Avrupa’da yeni dönem Türkçe radyoculuğa büyüteç: Dijitalleşme telaşı ve olanağı

Avrupa’da Türkçe yayın yapan radyocular hiçbir destek almadan dil ve kültürü taşıyan günümüzün Don Kişot’ları mı yoksa dijital dünyanın kapısını aralayarak gelecek kuşaklara temel hazırlayan medya savaşçıları mı? ATGB bu kez projektörlü radyoculara çevirdi.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) 11 Nisan 2021 tarihine dek sürecek olan dijital sempozyumunun üçüncü bölümünün konusu “Avrupa’da yeni dönem radyoculuk ve dijital yayıncılık” oldu.

ATGB’nin Facebook sayfasında ve Zoom üzerinden canlı yayınlanan toplantıda “Yeni dönemde dijital yayınlar finans kaynaklarını nasıl çözüyor? Türkler ne yapıyor? Vakıflar, reklam, abone sistemi ne durumda? Avrupa’daki Türkçe medyaya frekans tahsisi neden verilmiyor? Türkler hedef kitle olarak ne derece kabul ediliyor?” sorularına yanıt arandı.

Dijital sohbete Fransa Radyo Kardeche’ten  Bahri Cesur, Belçika’dan Gold FM Genel Koordinatörü Tarık Can Ekinci, Hollanda’dan Deniz Radyo TV yayıncısı Özcan Özbay,

NorveçTen İnter FM Genel Müdürü Doğan Gürsel, İsviçre’den Türkiye Özlemi (Program) Radio Munot sorumlusu Ahmet Uysal, Almanya’dan Avrupa FM yayıncısı Murat Doğan konuşmacı olarak katıldı. Toplantıyı Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ersoy Soydan yönetti.

Türkçe radyolarda ağırlıklı olarak “çokdilli yayıncılık” da dikkati çekerken, konuşmalarda şu noktalar öne çıktı:

– İlk kuşağın dünden bugüne lisans konusunda verdikleri mücadeleler ve yaşadıkları zorluklar.

– Yayıncıların finansman zorluğu ve yayınların devamı için “cepten harcama” zorunluluğu.

– Avrupa medyasının hâlâ Türkleri “hedef kitle” olarak görmemesi. 

– Türkçe radyoların AB’nin medya için ayırdığı kaynaklardan yararlanmaması. 

– İş dünyasının Türkçe yayınlara destek vermemesi.

– Hızla dijitalleşen dünyada internet radyoculuğu ile erişilen kitlenin genişlemesi. 

– İçeriklerin niteliğinin yükseltilmesi gerekliliği. 

– Sosyal medyaya ayak uydurma gerekliliği.

– Dil ve kültürün gelecek kuşaklara aktarılmasında Türkçe yayıncılığın önemi.

– Türkçe radyoların çokdilli yayınlarla  uyuma ve toplumsal kaynaşmaya katkısı.

ATGB’nin dijital sempozyumunun üçüncü bölümünde konuşmacıların aktardıkları ve öne çıkan başlıklar özetle şöyle:

AVRUPALI TÜRKLER 90’LI YILLARDA KENDİ RADYOLARINI KURMAYA BAŞLADI

Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ersoy Soydan

Yurtdışında ilk Türkçe yayın Atatürk’ün direktifiyle 1938 yılında kısa dalga üzerinden Ankara Radyosu  tarafından Ortadoğu, Balkanlar ve Yakın Doğu’da gerçekleşti. İtalya’da Bali’de Türkçe yayınlar sunuldu. II. Dünya Savaşı yıllarında Avrupa merkezli Türkçe yayınlar çoğaldı. Yurtdışındaki Türklerin yaptığı ilk Türkçe radyoculuk ise 28 Aralık 1944’de Makedonya’da Köprülü’de 1945’te başladı. Ardından Üsküp, Bükreş geldi. Bu radyolar Türk azınlığın kültürünün korunmasında önemli bir işlevi yerine getirdi. Avrupa’da ise 1963’te “Türkiye’nin Sesi” radyosu ile Türkçe yayınlar başladı. Türkçe radyolar Avrupa’daki Türklerin Türkiye ile  başlıca iletişimi idi. Ardından WDR’deki Köln Radyosu ve diğer radyolar yayına geçti. 

YURTDIŞINDA 50’DEN FAZLA TÜRKÇE RADYO VAR

90’lardan itibaren ise Avrupalı Türkler kendi radyolarını kurmaya başladı. 

Yurtdışında bugün 50’den fazla radyomuz var. 22’si internet 28’i ise karasal radyo. Bütün yayınlar özel. Avrupa’da kamu yayıncılığı baskın. “Radyo öldü” diyoruz ama sonra dokuz canlı olduğunu görüyoruz. Özgür radyo geleneği kamu yayınlarının yanında çok güçlü bir şekilde sürüyor. Geleneksel radyo yayıncılığı çok pahalı. İnternet ise yeni bir fırsat tanıyor.  Radyonun ölmemesini sağlıyor. 

“İLK BAŞLARDA TRT’DEN DESTEK ALDIK”

Norveç İnter FM Genel Müdürü Doğan Gürsel 

O dönemlerde Türkçe yayınların da içinde yer aldığı bir federasyon vardı. 1980-1987 yılları  arasında Türkçe radyomuzu da başka arkadaşlar yürüttü. Bir gün radyomuza bir mektup ulaştı. Sahip çıkılmazsa 1987 yılında yayınların kapanacağı bildirildi. Toplantı yaptık. Bizden önceki yöneten arkadaşların da güçleri kalmamıştı. Devralmak için görüştük. Birdenbire kendimi 1987’de radyo hayatının içinde buldum. Hayatımda radyoculuk yapmamıştım. Büyükelçiliğe gittik TRT’den yardım istedik. O zamanlar internet yok. TRT Int ve Türkiye’nin Sesi radyosu vardı. TRT’den biraz yardım aldık, bantlar gönderdiler.

“BERLİN’DEKİ TÜRKÇE RADYOYU ÖRNEK ALIYORDUK”

İki yıl birkaç kursa gittim. Berlin’deki Türkçe yayınları dinlemeye başladım. Onları örnek aldık. 1990 yılında beş yıllık verilen lisanslar iptal edilmek üzereydi.  Yeniden alabilmek için eğitimli olmak gerekiyordu. Naci Akkök’ü bulduk üniversiteden. Tüm Norveç’te tek Türkçe kanaldı. Mücadele verdik. Göçmenler çoğaldı ve herkes kendi derneğini kurdu. FAF kapandı. Kapanınca lisans da gitti. 1988 yılında zaten seçimle başkanlığa gelmiştim. Daha sonra da lisans için başvurduk.

“BUGÜNE KADAR 13 DİLDE YAYIN YAPTIK”

Tam 33 yıldır bu radyonun başındayım. Başta dört dilde yayın yapıyorduk. Türkçe, Arapça, Pakistanca ve Suriyeli Kürtler de Kürtçe yapıyordu. Onlar daha sonra çekildi. Bugüne kadar 13 dilden yayın yaptık. Türkçe yayınlarımız internet sayesinde gelişti. 

12 dilden de yayın yapabiliriz. Her gün Türkçe yayınımız da var hem internet hem FM bandından. Birinci kuşak olarak biz devraldık bu işi. 

“RADYOMUZDAN NORVEÇ RADYOLARINA GEÇENLER VAR”

Radyomuzdan Norveç radyo kanallarına da geçtiler. Kültür Bakanlığı ile yayınımızın devamı için mücadele ettikten sonra FM kanalımızı 2027 yılına dek uzattık. DAB’ı kapattık ancak yeniden müracaat ettik. Kültür Bakanlığı destek verirse DAB’dan Mart 2021’de yanıt almayı umuyoruz. Proje hazırlayıp yardımlar alıyoruz. İkinci nesil için radyoculuk kursu veriyoruz. İnternet her şeyi elimizden alıyor. Herkes bir tıkla istediği müziği dinliyor. Lisanslar da kalkıyor artık. Bizim radyomuzdan Norveç radyolarına arkadaşlarımız geçiş yaptı.  İnternet yayıncılığı herkes yapıyor ancak sistem, düzenleme ve yatırım gerektiriyor. 

AB’nin medyaya ayırdığı bir kaynak var. Bu konuda Avrupa’da görev yapan gazetecilere destek vermeye hazırız.  Devletten projeler karşılığında bazı yardımlar alabiliyoruz. Koronayla ilgili kaynak ayırdılar ve salgın kararlarını ulaşır ulaşmaz aktardık örneğin. 

“GENÇ RADYOCULARIN İŞİ ARTIK ÇOK KOLAY”

Hollanda Deniz Radyo TV Özcan Özbay

90’lı yılların başında Türkiye’de karasal yayıncılık başladı. Hollanda’dan Türkiye’ye gidip Marmara bölgesinde Deniz FM’i kurdum. Gençler şimdi çok şanslı. O zamanki radyocu arkadaşlarımız 24 saat akşam isteklerini hazırlayıp, kaset sarıp şarkı hazırlıyordu. CD çıkınca vay dedik ne rahatmış. Sonra radyo teypleri çıktı. Çok sevindik. Bir odanın dolabı kaset doluyken, günümüzde ufacık hard diske 30 bin müzik yükleyebiliyorsunuz. 

