.

Bir röportajda politikaya ilgisi olmayan bir yakınının “Burada başka bir İstanbul var, mutlaka gelmelisin” sözleri üzerine kendini Gezi hareketi içinde bulduğunu söyleyen Die Welt’in Türkiye muhabiri Deniz Yücel, bugün Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın hacklenen e-postalarına yönelik haberleri nedeniyle “terör örgütüne üye olmak, kişisel verileri kötüye kullanmak ve terör propagandası” ile suçlanıyor.

GÜNDEMİN İLK SIRALARINDA

Yücel’in alıkonulmasıyla, dünyanın en büyük gazeteci hapishanelerinden biri sayılan Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne ağır saldırılar yaşanırken, ilk kez bir Alman medyasının bir temsilcisi de gözaltına alınmış oldu. Alman gazeteciler ve siyasetçiler, Deniz Yücel’in özgürlüğüne kavuşması için ne yapabileceklerini kara kara düşünüyorlar.

Sosyal medyada #freedeniz hashtag’i ile protestolar sürerken, birkaç gün önce Berlin’de konvoy oluşturan araçlarda eylemciler Deniz Yücel için kornaya basmıştı. Benzer bir eylem Deniz Yücel’in doğduğu kent olan Frankfurt yakınlarındaki Flörsheim’da da tekrarlanacak.

Tüm bu eylemlere ve dayanışmaya rağmen Alman tarafının eli kolu bağlı. Çünkü Deniz Yücel’in Alman kimliğinin yanında bir de Türk vatandaşlığı var. Yücel’in derhal serbest bırakılması için hem daha önce görev yaptığı “taz” gazetesindeki arkadaşları hem “Die Welt”teki meslektaşları hem de Almanya’yı boydan boya birlikte turladığı “hate poetry” grubundaki farklı Alman gazetelerinde görev yapan arkadaşları köşelerinden sesleniyorlar. Üstelik solcu sayılan “taz” ile açık sağ eğilimli Die Welt gazeteleri bu konuda ortak hareket ediyorlar.

43 yaşındaki Deniz Yücel, “taz”dan Die Welt’e geçtikten sonra kendi isteği ile Türkiye muhabiri olmuş üstelik. Bugün ise gazetecilik yaptığı için göz altında. Gazeteci Yücel’in serbest bırakılması için Almanya Başbakanı Angela Merkel, Adalet Bakanı Heiko Maas ve Dışişleri Bakanlığı da devreye girdi.

MEDYA İÇİ TARTIŞMA BÜYÜYOR

Ancak, Die Welt’in Türkiye muhabiri Deniz Yücel’in gözaltına alınması Alman medyasında farklı bir tartışmanın da fitilini ateşlemiş oldu. Almanya’nın ciddi gazetelerinden muhafazakâr eğilimli Frankfurter Allgemeine Zeitung’un (FAZ) Atina Muhabiri Michael Martens’ın geçen pazar “Bir Kere Türk, Her Zaman mı Türk?“ başlıklı makalesi meslektaşlarının şimşeklerini üzerine çekti.

Makalesinde “Türk gazeteciler sadece Türkiye hakkında mı yazabiliyor?” sorusunu yönelten Martens böylelikle Alman medyasında görev yapan Türk gazetecilerin konumunu da tartışmaya açmış oldu. “Alman medyası Türk gazetecilere sadece Türkiye hakkındaki konularda mı güveniyor?” sorusuna yanıt bekleyen Martens’e meslektaşlarının hemen hemen hiçbirisinnden destek gelmedi.

Ancak anlaşılan Martens bu soruyu zaten yurtdışı servislerine, genel yayın yönetmenlerine, yayıncıların ta kendisine soruyor. Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesinin Pazar ekindeki Michael Martens’in Almanya’da büyük ses getiren makalesi özetle şöyle:

“Belki de artık Alman medyası hangi ülkeye hangi muhabirleri göndermesi gerektiği konusunda yeni politikalar üretecektir. Türkiye konusunda olduğu gibi, bazı gazeteler Türk Cumhurbaşkanının milliyetçiliğine boyun eğiyorlar. (…) Alman medyası misafir işçilerin çocuklarını ya da torunlarını neden ‘Türkiye Açıklayıcıları’ durumuna indirgiyor? Umarım sadece Türkçe bildikleri için değildir. Bir ülkenin dilini iyi konuşan birçokları tam da bu yüzden her şeyi yanlış anlayabilir. Ayrıca duygusal ve ailevi bağlarının bulunduğu bir ülke hakkında haber yapmak avantaj da sağlamaz.”