“BU İŞE GÖNÜL VERENLER BİRER DON KİŞOT”

Bu işe gönül vermiş arkadaşlarımız birer Don Kişot. Hedef kitlemiz Türkler olduğu için yayıncılık gibi bir misyon üstlendik. Uğraşıp duruyoruz. Bu insanların bizi anladığını, neyle uğraştığımızı bildiklerinden emin değilim. Hollanda radyo ülkesidir. Bir ofis çalışanı önce radyosunu çalıştırır sonra işe başlar. Hollanda radyoyla günlük hayatında kaynaşmış bir ülke. Türkler ve Faslılar hariç. Podcastlar çıktı. Herkes kulaklık takıp kendi istediğini dinliyor. 

“TÜRKLER HOLLANDA HAYATININ İÇİNDE YOK”

Bizim Hollanda’daki Türklerin çok da Hollanda hayatı içinde olduğunu sanmıyorum. Çok sıkıntıları vardır. Radyo dinlemezler. Dijital yayıncılıkta bizi gömseler bile karasalcılar sizi tüm dünya dinliyor. Ciddi sorumlulukları olan, finansal ihtiyaçları olan bir kurum. Radyo yayını yaparken cepten para harcamam ”delilik“ olarak karşılanıyor. 35 yıldan bu yana gazetecilik yapıyorum. Bu kadar yılda fazla yol kat edemedik. İnterneti hobi ve ticari çıkarları için kullanıyorlar. Ancak faydalı bilgilere ilgi göstermiyorlar. 1997’de yayına başladık. 

“SALGINDA TÜRKÇE YAYINLARA SAHİP ÇIKMADILAR”

Yılbaşı dolayısıyla çok cüzi rakamlar karşılığı mini reklamlarımız var. Salgında buranın güçlü kuruluşları radyomuza destek vermediler, Türkçe yayınlara sahip çıkmadılar. Hollanda devleti ile kamu spotu çektik seslendirmeyi de ben yaptım Türklere yönelik. Yine Hollanda bankasının Türkçe reklamını yaptım. Bu kadar sene içinde sadece iki kere Türklere yönelik reklam verdiler. 

“TÜRK DİNLEYİCİYE FORMAT ATILMALI”

Türk dinleyiciye de, izleyiciye de format atılmalı. YTB ve iletişim müdürlüğü sizi biliyor, etki alanınızı biliyor. Büyükelçiye diyoruz ki, basın müşavirliğinin yabancı ülkelerde yayın yapan gazete dergi radyo televizyona devlet destek vermesi gerekiyor. Cebindeki harçlığını veren Don Kişot’larla bu iş devam eder, yoksa herkes ’mp3’ dinler

“AVRUPALI TÜRKLERİN SESİ OLALIM İSTEDİK”

Kanal Avrupa Murat Doğan

Gaziantep’te 1992 yılında FM bantlı iki radyo kurduk. Daha sonra Tansu Çiller döneminde özel radyoların kapatılması kararı alındı. Eylem yaptık tabii. Sonra TRT Diyarbakır sonra Ankara radyosuna geçtim. İnsanların televizyonlara döndüğü dönemde biz de televizyonlara döndük. Eski radyo tiyatroları kalmadı. İnternet yeni çıkmıştı. Sesli bir site kurduk. Kendi şarkılarını söylesinler diye. Baktık o da olmuyor. 9 yıl önce Avrupa FM radyosunu kurduk. Avrupalı Türklerin sesi olsun istedik. Eğitim konularına, kültürel içeriğe önem veriyoruz. Din, dil, ırk ayrımı yapmıyoruz. Halka açtık radyomuzu. Sağlık köşeleri de var. Fransa ve Hollanda’dan arkadaşlarımız yayın yapıyor. Elbette Almanya’dan yayınlarımız oluyor. 

“İNSANLARIN EVLERİNE GİRİYORUZ”

Radyo yayıncılığı çok ciddi bir iştir. İnsanların evlerine seslerimiz, sözlerimiz giriyor.  

Radyo konusunda finans çok önemli. Reklamlar ve sponsorlardan kaynak yaratabiliyoruz. Bu şekilde ayakta kalabiliyorlar. İnternetten yayın yapanlar için teknik masraflar söz konusu. Ancak frekanslı radyoculuk çok daha güç. Eski dönemlerde radyoculuk elbette çok farklıydı. Şimdi cep telefonlarından yayın yapıyorlar. Radyo türkü çalan, eğitim sunan, objektif haber veren, kültür sunan bir alan olmalı.  Avrupa FM olarak 12 ülkeye yayın yapıyoruz.  Radyocu arkadaşlarımızla işbirliğine hem içerik hem teknik olarak hazırız. 2021 radyo yılı olsun. 

“DİL BAYRAĞINI AVRUPA’DA DALGALANDIRIYORUZ”

İsviçre Radio Munot – Türkiye Özlemi  Ahmet Uysal

37 yıldır Munot’ta yayın yapıyoruz. 1983’te kurulduğunda burada yaşayanlar için sadece iki haftada 20 dakika olmak üzere yayın yapıyordu. Türkiye Özlemi daha sonra haftada bir saat olmak üzere Türkçe yayın yapmaya başladı. Sezer Aksoy’dan radyoculuğu öğrendik. 5 yıldır “Gece Dâhisi” adlı  müzik eğlence programını sunuyorum. Türkçe dil bayrağını Avrupa’da dalgalandırıyoruz. Konsolosluklar, STK’lar, cami dernekleriyle, yerel kuruluşlarla ortak çalışmalarımız sürüyor. Geçmişte Savaş Ay’dan Mustafa Sandal’a dek birçok yıldız ismi de ağırladık. 

“FACEBOOK’TA GÖRÜNTÜLÜ YAYINA GEÇTİK”

Dört yıl önce Facebook’ta “Türkiye Özlemi” sayfası açıp yayınlarımızı görüntülü vermeye başladık. Salı akşamları iki saat olmak üzere oradan da yayın yapıyoruz. Din, dil ırk ayrımı yapmadan, siyasete girmeden eğlendirme noktasında gelişen bir radyo politikası izliyoruz. Teknolojinin gelişimiyle her yerden yayın yapma imkânı salgında da önem kazandı. Nereye evrilir hep birlikte göreceğiz. 

“RADYOMUZ SEKTÖRÜN BİR OKULU GİBİ”

Yayınımız daha geniş kitlelere ulaştırmak istiyoruz. Canlı reji yapma şansı elde ettik. O günlerde çok tecrübesizdik. İsviçre radyosuna Munot bugün radyocu yetiştiriyor. Sektörün bir okulu gibi, staj yeri gibi. Bizim burada edindiğimiz tecrübeler dolayısıyla stüdyoya kamera kuruldu. İnsanımız Avrupa radyoculuğuna ne kadar ilgi gösteriyor. Bakmak gerekir. Sosyal medyaya da bakmak gerekiyor. Medya yayıncılığını önemsememiz gerekiyor.

“FİNANS KAYNAKLARI YARATMAK GEREKİYOR”

Finans yaratacak projeler hayata geçirilmeli. Sponsorlara ihtiyaç var. Hepimiz kendi imkânlarımızla yürüyoruz. Ancak uzun vadeli olabilmesi için, özerk olabilmesi için finans kaynakları şart. 

Genç bir radyocu olarak tecrübeli radyocu büyüklerimle bu platformda buluşturduğu için çok mutlu oldum. ATGB’nin bizleri bir araya getirmesi çok önemli. Ortak noktalarda buluşabilmeli, bir araya gelmeyi başarabilmeliyiz.  İçeriklerin niteliği yükseldiğinde ise izleyici de, dinleyici de bulacağız. 

“BÖLGEDEKİ TEK TÜRKÇE LİSANSLI RADYO”

Belçika Gold FM Genel Koordinatörü Brüksel Tarık Can Ekinci

Bundan 15 yıl önce, 2005 yılında kuruldu. Bölgede tek Türkçe lisanslı radyo. Belçika hükümetinin yayın altyapı kıstasları var. Gold FM tüm bunlara sahip. 3 dilli Fransızca, Felemenkçe ve Türkçe yayın yapıyoruz. Radyo dinleme alışkanlığı dijitalleşme sebebiyle değişti. Çok yönlü yayın politikası izliyoruz. Haber, müzik, yaşam programları sunuyoruz. Sokak röportajları, Türkiye kökenli siyasetçilerle göçmenlerin durumunu değerlendiriyoruz. 

Gold FM destek almadan reklam gelirleri üzerinde duran bir radyo. Ulusal ve yerel markalarla reklam çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Pandemi dolayısıyla burada da durgunluk var. Gündelik reklamlar ve sponsorluklar altında sürüyor. 

“İÇERİK BELİRLEYİCİ OLACAK”

YouTube, Facebook gibi platformları bir avantaj olarak görüyorum. Görsel ve işitsel yayınlarımıza devam ediyoruz. Tüketici kendi adına sosyal medya üzerinden reklam veriyor. Bu noktada program içeriklerimizi dinamik tutuyoruz. Türkçe ve Fransızca içerik ekliyoruz. 24 saat canlı yayınlıyoruz. Son kuşağın tüketim alışkanları farklılaştı. Genç kitle eski tip radyoculuğu monoton buluyor. Radyoculuğun şekil değiştirmesi gerekiyor. İçerik belirleyici olacak. 

“FRANSA’DA SESİMİZİ DUYURMAK İÇİN KURULDUK”

Fransa Radyo Kardeche Bahri Cesur

İnternetin gücü sadece frekansla alakalı değil. İnternet sesimizi sadece bulunduğumuz bölgeye değil tüm dünyaya duyurmamızı sağladı. Fransa’da medyada söz hakkımız yok ve Türkiye ile ilgili konularda yanıt veremiyorduk. Radio Kardeche’yi sesimizi duyurmak, varlığımız, kültürümüzü yaşatmak ve Fransızlarla etkileşim içinde olmak için kurdum. Kardeş adını vermemizin nedenine gelince.  Yurtdışına çıktığınızda “nerelisin?” diye sorarlar. Vatandaşımızı kökenini değil kardeşlik bağına vurgu  yapmak için seçtik. 2017’de kurduk. 

“MÜZİSYENLER BÜYÜK İLGİ GÖSTERİYOR”

Müzisyen arkadaşlarımız büyük ilgi gösterdi. Paris bölgesindeki bütün Türkiye kökenli sanatçımızı en az bir kere stüdyoya gelmiştir. Afrika ülkelerinden bile bizi arıyorlar. Burada bütün ekip gönüllü çalışıyor. Gittikçe kalabalıklaştık. 57 kişiyiz bugün. 2018’de Kardeche TV’yi kurduk. Türkiye ile Avrupa’daki Türkler arasında eksiklik var gibi hissettim. 

“YURTDIŞINDAKİ SANATÇILARIMIZI TANITIYORUZ”

Yurtdışındaki sanatçılarımızın kliplerini yayınlıyoruz. Avrupa’daki sanatçılarımızı Türkiye’de tanıtmış oluyoruz. Fransızca ve Türkçe yayınlar yapıyoruz. Kitlemiz Türkiye değil, Avrupa. Covid-19 dolayısıyla stüdyo şu an kapalı. DJ arkadaşlarımız salgın boyunca yayın yaptılar. 

80’li yıllarda devlet radyolarından özgür radyolara geçtik. Şimdi yeni bir çağa giriyoruz. Ayak uydurmak zorundayız. Buradan sosyal medyaya da yayın yapıyoruz. Karasal yayın yapan arkadaşların büyük giderleri var. Bizim giderlerimizi gönüllüler üstleniyor. El ele destek vererek ilerliyoruz. 

“TÜRKÇE RADYOLAR BİRLİKTE HAREKET ETMELİ”

Avrupa’daki Türkçe radyolar ve dinleyiciler birlikte hareket etmeli. Elbette telif haklarını ödüyoruz. En çok dinlendiğimiz anlar Macron konuştuğu ve bunları aktardığımız anlar. Türkiye haber vermezse ayaklarının dibinde bomba patlasa duymuyorlar. Konsolosumuzdan bir yetkilinin vatandaşımızı her hafta bilgilendirmesini isteyeceğiz. Avrupa’daki Türk gazetecilerin, radyocuların birlikte çalışması koordinasyon içinde bilgilendirme yapması gerekiyor.

ATGB SEMPOZYUMU DEVAM EDİYOR

Öte yandan ATGB’nin organizasyonuyla gerçekleştirilen sempozyum kapsamında, her pazar farklı başlıklar altındaki tartışma programları 29 Kasım’dan bu yana Zoom üzerinden sosyal medyada yayınlanıyor. 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) “Türkçe varsa, Türkçe medya da var” kampanyası kapsamında 11 Nisan 2021 tarhine dek  düzenlediği sempozyumu online platformdan sunuyor.

Geçen mart ayında Frankfurt’ta 2 günlük bir sempozyum olarak planlanan ancak korona salgını dolayısıyla dijitale çevrilen sempozyum, “Avrupa’daki Türkçe medyada anadil düzgün kullanılıyor mu?” başlıklı toplantı ile start almıştı. Ardından şu başlıklarda toplantılar düzenlendi:

– Avrupa’daki Türkçe televizyonlar ne kadar Avrupa merkezli yayıncılık yapıyor? Alman televizyonları, 3 milyon Türkçeliyi ölçümlerde yok mu sayıyor? 

– Almanya’daki yayınlar finans kaynaklarını nasıl çözüyor? Türkler ne yapıyor? Vakıflar, reklam, abone sistemi vs… 

– Avrupa’daki Türkçe medyaya frekans tahsisi neden verilmiyor? 

– Türkler hedef kitle olarak ne derece kabul ediliyor? 

Önümüzdeki haftalarda sempozyumda ele alınacak diğer başlıklar ise şöyle:

– Teknoloji , yapısal değişim ve Türkçe medyanın geleceği? Yeni medya modelleri… 

– Sosyal medyadaki videolu habercilik / yayıncılık ne durumda? 

– İnternet gazeteciliği, bloglar ve sosyal medyanın Türkçe medyaya etkisi? 

– Almanya’daki Türkçe medyanın İstanbul eksenli yayıncılıktan kopuşu, Avrupa merkezli 

yayıncılığa yönelişi.

– Gazetecilikte sektörel dergilerin önemi

– Türk hükümetlerinin / devletinin Avrupa’daki Türkçe medyaya bakışı 

– Alman devlet radyo ve televizyonlarının ülkedeki Türkçelilere yönelik medya politikaları

– Türkiye kökenli gazetecilerin Alman medyasının şekillendirilmesine etkisi 

– Yerel Türkçe gazeteler, Türkçe medyanın gerçek kurtarıcıları mı?

– Avrupa’daki sürgün gazetecilerin durumu.

ATGB’den yapılan açıklamaya göre sempozyumun ardından ortaya çıkan Avrupa’daki Türkçe medyanın durumuna ilişkin tablonun belge niteliğinde bir rapora dönüştürülmesi de hedefleniyor.

atgb – STUTTGART

KAPAK FOTO: unsplash

“Valizler Dolusu Umut”: Ali Çarman 60 yıllık göç hikâyesine ışık tutuyor

Gazeteci Ali Çarman, Almanyalı Türklerin 60 yıllık göç hikâyesine ışık tutan “Valizler Dolusu Umut” adlı belge niteliğindeki kitabı okurlar buluştu.

Uzun yıllardan bu yana Türkiye kökenlilerin Avrupa’ya göçü üzerine araştırmalar yapan gazeteci Ali Çarman’ın, Türk işgücü göçünün 60’ıncı yılına girerken “Valizler Dolusu Umut“ adlı belge niteliğindeki kitabı Doruk Yayınları arasında yer aldı. Mesleğe başladığı ilk günden bu yana göç hikâyesinin parçalarını oluşturan resimler, mektuplar, resmi evrak gibi her türlü belgeyi titizlikle toplayan, Almanya’ya ilk gelenlerle söyleşiler yapan gazeteci Ali Çarman, çalışmalarını Evrensel, Yeni Hayat, Merhaba, Yeni Posta, +49, Halkweb gibi  gazetelerde okuyucularıyla paylaştı, Almanya’nın birçok şehrinde sergiler açtı. 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) üyesi de olan Ali Çarman’ın “Valizler Dolu Umut“  adlı kitabı hakkında yayınevinin notunda şu bilgiler yer alıyor:

“Yaşadığımız her şeyin ilk kez bizim başımıza geldiğini sanmak gibi bir alışkanlığımız vardır. Eğer geçmişe dair birazcık bir şeyler kulağımıza çalınmışsa, bu kez de, her şey eskisi gibi, hiçbir şey değişmiyor diye düşünmeye eğilimli oluruz. Oysa ne hayat bizimle başlamıştır, ne de her şey tekrarlanarak gitmektedir. Bunu anlamamız için geçip gitmiş olanların gözümüze, aklımıza, deneyimimize sokulması gerekir. O zaman kendi yaşadıklarımızla eskiden yaşanmış olanlar arasındaki benzerlikler ve farklar görünür ve yeryüzündeki varlığımızın yeri daha iyi anlaşılır.
Ali Çarman’ın çalışmaları, Türkiyeli emekçilerin Almanya serüveninin en eski kökleriyle en yeni dalları arasındaki sürekliliği gösteriyor. Bu aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik ve politik tarihinin de işçiler açısından bir özeti gibidir.”

Kitapyurdu, D&R gibi birçok internet kitapevinde satışa sunulan “Türkiyeli İşçilerin Almanya’ya Gelişinin 60. Yılında – Valizler Dolusu Umut”un satışına önümüzdeki haftalarda Almanya’da da başlanacak.

atgb – Stuttgart

Türkler ölçümlerde yok sayılıyor: Türkçe medyaya hukuki mücadele çağrısı

Avrupalı Türk’e ulaşmaya çalışan Türkçe televizyon kanalları, Türk izleyicinin ölçümlerde yok sayılması nedeniyle hakkı olan yaklaşık 200 milyon avrodan yararlanamıyor. 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) dijital sempozyumu kapsamındaki toplantılar serisi devam ediyor. Sempozyumun ikinci bölümü “Avrupa’daki Türkçe televizyonlar ne kadar Avrupa merkezli yayıncılık yapıyor? Alman televizyonları, 3 milyon Türkçeliyi ölçümlerde yok mu sayıyor?” başlığı altında “Zoom” üzerinden ATGB’nin YouTube kanalından canlı yayınlandı. 

ATGB Avusturya Temsilcisi-Welg Media Yayıncısı Mehmet Ali Demir’in moderasyonu üstlendiği programa katılan konuklar arasında Can TV “Sözün Özü“ programından Zeynel Gül, Mediasell GmbH Sahibi ve Genel Müdürü Gökhan Gürbüz, Tele1 – ABC gazetesi Düsseldorf Temsilcisi Mehmet Tanlı yer aldı. 