TEHLİKELİ SORULAR

Michael Martens, bir gazeteciyi, sırf ailesinin kökeni yüzünden geldiği ülkeye göre muhabir olarak seçmeni, Türk gazetecilere yönelik güvensizliğin de bir işareti olduğunu savunuyor:

“Türkler sadece Türkler hakkında mı yazabilir? Welt gazetesi okurlarına Putin’i anlatması için neden Deniz Yücel’i Rusya’ya göndermedi? Neden Türk kökenli bir Alman gazeteci Güney Amerika’da görevlendirilmiyor? Neden Alman medyasında gettolaşma varlık gösteriyor?“

Sorular böyle. Martens’a yanıt ise yöneticilerden değil redaktörler ve köşe yaralarından geliyor. Alman meslektaşları Martens’ın makalesine ise sert tepki gösteriyor:

Spiegel-Online’dan Margarete Stokowski:

“Diğer gazeteciler Türk ailelerden gelenlerin Türklerle ilgili konuları yazmalarını „Türklerin İşi“ ya da her ne şekilde adandırıyorlarsa tuhaf buluyorlaşmış. Ne mutlu ki birçokları bunun „saçma bir yorum“ olduğu konusunda görüş birliğine vardılar.Hel de tam da şu sırada!

Yine Spiegel-Online’dan Hasnain Kazim önce Facebook hesabından yayınladığı mektubu Michael Martens’e gönderdi:

“Sevgili Michael Martens, bu makale ile tamamen konuyu ıskalamışsın. Alman me dyasında gettolaşmadan ve gazetecilerin kökenine göre yurtdışında görevlendirilmesini sorguluyorsun. 4 yıl Pakis’tan’da Spiegel-Online ve Der Spiegel’in muhabirliğini yaptım. Ama gönderildiğim için değil ben bölgeyi daha iyi tanımak istediğimden gittim. Daha sonra Pakistan kökenli Alman olarak Türkiye’de görev yaptım. Şimdi de Pakistan kökenli Alman gazeteci olarak Avusturya’da muhabirliğini yapıyorum. Düşünebiliyor musun? FAZ’ın düşündüğünden de renklidir bu dünya. Ayrıca bu tartışmaları şimdi açmak da çok saçma. Bizim başka dertlerimiz var.”

Welt’ten Sascha Lehnarzt:

“FAZ Atina Muhabiri Michael Martens’in Türkiye’de gözaltına alınan Deniz Yücel’i Welt gazetesinin gönderdiğini söylüyor. Saçmalık. Bir kere Deniz Yücel kendisine laf söyletmeyen bir mizaçta meslektaşımız. Deniz Yücel’in istemediği halde iş verenin göndermesiyle hiçbir yere gitmeyeceğini bilmek gerekiyor. Ayrıca böyle bir tartışmayı açmak için en azından Deniz Yücel’in yeniden özgürlüğüne kavuşmasını bekleyebilirdi. Deniz Yücel’in arkadaşları olsun, ailesi olsun, meslektaşları olsun onun ne zaman serbest kalacağını ya da serbest kalıp kalmayacağını bilmezken böyle bir tartışma açmak, kibarca formüle ediyorum, nezaketsizliktir.”

ALMAN MEDYASINDAKİ TÜRK GAZETECİLER SESSİZ

Alman cenahında hal böyleyken, şaşırtıcı olan Alman medyasında görev yapan Türk kökenli meslektaşlarımızın bu tartışmalara sessiz kalması. Michael Martens’ın çıkışı zamansız ve nazik olmayabilir, ama ortaya atılan sorular var.

Yanıt verilmeyen sorular.

Bu soruların asıl muhatabı da Alman gazetelerindeki Türk kökenli gazeteciler.

Ok yaydan çıktı ve “Alman medyasında gettolaşma” telaffuz edildi bir kere!

Uzun yıllar Alman sinemasında ve dizi filmlerinde “yabancı” rollerine Türk oyuncuların yerleştirilmesi, Türk sanatçıları öfkelendiriyordu. Edebiyatçılar, “göçmen edebiyatını” duymak bile istemiyorlardı.

Şimdi silkinip toparlanma sırası medyada mı dersiniz?

Stuttgart – Işın Toymaz

Odatv.com