Türk televizyon kuruluşlarının içinde bulunduğu mali çıkmaza dikkat çeken ve çözüm için acilen harekete geçilmesi gerektiğini belirten Zeynel Gül durumun ciddiyetini şu sözlerle dile getirdi:

“Avrupa’da Türkçe yayıncılık yapan kuruluşlar olarak ‘Haklarımız nedir, nasıl alacağız?’ bilmiyoruz. Önemli bir eksiklik. Acilen harekete geçmemiz gerekiyor. Yayıncılık kolay iş değil. İyi hesaplama yapmak gerekiyor. Televizyonların en büyük sorunu mali sorunlar.  Yayın politikasında ve  personel alımında ciddi şekilde etki ediyor. Bir kuruluşa ‘Git araştırma, ölçüm  yap’ desen onu verecek parayı bile bulamıyorsun. Ne yapıyoruz o zaman, haber merkezinde 10 yerine 5 kişi ile çalışıyoruz.” 

Tele1-ABC gazetesi Düsseldorf Temsilcisi Mehmet Tanlı da “Türkçe medyanın, Almanya’daki haklarından, paylarından yararlanmasının zamanı çoktan geldi. STK’lar, işverenler  ise Türkçe medyaya daha çok destek vermeli, sahip çıkmalı. Ankara sadece kendine yakın yayınlara destek veriyor, gazetecilik, habercilik yapan organlara destek yok” dedi .

Mediasell GmbH Sahibi ve Genel Müdürü Gökhan Gürbüz ise Türk izleyicinin ölçümlerde yer alması ve dolayısıyla Türk televizyon kanallarının reklam pastasından yararlanması için hukuki mücadele çağrısı yaptı. Gürbüz “Almanya’da 5 bin 400 hanede people meter ile  bu hanelerde yaşayan 11 bin  kişinin televizyon izleme alışkanlıkları  ölçümleniyor. Bunun 200’ü AB vatandaşlarının yaşadığı haneleri  ve 5 bin 200’ü ise Almanların yaşadığı evler. Üstelik bu verilerle bütün toplumu yansıttıklarını düşünüyorlar. Gerçekte ise Türkleri ölçmüyorlar. 2020 yılında Almanya’da 4,4 milyar avro tüm televizyon kanallarının net reklam geliri göz önüne alınırsa  bunun yüzde 2-3’ünü yani 150 milyon avro ila 200 milyon avrosunu Türkçe yayın yapan televizyonların alması gerekiyor” sözleriyle çözüm önerdi. 

ATGB sempozyumunun pazar sohbetlerinin ikinci bölümünde öne çıkan başlıklar şöyle:

“İÇERİK ÖNEMLİ”

Can TV “Sözün Özü“ programı / Zeynel Gül:

“Ses getirecek, programa katılacak konukları çağırmak için de para gerekiyor. Sponsorlarla, reklamlarla, gönüllülerle dernek destekleri ile ilerlemeye çalışıyoruz. Bir de destek vermek isteyen şirketler ‘müşteri kaybederiz aman’ diye ilan veremiyor.

Türkiye’de TV10 en çok izlenen kanallardan biriydi. TÜRKSAT’tan indiği anda izlenme oranları düştü. Can TV’nin de düştü. Bir yandan da iptv düşüşe yol açıyor. 

İzleyici kitlemizi sadece iyi yayınlar belirlemiyor. Diğer kanallarla da aynı anda canlı yayın ortaya çıkıyor ve onun önüne geçiyor. Konuğa göre izleyici kitlesi değişiyor. Televizyonlar doğru dürüst yayın yapıyorsa popüler isimlerin çok da etkisi olmaz, sadece belli bir noktaya getirir, ama önemli olan içeriktir. 

“İNSANIMIZIN DESTEĞİYLE İLERLİYORUZ”

Diğer taraftan gazeteciliğimizi toplumun değerlerine yakınlaştırmamız gerekiyor. Halkın sorunlarını, gerçekleri çekinmeden aktarmaya çalışıyoruz. Hakkımda yürüyen birçok dava var üstelik. Gazeteci işini yapar. Korkarak haber yapılmaz. Gazetecilik yapanlar ne yazık ki günümüzde ya hapiste ya da öldürülüyorlar. 

Bununla birlikte korona dönemine ait tüm bilgileri, gelişmeleri elbette aktarıyoruz. Avrupa’dan yayınlar yapıyoruz ki, insanımız da bizi destekliyor. Televizyonlar akademisyenlerle, sanatçılarla, bilim insanları ile, aydınlarla buluşmak zorunda. 

“SÖZDE DESTEK VERİP, İŞ CİDDİYE BİNİNCE KAÇIYORLAR”

Tele1 – ABC gazetesi Düsseldorf Temsilcisi Mehmet Tanlı:

“Sorunların kaynağında kutuplaşma yatıyor. Farklı düşünenler birleşemiyor. Güçlü işverenler var ancak örneğin Tele1 için destek kampanyası için aradığımızda kanalı yere göğe sığdıramıyorlar, ama reklam vermeye gelince damgalanmaktan çekiniyorlar. Ancak unutmasınlar ki o medya sayesinde kültürünüzden, anadilinizden kopmayacaksınız.

ALMAN MEDYASINDA DAHA FAZLA GÖÇMEN ÇALIŞAN

Alman medya kuruluşlarında ise göçmen kökenli medya çalışanlarına daha çok yer açılmalı, 

3,5 milyona yakın insanımız var. Birleşemediğimizden, Alman STK’larda yeterince yer almıyoruz, derdimizi anlatamıyoruz. AB fonlarından projeler almalıyız. Önce kendi evimizin önünü temizlememiz gerekir. Almanya’daki haklarımızdan, paylardan yararlanmanın zamanı çoktan geldi. STK’lar, işverenler Türkçe medyaya destek vermeli, sahip çıkmalı. Türkiye ise kendine yakın yayınlara destek veriyor, gazetecilik, habercilik yapan organlara destek yok. İmkânlar ölçüsünde hepimiz her şeyin en iyisini yapmaya alışıyoruz. 

Dördüncü kuşağın Türkçesi çok az. Yine de Alman televizyonunda size hitap eden programlar olmayınca Türkiye’deki dizilere, yarışmalara yöneliyorsunuz. Avrupa’da Türk medyasının Avrupa’daki insanımızı kucaklayacak şekilde çok iyi hazırlanması gerekiyor. 

GENÇLERE YÖNELİK PROGRAMLAR

Medya toplumsal gerçekleri aktarabilmeli. Tarihi, politik ve sosyal sorumluluğumuz var. İnsanlara Türkiye’yi de Avrupa’yı da anlatmamız gerekiyor. Gazeteci halkın vicdanıdır. 

Almanya’da gençlere yönelik çok daha fazla program yapılmalı, gelecekleri ile ilgili, sorunları ile ilgili programlar sunulmalı. Türk-Alman ortaklığında kanallar kurulmalı.  

İlkeli yayın yapan medya kuruluşlarına insanımızın sahip çıkmasını isterim. Yılda bir kez Almanya’daki medya kuruluşlarının sorunlarını içeren konferanslar serisi düzenlenmesini isteriz. Alman medyasının Türk izleyiciye Türk medyasına da sahip çıkmasını isteriz. 

https://youtu.be/TI4TSpCSNtE

“TÜRKLER ALMAN KANALLARINDA KENDİSİNİ BULAMIYOR“

Mediasell GmbH Sahibi ve Genel Müdürü Gökhan Gürbüz:

“Almanya’da Türkçe televizyon yayıncılığı  Türkiye’deki ana kanalların yayınlarını 90’lı yılların ortasından itibaren Hotbird ve Eutelsat uyduları üzerinden Avrupa’daki Türklere ulaştırması ile başladı. 2000’li yıllardan sonra ise Türksat’ın devreye girmesi ile yayın sayısı arttı. Özellikle ana kanalların birçoğu yayınlarında Avrupa penceresi açtılar. Avrupa’dan reklamlar giriyordu. Zamanla birkaç saat programlar girdi. Bazıları Almanya’dan yayın lisansları aldılar.

Bu televizyonların birçoğu  Avrupalı Türklere ek bir gelir ve  para kaynağı olarak baktılar. Almanya’da devletin bakışı ise Türkçe yayınların paralel bir kültür yarattığı ve bunun da uyumun önünde bir engel oluşturduğu şeklinde. Türklerde üçüncü ve dördüncü nesilde Türkçeye ilgi azalsa bile  hatta kendilerini Türkçe değil Almanca ifade etseler bile hâlâ Türkçe televizyonları tercih ediyorlar. Filmler, dizi filmler, futbol hatta çizgi filmler dahi Türkçe izleniyor. Bu da Almanya’yı çok rahatsız ediyor. Sıcak bakmıyor. Ellerinden gelse yayınları kesebilirler. 

“4,4 MİLYARIN EN AZ 200 MİLYON AVROSU HAKKIMIZ”

Reklam pastasından da Türk televizyonları  pay alamıyor. Almanya’da televizyon yayın izlenme süresi günlük ortalama 5 saat 10 dakika. Halkın yüzde 95,1’i televizyon izliyor. Toplam 442 lisanslı kanal var. Bu kanallar 14 milyar avroluk bir ciro oluşturuyor . 421’i devlet 21’i ise özel kanal. 2019 yılına göre 14 milyarlık gelirin 4,4 milyar avrosu televizyon kanallarının net reklam geliri. Bunun yüzde 2-3’ünü yani 150 milyon avro ila 200 milyon avrosunu Türkçe yayın yapan kanalların alması gerekiyor. Öte yandan gazetelerin yıllık yüzde 7 reklam kaybı gözlenirken internet yayıncılığının reklam gelirlerinde yıllık yüzde 7 artış gözleniyor.

Alman nüfusu 82 milyon civarında. Bunun  yüzde 25’i, yani 21 milyonu yabancı kökenli. Bu 21 milyonun yarısı yabancı pasaportlu , diğer yarısı ise yabancı kökeni olan Alman vatandaşları. Türkiye kökenlilerde de durum aynı. Toplam 3 milyon Türkiye kökenli nüfusun 1,5 milyonu Alman vatandaşlığına geçmiş. Bu veriler Alman resmi kuruluşlarında mevcuttur.

 Almanya’da AGF ( Arbeits Gemeinschaft Fernsehforschung) TV ölçümlerine karar veriyor , AGF Alman devlet ve özel televizyon kanallarının oluşturduğu merkezi Frankfurt’ta olan bir kuruluş. Ölçümlerin teknik altyapısını ise GFK( Geselleschaft für Konsumforschung)  yapıyor. Almanya’da 5 bin 400 panelle ölçüm yapılıyor. Bunun 200’ü AB vatandaşlarının yaşadığı evleri ölçüyor 5 bin 200’ü ise Almanların yaşadığı evleri. Üstelik bu verilerle bütün toplumu yansıttıklarını düşünüyorlar. Gerçekte Türkleri de Rusları da, Arapları da ölçüme katmıyorlar. Bu kesimden izleyici de medya bütçelerinden pay almıyor. Hatta Alman vatandaşlığına geçmiş Türkler de panellerde yer almıyor. Soyadı Almanca olan denekleri seçiyorlar. 11 bin kişide sadece 58 yabancı isim var, onlar da Almanlarla evlenenler. Oysa gerçekten araştırmak isteseler sayısız istatistik var. AGF’e mail attım, sordum ‘elimizde veri yok’ yanıtı geldi. 

“IPTV İLLEGAL BİÇİMDE PİYASAYI ELE GEÇİRDİ“

Diğer taraftan son 3 yılda ‘iptv’ diye bir şey çıktı. Önceden çanak anten kuruyordunuz. Sonradan Vodafone, Telekom  gibi kuruluşlar Türkçe tv paketleri çıkarttılar. Birden iptv çıktı ki illegal bir şey bu. Serverlerden evinize bir link yüklüyor. Siz 5 bin kanal bile izleyebiliyorsunuz. Hackliyorlar, kırıyorlar ve tüm piyasayı ele geçirdiler. Bunun suç olduğu bilindiği halde halkın yüzde 80’i kaçak iptv izliyor. Çünkü iptv server sahipleri televizyonlara telif ödemiyor. Bu da Avrupa’ya yönelik yayın yapan Türkçe tv kanallarının zaten yüksek olmayan reklam gelirlerinin düşmesine yol açtı.

Türk kanallarının Avrupa yayınlarında reklam gelirleri düşünce estetik merkezlerinin, inşaat, gayrimenkul kuruluşlarının, hastanelerin reklamlarına girildi. Çok uzun süren bu reklamlar nedeniyle Avrupalı Türkler, Türkiye’nin Avrupa kanallarını izlemekten bıktı ve iptv’leri tercih ettiler. 

“BİZ DE KENDİMİZİ ÖLÇERİZ”

Bununla birlikte Türk izleyicinin ölçümlerde yer alması ve dolayısıyla Türk televizyon kanallarının pasta payından yararlanması için hukuki olarak uğraşılırsa sonuç alınabilir. Bunun dışında TİAK ile kanal temsilcileri ile toplantı yaptık. ‘Bizi kimse ölçmüyorsa biz kendimizi ölçelim’ dedik. Almanyada yaklaşık  500 haneye bu sistemi koymayı planlıyoruz. Bir iki yıla sonuçları alacağız. Evlerin çoğunda internet olduğu için sonuçları almak hem daha kolay hem de hızlı olacaktır, verileri de uluslararası tanınırlığı olan şirketler üzerinde reklam ajanslarına ulaştırabileceğiz.

“TÜRK-ALMAN ORTAK KANALI KURULSUN”

‘Paramız yok. Kimse bize reklam vermiyor, pay alamıyoruz’ diye ağlamak yerine haklarımızı araştırıp, almak zorundayız. Haklarımız mevcut. Bize de gidip almak düşüyor, mücadele gerekiyor. Çözümlerden biri de Türk-Alman ortaklığında bir devlet kanalı olabilir. İçinde bizim insanımız da olmalıdır. Buradaki gündem yeterince işlenmiyor. Avrupalı Türk’ün yaşadığı sorunlar daha çok yer bulmalı. Almanyadaki Türkçe basın sadece Türkiye gündemine göre haber ya da program yapmamalı.

HER PAZAR FARKLI TARTIŞMA

Öte yandan ATGB tarafından gerçekleştirilen ve 11 Nisan tarihine dek sürecek sempozyum kapsamında, her pazar farklı başlıklar altındaki tartışma programları Zoom üzerinden sosyal medyada yayınlanıyor.

ATGB ekibinin yanı sıra basın, siyaset, medya, sanat, kültür ve bilim dünyasından isimlerin sempozyumda ele alınacak diğer başlıklar ise şöyle:

– Almanya’daki yayınlar finans kaynaklarını nasıl çözüyor? Türkler ne yapıyor? Vakıflar, reklam, abone sistemi vs…

– Avrupa’daki Türkçe medyaya frekans tahsisi neden yapılmıyor?

– Türkler hedef kitle olarak ne derece kabul ediliyor?

– Teknoloji , yapısal değişim ve Türkçe medyanın geleceği? Yeni medya modelleri…

– Sosyal medyadaki videolu habercilik / yayıncılık ne durumda?

– İnternet gazeteciliği, bloglar ve sosyal medyanın Türkçe medyaya etkisi?

– Almanya’daki Türkçe medyanın İstanbul eksenli yayıncılıktan kopuşu, Avrupa merkezli

yayıncılığa yönelişi.

– Gazetecilikte sektörel dergilerin önemi.

– Türk hükümetlerinin/devletinin Avrupa’daki Türkçe medyaya bakışı.

– Alman devlet radyo ve televizyonlarının ülkedeki Türkçelilere yönelik medya politikaları.

– Türkiye kökenli gazetecilerin Alman medyasının şekillendirilmesine etkisi

– Yerel Türkçe gazeteler, Türkçe medyanın gerçek kurtarıcıları mı?

– Avrupa’daki sürgün gazetecilerin durumu.

ATGB’den yapılan bir açıklamada, sempozyumun ardından ortaya çıkan Avrupa’daki Türkçe medyanın durumuna ilişkin tablonun belge niteliğinde bir rapora dönüştürülmesinin hedeflendiği belirtildi. 

Sempozyum hakkında ayrıntılı bilgi www.atgb-press.eu web sitesinden alınabilir.

atgb – STUTTGART

KAPAK FOTO: Glenn Carstens-Peters on Unsplash

“Türkçe medya” her hafta masada: Avrupa’daki Türkçe medyanın izleyicisi olacak mı?

Avrupa’daki Türk gazetecilerin örgütlendiği ATGB, Türkçe medyayı tam 19 hafta boyunca pazar günleri canlı yayınla masaya yatırıyor. 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB)  “Türkçe medya varsa Türkçe de var” adlı sempozyumu kapsamında düzenlenen ilk toplantıda uzmanlar ve gazeteciler Türkçe yayın yapan gazete, radyo ve televizyonları masaya yatırdı. Sosyal medya üzerinden binlerce takipçinin izlediği programda Avrupa’daki Türkçe yayınlarda kullanılan dilin, Türkiye’deki medyanın etkisi altında kaldığına ve yeterince düzgün Türkçenin aktarılmadığına işaret edildi.

Türkçe medyanın varlığının “Türkçe”nin varlığıyla bağlantılı olduğuna işaret eden konuşmacılar, çocuk yaştan itibaren düzgün ve doğru Türkçenin öğretilmesi ve Alman okul sisteminde de Türkçe derslerinin yer alması gerektiğini belirtirken, Türkoloji bölümlerinin çoğaltılmasını, Avrupa üniversite sisteminde Türkçe öğretmenlerinin yetiştirilmesi için çaba harcanmasını istediler. 

İslam din derslerinin Türkçe derslerinin kaderiyle oynadığına da işaret edilen konuşmalarda, Türkçeye sahip çıkmada en başta anne ve babaların sorumluluk taşıdığı vurgulandı. Bununla birlikte sivil toplum örgütlerinin ve her iki ülke devletlerinin çocukların Türkçe eğitimi için gerekeni yapması gerektiği de kaydedildi. 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu Üyesi ve Belçika Temsilcisi gazeteci Fikret Aydemir’in yönetiminde gerçekleştirilen dijital toplantıda konuşmacıların aktardıklarından satır başları şöyle:

TÜRKÇE OKULDA ÖĞRENİLİR

Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ersoy Soydan:

Dil ve kültür canlı bir varlık. Kültürü de gelecek kuşaklara dil aktarabilir. Ne kadar işlevsel kullanırsak. Türkçeyi de o kadar düzgün kullanırız. Jöntürkler döneminde başlayan ardından  Türk İşgücü Anlaşması çerçevesinde başlayan bir göç serüveni var. İlk etapta Avrupa’daki Türklere TRT’nin gönderdiği programlardan söz etmek mümkün. Türkçe 90’lara dek düzgün yansıtılıyordu diyebilirim. Özel yayıncılıkla başka türlü Türkçeye gitmeye başladık. Avrupa merkezli 12 televizyon tespit ettim. Türkiye’den yayın yapan ve Avrupa’dan izlenen 500 Türk kanalı var. Türkçe’nin yaşatılmasına sebep olabiliyor. Dil canlı bir varlık. Türkçe yayınların Avrupa’daki Türklerin Türkçesinin devamını sağladığını söylemek gerekiyor. Kültür ve dil ise okullarda öğretilmeli. Özellikle genç kuşaklar için bu dil eğitimi büyük önem taşıyor. Dijitalleşen dünyamızda ise Türkçe medyanın bu değişime ayak uydurması gerekiyor. Avrupa’daki Türkçe medyaya bu kıtadaki insanımız var oldukça her zaman ihtiyaç duyulacaktır.  

TÜRK ULUSAL MEDYASI İLGİSİZ

Almanya Türk Veli Dernekleri Federasyonu (FÖTED) Eşbaşkanı Dr. Ali Sak:

Dilimiz ne yazık ki, sosyal medya ortamına uymuş vaziyette. Dilimizde yozlaşma görüyorum.   Yerel gazeteler Türkçenin taşıyıcılığını üstlenmiş gibi görünüyor. Buradan yayın yapan kanallar örneğin Kanal Avrupa, Avrupa’daki Türklerin sorunlarına yönelik programlar yaptığı için daha dikkate alınır gözüküyor. Ulusal medya ise  Avrupa’daki insanımızın ilgi ve sorun alanlarından çok uzak görünüyor. Özellikle de Türkçe konusunda. Avrupa’da Türkçe öğretmeni yetiştiren tek mecra  Essen Üniversitesi. Burada da ne yazık ki Kader Konuk’un devralmasından sonra eksenden kayma görüyoruz. Uyum ve AB-Türkiye işbirliği konularına giriliyor, öğretmenlik eğitiminden uzaklaşılıyor.

İLKOKULLAR İÇİN ÖĞRETMEN 

Essen Üniversitesi sadece ortaokul ve lise öğretmenleri yetiştiriyor. İlkokullar için ise öğretmen yetiştiren kurum yok. Veli derneklerinin baskılarıyla önümüzdeki bir iki yıl içinde burada ilkokullar için bir bölüm açılacak. Türkçe bölümünün bu yönetmelikleri uygulamaya geçirmesi gerekiyor. Almanya’nın bazı bölgelerinde hâlâ Türkiye’den gelen öğretmenlerimiz var. 20 yıldır Türkçe dersi verilen liseler dahi ya kaldırmış ya da kaldırma eğiliminde. 

“MEDYA ‘TÜRKÇE’ SORUNUNA ÇOK DAHA FAZLA YER VERMELİ”

Buradan medyaya sesleniyorum: Sürekli medyayı, anadilin önemini vurgulaması gerekiyor.  

Türkçe derslerini YTB aracılığıyla imamlara, cami derneklerine kaydırma çabaları Türkçe derslerinin imajını ve yapısını çok olumsuz etkiliyor. 

TÜRKÇENİN CEMAATLERE TESLİMİ 

İslam din dersleri son dört beş yıldır müfredata girmiştir. Bu derslerin bu statüye alınması anadili derslerini etkilemiştir. Diğer derslerle verilen Türkçe dersleri öğleden sonraya ya da akşam saatlerine kaydırılmış, bu nedenle velilerin isteği azalmış, katılım azalmıştır. 1998’de eyaletimizde 150 bin Türk öğrencimiz vardı yüzde 70’i Türkçe derslerine katılıyordu. Günümüzde 250 bin öğrenci var katılım ise sadece yüzde 40. Derslerin farklı cemaatlere kaydırılması hem Türkçenin hem de Türk toplumun imajını düşürecektir. Yunus Emre gibi vakıfların ise siyaseten bağımsız olması gerekiyor. Hatta Ditib’lerin de. Siyasetten arındırılmış kurumlara ihtiyacımız var. 

YAYINLARDA TÜRKÇE DÜZGÜN KULLANILMIYOR

Baden Türk Okul Aile Birlikleri Dernekleri Federasyonu (BTOABD) Başkanı Kemal Ülker:

İnsanlarımız Facebook ve İnstagram’a bakıp haber alıyorlar. Arka planına bakıp zaman ayırmıyorlar. Bu nedenle Türkçeyi düzgün kullanamıyorlar. Bazı gazetelerde ne yazık ki, Türkçenin düzgün olmadığına da şahit oluyoruz. Türkçe dersleri öğretmenlerinin burada yetişmesi çok önemli. Bizim bölgemizde Türkiye’den gelen öğretmenler var. Uzun vadede öğretmenlerin burada yetişmesi ve politik değişim olması gerekiyor. 

“ÖĞRETMENLERİMİZE SINIFLARA SİYASET TAŞIMADIKLARI İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ”

Okullardaki siyaseti Almanya’daki sınıflara yansıtmadıkları için öğretmenlerimize çok teşekkür ediyoruz. Çünkü ters etki yaratır ve sorun yaşarız. Biz kültürümüzden kopmayacağız, köklerimiz hâlâ çok bağlıyız. Bunun için Türkçe medyaya da ihtiyaç var. Günün birinde dönebileceğimiz yer olan Türkiye ise, anadillerini de iyi öğrenmek zorundalar. Türkçe basının kaliteli ve düzgün Türkçe kullanması da bizim için çok önemli. 

BAŞLIKLAR SANSASYONEL VE BULMACA GİBİ

Batı Alman Radyo Ve Tv Kurumu Wdr Türkçe Servisi Koordinatörü Tuncay Özdamar:

Türkiye’de konuşulan dil bile bizi buradan etkiliyor. Garip gelenekler oluştu. Başlıklar bulmaca verir gibi atılıyor. Ya da “Erdoğan’dan çok önemli açıklamalar” gibi sansasyon havası yaratma söz konusu. Alman medyasında “Merkel’den çok önemli açıklamalar” diye bir başlık göremezsiniz. Bir de kalıplaşmış söylemler çok. Bu coğrafyada, bu noktada gibi. Bunlar medyanın Türkçenin iyi kullanmadığına işaret eden örnekler. Köln Radyosu 1964’ten bu yana yayında. Sosyal medyada da dinleyicilerimize ulaşmaya çalışıyoruz. Duru Türkçe kullanmaya çalışıyoruz. Kısa cümleler olmasına dikkat ediyoruz. Gelen metinleri her zaman kontrol ediyoruz.

ÇEVİRİ KOKAN METİNLERE İZİN VERMİYORUZ

Türkçe birkaç dilden etkilenen bir dil. Farsça, Arapça, Fransız, İngilizce hatta Almanca da girmiş. Öztürkçeye de dikkat ediyoruz. Yaptığımız metinler çeviri kokmasın. Dolayısıyla Alman medyasından etkiliyoruz. Şiddet içeren kelimelerden kaçınıyoruz: Tetikledi, bomba etkisi gibi sözcükler kullanmamaya dikkat ediyoruz. 

Türkler Avrupa’da yaşadığı sürece Türkçe medyaya da ihtiyaç olacaktır. Türkiye’deki bir olay Avrupa’da yankı buluyor. Türkçe medyaya bu nedenle de ihtiyaç olacaktır. 

GEZİ’DEN SONRA AVRUPA’YA GELENLER 

Son dönemde olduğu gibi Türkiye’den gelen bir göç dalgası var. Özellikle de Gezi olaylarından sonra. Özellikle de eğitim ve kültür seviyesi yüksek insanlarımız gelmeye başladı. ‘Almanya’nın  Yenileri’ diye yer açtık. Buradan yeni gelenlere yön verecek basın-yayın organlarına ihtiyaç var. 20 yıl önceki medya yok. Tamamen iktidarın eline geçmiş bir medya ile karşı karşıyayız. Macron’la sürtüşme Türk medyasında başka yansıtılıyor Avrupa medyası daha tarafsız bakmaya çalışıyor. Bu nedenle de Avrupa’daki Türkçe medyaya ihtiyaç var. Ne yazık ki, Türkiye’den yapılan habercilikte teyit almadan habercilik baskın. 

SORUNLARIN DÜĞÜMLENDİĞİ ASIL MESELE EĞİTİM

Bund Bik ve  TOAB Esslingen-Nürtingen e.V. Başkanı Güven Toymaz:

Türk basınında Türkçe kullanımında eksiklikler görüyoruz. Ancak titizlik gösteren az sayıda yayın da var. Dijitalleşmenin Türkçeyi nasıl etkileyeceğini şimdiden görüyoruz. Geleneksel medyaya hâlâ ihtiyaç olacak mı? Avrupa’da nüfusumuz 5,5 milyonu geçmiş durumda. 20 yaşını geçmiş gençlerin sayısı 800 bini aşmış durumda. Bilinçli ve eğitimli Türkleri Türkçenin geleceği kaygılandırıyor. Çocuklarımız hâkim dil Almancayı öğreniyor. Türkçe arka planda kalıyor. Bu alanda aktif ve yoğun çalışmalara hız vermek gerekiyor. Günlük hayatta Türkçeyi canlı tutmak için sürdürülebilir girişimi harekete geçirmek zorundayız. Özellikle Türkçe medya bir kazanımdır. Avrupalı bazı siyasetçiler Türklerin kendi dillerinde medya takip etmesini endişe verici olarak değerlendirse de, bir kısmı da zenginlik olarak kabul ediyor. 

Sorunların düğümlendiği konunun eğitim olduğunu görüyoruz. 

SANAT VE KÜLTÜR ATAŞELİKLERİ DE GELMELİ

En önemli ve en zor mesele, bir araya gelmek. Toplumun her kesimi el ele vermeli. Türkçe derslerinin yeri okuldur ve müfredattır. Eğitim ataşeliklerinin yanında kültür ve sanat ataşeliklerin de olması gerekiyor. Okul öncesi eğitim ve çift dilli projelere ağırlık vermek gerekiyor. Dini ve siyasi tarafsızlığı olan derneklerin desteklenmesi gerekir. Dersin müfredata alınması ile iş bitmiyor. Dili destekleyici kültür çalışmaları şart. 

VELİLER VE STK TEMSİLCİLERİ BİLİNÇLENDİRİLMELİ

Türk devletinin 70’li yıllardan bu yana öğretmen desteğine minnettarız ancak artık tıkanıklık söz konusu. Siyasetten arındırılmış dil ve kültür. Veli akademileri açılarak toplum bilinçlendirilmeli, sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de eğitilmesi bilinçlendirilmesi gerekiyor.   Türkçenin Alman sisteminde yeterince değer görmediğine inanıyoruz. Almanca İslam dersleri manipülasyondur. Türkçe derslerinin yerine koydular. Almanya’da bu yüzden Türkoloji bölümlerine ihtiyacımız var. Hamburg’daki arkadaşlar bu bölüm kaldırılırken eylem yapmaya, örgütlenmeye çalıştılar.  Toplanan kişi sadece 100 kişi oldu. Türkçeye sahip çıkmak için mücadele şart.

CAMİLERDE TÜRKÇE DERSİ Mİ? 

ATGB YK Üyesi – Sosyal Pedagog – Gazeteci Ufuk Evla Bostan:

Türkiye’deki redaksiyonlarda Türkçe dil bilgisi kılavuzu kullanılıyor mu acaba? Ne Türkiye ne de Almanya’da gazetelerin buna başvurduğunu hiç sanmıyorum. Türkçe derslerinin yeri ise okullardır. Müfredattır. Erozyona uğrayan diller, hafızasını kaybeden diller arasına girmememiz gerekiyor. İlkokullarda Türkçe dersleri için öğretmenlere ihtiyaç var. Dili besleyen kürsüler açılması gerekir. Örneğin Türk edebiyatı. Bu alanda çalışmalar yapılması gerekiyor. Son yıllarda Alman hükümeti de Türkçe derslerini kısmayı hedeflediler. Türkler de bunun arkasında duramadı. Türkçe derslerinin camilerde verilmesinin teklif edilmesini kim düşünebilirdi? Çocuklara küçük yaştan itibaren Türkçe kitap okuma alışkanlığı aşılamak gerekiyor. Bu çocuklar neden Türkçe öğrenmeli, ebeveynler bilmiyor. Önce onlara anlatmamız gerekiyor. 

EĞİTİM, DONANIM VE LİYAKAT EKSİKLİĞİ

Özellikle son 15 yılda dilde yozlaşma olduğunu üzülerek izliyorum. Türkiye’deki medyada liyakat, eğitim, donanım gibi sorunlar hâkim.  Almanya’daki Türkçe medyada durum daha da vahim. Gazetecilikle alakası olmayanlar birçok sebepten dolayı gazetelerde çalışıyor. Gazete yönetiminin ideolojileri dile dahi yansıyor. Adını vermeyeceğim bir gazetede “yarattı” kelimesini kullanmamamız gerektiğini “sadece Tanrının yaratabileceği” uyarısını aldım örneğin.

İNGİLTERE YETERSİZ

ATGB İngiltere Temsilcisi / +49 Haber Portalı, Gözde Sapanlı:

İngiltere’de Kıbrıs ve güneydoğudan gelen aileler ağırlıklı. Ancak son on yılda Ankara Anlaşması ve Tier 2 ile gelenler var. Her grubun Türkçesi farklı. Birleşik Krallık’ta yayın yapan Türklerin kurduğu medya Londra merkezli. Son yıllarda iyiye gidiyor, ancak yetersiz diyebilirim. Bu mecraların diğer büyük şehirlere de kayması gerektiğini düşünüyorum.

Dilde pozitif ifadeler ise çok önemli. İngiltere buna çok dikkat eden bir ülke. Türkçe yayın yapan kanallar var. BBC, Independent gibi kuruluşların  Türkçe servisleri. Buraya gelenlerin artışı ve onların getirdiği kaliteyi görüyoruz. 

Mecralar kurumsallaştıkça taleplerinin artacağını düşünüyorum. Belirttiğim gibi gelenlerin profil, değişiyor. Basında birlik içinde hareke etmeleri gerekiyor. ATGB içinde örgütlenmeleri gerekiyor.”

YENİ BİR PLATFORM 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB), “Türkçe varsa, Türkçe medya da var” kampanyası kapsamında 29 Kasım 2020 – 11 Nisan 2021 tarihleri arasında düzenlediği sempozyumu online platformdan başlattı.

Geçen mart ayında  Frankfurt’ta 2 gün üst üste süren bir sempozyum olarak planlanan ancak korona salgını dolayısıyla dijitale çevrilen sempozyum “Avrupa’daki Türkçe medyada anadil düzgün kullanılıyor mu?” başlıklı toplantı ile start aldı. 

HER PAZAR FARKLI BAŞLIK ALTINDA TARTIŞMA

ATGB ekibinin yanı sıra basın, siyaset, medya, sanat, kültür ve bilim dünyasından isimlerin katılacağı sempozyum 11 Nisan 2021 tarihine dek her Pazar dijital platformdan farklı başlıklar altındaki toplantılarla devam edecek. Önümüzdeki haftalarda sempozyumda ele alınacak diğer başlıklar ise şöyle:

– Avrupa’daki Türkçe televizyonlar ne kadar Avrupa merkezli yayıncılık yapıyor? Alman televizyonları, 3 milyon Türkçeliyi ölçümlerde yok mu sayıyor? 

– Almanya’daki yayınlar finans kaynaklarını nasıl çözüyor? Türkler ne yapıyor? Vakıflar, reklam, abone sistemi vs… 

– Avrupa’daki Türkçe medyaya frekans tahsisi neden verilmiyor? 

– Türkler hedef kitle olarak ne derece kabul ediliyor? 

-Teknoloji , yapısal değişim ve Türkçe medyanın geleceği? Yeni medya modelleri… 

– Sosyal medyadaki videolu habercilik / yayıncılık ne durumda? 

– İnternet gazeteciliği, bloglar ve sosyal medyanın Türkçe medyaya etkisi? 

– Almanya’daki Türkçe medyanın İstanbul eksenli yayıncılıktan kopuşu, Avrupa merkezli yayıncılığa yönelişi.
– Gazetecilikte sektörel dergilerin önemi.

– Türk hükümetlerinin/devletinin Avrupa’daki Türkçe medyaya bakışı.

– Alman devlet radyo ve televizyonlarının ülkedeki Türkçelilere yönelik medya politikaları.

– Türkiye kökenli gazetecilerin Alman medyasının şekillendirilmesine etkisi.

– Yerel Türkçe gazeteler, Türkçe medyanın gerçek kurtarıcıları mı?

– Avrupa’daki sürgün gazetecilerin durumu.

ATGB’den yapılan açıklamaya göre sempozyumun ardından ortaya çıkan Avrupa’daki Türkçe medyanın durumuna ilişkin tablonun belge niteliğinde bir rapora dönüştürülmesi de hedefleniyor.

+49 – STUTTGART

KAPAK FOTO: Alejandro Escamilla on Unsplash

ATGB Sempozyum: Avrupa’daki Türkçe medyaya büyüteç

Avrupa’daki Türkiye kökenli gazeteciler projektörleri bu kez Türkçe medyaya çeviriyor. ATGB’nin organizasyonuyla gerçekleştirilen sempozyum kapsamında, her pazar farklı başlıklar altındaki tartışma programları Zoom üzerinden sosyal medyada yayınlanacak. 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) “Türkçe varsa, Türkçe medya da var” kampanyası kapsamında 29 Kasım 2020 – 11 Nisan 2021 tarihleri arasında düzenlediği sempozyumu online platformdan başlatıyor.

KORONA NEDENİYLE DİJİTAL PLATFORMA AKTARILDI

Geçen mart ayında  Frankfurt’ta 2 gün üst üste süren bir sempozyum olarak planlanan ancak korona salgını dolayısıyla dijitale çevrilen sempozyum ”Avrupa’daki Türkçe medyada  anadil düzgün kullanılıyor mu?“ başlıklı toplantı ile start alıyor. 

“Avrupa’daki Türkoloji bölümlerinin anadile ve Türkçe medyaya etkileri”  ve  “Gelecekte Türkçe medyanın, okuru / izleyicisi olacak mı?” alt başlıkları ile ele alınacak toplantı Almanya saati ile 14’te başlayacak.

Moderasyonunu ATGB Yönetim Kurulu Üyesi ve Belçika Temsilcisi Fikret Aydemir’in üstlendiği toplantıya konuşmacı olarak şu isimler katılacak: 

Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ersoy Soydan  Almanya Türk Veli Dernekleri Federasyonu (FÖTED) Eş Başkanı Dr. Ali Sak 

Baden Türk Okul Aile Birlikleri Dernekleri Federasyonu (BTOABD) Başkanı Kemal Ülker Batı Alman Radyo ve TV Kurumu WDR Türkçe Servisi Koordinatörü Tuncay Özdamar  Bund Bik ve  TOAB Esslingen-Nürtingen e.V. Başkanı Güven Toymaz ATGB YK Üyesi- Sosyal Pedagog- Gazeteci Ufuk Evla Bostan 

ATGB İngiltere Temsilcisi  –  +49 Haber Portalı Gözde Sapanlı 

HER PAZAR FARKLI BAŞLIKLAR ALTINDA TARTIŞMA

ATGB ekibinin yanı sıra basın, siyaset, medya, sanat, kültür ve bilim dünyasından isimlerin katılacağı sempozyum 11 Nisan 2021 tarihine dek her Pazar dijital platformdan farklı başlıklar altındaki toplantılarla devam edecek. Önümüzdeki haftalarda sempozyumda ele alınacak diğer başlıklar ise şöyle:

-Avrupa’daki Türkçe televizyonlar ne kadar Avrupa merkezli yayıncılık yapıyor? Alman televizyonları, 3 milyon Türkçeliyi ölçümlerde yok mu sayıyor? 

 Almanya’daki yayınlar finans kaynaklarını nasıl çözüyor? Türkler ne yapıyor? Vakıflar, reklam, abone sistemi vs… 

Avrupa’daki Türkçe medyaya frekans tahsisi neden verilmiyor? 

Türkler hedef kitle olarak ne derece kabul ediliyor? 

Teknoloji , yapısal değişim ve Türkçe medyanın geleceği? Yeni medya modelleri… 

Sosyal medyadaki videolu habercilik / yayıncılık ne durumda? 

İnternet gazeteciliği, bloglar ve sosyal medyanın Türkçe medyaya etkisi? 

Almanya’daki Türkçe medyanın İstanbul eksenli yayıncılıktan kopuşu, Avrupa merkezli 

yayıncılığa yönelişi
-Gazetecilikte sektörel dergilerin önemi

-Türk hükümetlerinin / devletinin Avrupa’daki Türkçe medyaya bakışı 

-Alman devlet radyo ve televizyonlarının ülkedeki Türkçelilere yönelik medya politikaları

Türkiye kökenli gazetecilerin Alman medyasının şekillendirilmesine etkisi 

-Yerel Türkçe gazeteler, Türkçe medyanın gerçek kurtarıcıları mı?

-Avrupa’daki sürgün gazetecilerin durumu

ATGB’den yapılan açıklamaya göre sempozyumun ardından ortaya çıkan Avrupa’daki Türkçe medyanın durumuna ilişkin tablonun belge niteliğinde bir rapora dönüştürülmesi de hedefleniyor. Sempozyum hakkında ayrıntılı bilgi www.atgb-press.eu web sitesinden alınabilir.

+49 – STUTTGART

KAPAK FOTO: Austin Distel on Unsplash

Avrupa’daki Türkçe medyada anadil düzgün konuşuluyor mu?


ATGB SEMPOZYUM- I. BÖLÜM

29 Kasım 2020 Pazar saat 14:00 – 14:45

Avrupa’daki Türkçe medyada anadil düzgün kullanılıyor mu?

  • Avrupa’daki Türkoloji bölümlerinin anadile ve Türkçe medyaya etkileri
  • Gelecekte Türkçe medyanın, okuru / izleyicisi olacak mı?

Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ersoy Soydan
Almanya Türk Veli Dernekleri Federasyonu (FÖTED) Eş Başkanı Dr. Ali Sak
Baden Türk Okul Aile Birlikleri Dernekleri Federasyonu (BTOABD) Başkanı Kemal Ülker
Batı Alman Radyo ve TV Kurumu WDR Türkçe Servisi Koordinatörü Tuncay Özdamar
Bund Bik ve TOAB Esslingen-Nürtingen e.V. Başkanı Güven Toymaz
ATGB YK Üyesi- Sosyal Pedagog- Gazeteci Ufuk Evla Bostan
ATGB İngiltere Temsilcisi – +49 Haber Portalı Gözde Sapanlı
Moderatör: ATGB YK Üyesi ve Belçika Temsilcisi Fikret Aydemir

ATGB İrlanda Temsilcisi Çağdaş Gökbel yazdı : “Kapitalist İdeolojinin Medyadaki Altın Çağı”

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) İrlanda Temsilcisi Çağdaş Gökbel’in ilk bilimsel çalışması olan “Kapitalist İdeolojinin Medyadaki Altın Çağı – Westworld (Batı Dünyası) Dizisinin İdeolojik İçeriği ve Yansımaları” Doruk yayınları arasında çıktı.

Öünümüzdeki günlerde dağıtımcılara ulaşacak olan kitap hakkında yayınlanan tanıtım açıklamasında özetle şöyle deniyor:

“Bu kitap yalnızca kültür endüstrisinin başarılı bir ürünü olan Westworld (Batı Dünyası) dizisinin ideolojik içerik analizini içermiyor.

“İdeoloji nedir?”

“Kavramın Türkçeleştirilmesinde ne gibi uğraklardan geçilmiştir?”

“İdeoloji hangi tarihsel süreçlerden geçerek günümüzdeki anlamına kavuşmuştur?”

Okuyucu tüm bu soruların yanıtlarını eleştirinin keskin ve heyecanlı dilinin atmosferinde bulacak.

İdeoloji, sosyal bilimler alanındaki en tekinsiz konulardan biri. Bu çalışma, özellikle ideoloji üzerine hazırlanan Türkçe kaynakların tekinsizliğinde kendini daha tarafsız ve objektif bir konumda bulma arayışının zorlu bir çabasıdır. Kitabın ideoloji kavramının anlaşılması ve tartışılmasında okuyucuya iyi bir pusula olabilmesini umuyoruz. Bu yolculukta sizlere Anthony Hopkins ve Ed Harris gibi ünlü oyuncular eşlik edecek.”

Çalışmalarını İrlanda’da sürdüren Çağdaş Gökbel SoL Haber’de de yazmaya devam ediyor.

atgb – DUBLİN

Radikal İslamcı terörü kınıyoruz: Avrupa’daki İslamcı katliamların hiçbir mazereti olamaz

Basın Açıklaması

Önce Fransa’daki kafa kesme ile gündeme gelen radikal İslamcılar dün akşam da Avusturya sokaklarını kana buladılar. Din adına sokaktaki masum insanları hedef alan, bu yolla Avrupa’da korku salarak baskı kurmaya çalışan İslamcı gruplara, bu kıtada yaşayan sağduyulu tek bir kişi bile hak veremez.
Bu vahşetin hiçbir mazereti, gerekçesi olamaz. Kimse kınarken yanına bir de “Ama-Fakat” ekleyerek bahane arayamaz.
“HERKES TARAFINI BELİRLEMEK ZORUNDA”
Irkçılarla İslamcıların dans pistine dönüşen Avrupa’da artık herkes safını belirlemek zorundadır.
Dinin daha fazla siyasete alet edilmemesi için, Avrupa’da görev yapan Türkiye kökenli gazeteciler olarak laiklik ilkesini en başa koyuyor, kamu yönetimi ve kurumlarında dinin bir yeri olmadığını bildiriyoruz.
MÜSLÜMAN GÖÇMENLERİN DURUMUNU ZORLAŞTIRIYOR
Din adına yaşanan bu vahşet Müslüman göçmenlerin durumunu içinden çıkılmaz bir hale getirirken, Avrupa’da son dönemde palazlanan aşırı sağcıların da elini güçlendiriyor.
Gerekçesi ne olursa olsun Avrupa’daki tüm Müslüman göçmenlerin İslamcı terör saldırılarına karşı güçlü bir ses çıkarması ve “Bu gözü dönmüşlerle bizim işimiz olmaz” demesi gerekiyor. Ancak ne yazık ki, şu saate kadar Avrupa’daki güçlü İslami kuruluşlardan hiçbir mazeret ve bahaneyi önüne eklenmemiş gerçek bir kınamayı neredeyse hiç duyamadık.
KINAMA METNİNE “MAZERET” EKLENEMEZ
Macron-Erdoğan gerginliği, Doğu Akdeniz meselesi, karikatürler… Bunların hiçbiri bu vahşeti haklı çıkaramaz, kınama metinlerinin içine de “mazeret” ya da “mağduriyet” olarak eklenemez.
İslamcı teröristlere karşı net tavır ile Avrupa’da hedeflenen kaos ortamına, provokasyona hep beraber “dur” diyebiliriz.
Fransa ve Avusturya’da olanlar Avrupa’yı önümüzdeki günlerde çok daha zor günlerin beklediğine de işaret ediyor.
Avrupa’daki hikâyemizde yaşadığımız ülkelerin halkları ile birlikte hem ırkçıların hem de İslamcıların kışkırtmalarından uzak, siyasi çekişmelere alet olmadan, dostluk, barış, hoşgörü içinde bir yaşam için terör nereden gelirse gelsin kınıyor, kanlı saldırı kurbanlarını saygıyla anıyoruz.


Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu

Yaşasın Cumhuriyet

Cumhuriyetimizin 97. yılı kutlu olsun

Cumhuriyet barıştır.
Cumhuriyet bağımsızlıktır.
Cumhuriyet düşünce özgürlüğüdür.
Cumhuriyet basın ve ifade özgürlüğüdür.
Cumhuriyet eşitliktir.
Cumhuriyet bilim ışığında ilerlemektir.
Cumhuriyet hukukun üstünlüğü ve adalettir.
Cumhuriyet kadın-erkek eşitliğidir.
Cumhuriyet laikliktir.
Cumhuriyet gerici ve dinci zihniyete ve düzene ‘geçit yok’ demektir.
Cumhuriyet ulusun egemenliğidir.
Cumhuriyet hilafet ve saltanatın sonu demektir.
Cumhuriyet her türlü etnik köken, cinsiyet, din ayrımcılığına karşı el ele durmak demektir.
Cumhuriyet tüm halkların kardeşçe ve eşitçe bir arada yaşaması demektir.

Her türlü baskı, sömürü, şiddet ve sindirmeye rağmen, onlarca yıldır delik deşik edilen ve tamamen yok edilmesi için savaş açılan cumhuriyeti aydınlanmacılar, emekçiler, ilericiler yaşatacak.

Avrupa’da görev yapan Türkiye kökenli gazeteciler olarak cumhuriyetimizin 97. yılını kutluyoruz.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu