Merdan Yanardağ`a verilen ceza siyasidir

21 yıllık AKP iktidarı, yargıyı elinde bir sopa olarak kullanmaya devam ederken, gazeteciler ve basın üzerindeki baskısını da her geçen gün arttırıyor.

Bunun son örneği ise Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’a verilen ceza.

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Merdan Yanardağ’a Birgün gazetesinde yayımlanan “Düzenin Mafyalaşması” başlıklı köşe yazısı nedeniyle 6 ay hapis cezası verdi. Mahkeme cezayı, “Yanardağ’ın aynı suçu birden fazla kez işlediği” iddiasıyla dörtte biri oranında artırarak 7 ay 15 güne çıkardı.

Kararda Yanardağ’ın yazısında “Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti devleti ve devletin kurumlarını aşağıladığı” iddia edildi.

Gazetecilik bir kamu görevidir ve Anayasa tarafından güvence altındadır. Gazetecinin görevi, toplumu aydınlatmaktır. Bu nedenle gazetecilik suç değildir.

Bizler, Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) olarak, meslektaşımız Merdan Yanardağ’a verilen cezanın anayasal basın özgürlüğü güvencesini yok sayan ve hukuki temeli bulunmayan siyasi bir karar olduğunu düşünüyoruz.

Yanardağ’ın şahsında Türkiye’de baskı ve korku rüzgarı altında gazetecilik görevlerini yerine getiren ve halkı aydınlatan tüm gazetecilerin yanında olduğumuzu ilan eder, dayanışma duygularımızı ileterek, laik, demokratik ve “gazeteciliğin suç olmadığı”bir Türkiye için mücadelemize devam edeceğimizi tekrar hatırlatırız.

Gazetecilere göz dağı operasyonlarına derhal son verilmelidir. Türkiye’deki gazeteci arkadaşlarımız yalnız değildir.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği

Yönetim Kurulu adına

Başkan Recai Aksu

Türkei: Hoffnung für die Pressefreiheit?

Um die Pressefreiheit in der Türkei steht es nicht gut, aber es besteht Hoffnung auf Besserung. Alles hängt von der kommenden Präsidentschaftswahl ab, sagten die Journalist*innen Şirin Payzın, Barış Terkoğlu und Timur Soykan bei einem Pressegespräch der dju in ver.di Hamburg. Verliert Recep Tayyip Erdogan die Wahl, kann sich die Presselandschaft erholen. Gewinnt er, gibt es keine Hoffnung mehr.

4. APRIL 2023 VON LARS HANSEN

Die drei Journalist*innen waren nach Hamburg gekommen, um an einer Podiumsdiskussion des deutsch-türkischen Nachrichtenportals „Avrupa Postasi” teilzunehmen. „Pressefreiheit nach dem Erdbeben und vor der Wahl” war der Titel. Die Hamburger dju hatte dazu mit eingeladen, PayzinTerkoğlu und Soykan sind in der Türkei prominente Politikjournalist*innen. Şirin Payzın moderiert beim regierungskritischen Sender „Halk TV” die politische Talkshow „Sözum Var” („Gespräch”); Terkoğlu, der Kolumnen in der liberalen Tageszeitung „Cumhuriyet” schreibt und Soykan, der Reporter bei der linken Tageszeitung „Birgün“ ist, sind in Payzins Show regelmäßig zu Gast.

„Dass wir noch arbeiten, ist der Beweis, dass die türkische Presse noch nicht verloren ist”, sagt Barış Terkoğlu. „Es gibt noch Journalist*innen in der Türkei, die regierungskritisch berichten, auch wenn wir damit riskieren, ins Gefängnis zu müssen.”

Barış Terkoğlu weiß, wovon er redet: Zweimal war er bereits inhaftiert. Die Vorwürfe gegen ihn konnten widerlegt werden, aber bis dahin musste er jeweils monatelang ins Untersuchungsgefängnis. Im ersten Fall waren sogar nachweislich vermeintliche Beweise gegen ihn von dritten auf seinen Rechner kopiert worden. Solche Verhaftungen oder gar Verurteilungen zu langen Haftstrafen sind aber nur die Spitze des Eisbergs. Geldstrafen, Veröffentlichungs- oder Sendeverbote sind an der Tagesordnung und treffen die Sender, Verlage und Nachrichtenportale im Portemonnaie. Die Anwaltskosten tun ein Übriges. „Gegen mein letztes Buch sind 33 Strafanträge anhängig”, sagt Terkoğlu. „Addiert man die geforderten Strafen, müsste ich für 220 Jahre ins Gefängnis!”

Zu der latenten Gefahr der Inhaftierung kritischer Journalist*innen kommen die willkürliche Allmacht der Zensurbehörde, die wegen geringster Kleinigkeiten Veröffentlichungen untersagen kann und die Pressekonzentration: 90 Prozent der Nachrichtenportale, Sender und Verlage gehören Erdogan-nahen Unternehmern. „Wir leben in einer Dystopie”, sagt Timur Soykan“, in der die Grenzen von Logik und Verstand nicht mehr gelten. Aber zum Glück würden diese Medien bei den Türkischen Menschen als deutlich weniger glaubwürdig, als die regierungskritischen gelten.

„Das ist ein Teil der Hoffnung”, sagt Barış Terkoğlu, „denn die kritischen Medien werden überleben, wenn Erdogan die Wahl verliert. Die regierungstreuen Medien hingegen leben von großzügigen Anzeigen des Staates oder der AKP. Wenn diese Einnahmen unter einer neuen Regierung wegbleiben, werden diese Verleger aufgeben. Dann ist wieder Platz für Vielfalt!”

Şirin Payzın sieht diese Hoffnung ebenfalls, zeichnet aber gleichzeitig auch ein düsteres Bild, was passiert, wenn Erdogan die Präsidentenwahl doch noch gewinnt. Derzeit liegt er in Umfragen zwar zurück, aber bis zur Wahl sind es noch sieben Wochen und Erdogan hat Umfragetiefs schon häufiger überstanden. „Sollte er gewinnen, wird die Türkei entsäkularisiert und ein islamistischer Staat”, fürchtet Paysin. „darunter wird mehr leiden, als nur die Pressefreiheit. Die Türkei wird sich dann nicht mehr von anderen Staaten im Nahen Osten unterscheiden und sich von Europa entfernen. Insofern ist es weise, dass Olaf Scholz oder Emmanuel Macron vor den Wahlen bewusst nicht in die Türkei reisen, und so den Präsidenten aufwerten; so wie es Frau Merkel regelmäßig tat, wenn sie im Wahlkampf anlasslos auf Staatsbesuch kam.”

Das verheerende Erdbeben im Südosten der Türkei hat Erdogan viele sicher geglaubte Stimmen gekostet. Umso wichtiger ist es seiner Regierung, Negativnachrichten über ihr Handeln nach der Katastrophe zu unterdrücken. „Man hat jetzt die Bauunternehmer als die Sündenböcke deklariert”, sagt Timur Soykan, „aber dass die staatliche Bauaufsicht versagt hat, sollen wir nicht berichten. Das ist es, was die Regierung an uns hasst: Wir sind die Zeugen ihrer Inkompetenz!”

Sirin Paysin war nach dem Beben sehr schnell im betroffenen Gebiet und wurde Zeugin von Plünderungen. „Offiziell hat es nie Plünderungen gegeben”, berichtet sie, „aber die Region ist ein Zentrum des Goldhandels und der Schmuckverarbeitung. Es sind islamistische Gruppen aus Syrien angereist, um hier nach dem Beben ihre Kassen zu füllen. Davon will die Regierung nichts berichtet wissen.”

Auch Paysin hat Erfahrungen mit der Zensurbehörde: „Ist ihr eine ihrer Sendungen zu regierungskritisch, muss sie im Online-Archiv gesperrt werden.“ Einmal wurde der Sender für eine Ausstrahlung auch damit bestraft, dass er die nächsten fünf Ausgaben ebenfalls nicht senden durfte. Dadurch brechen Werbeeinnahmen weg und Senderverantwortliche werden erfolgreich eingeschüchtert.

Einen Plan B, falls Erdogan die Wahl erneut gewinnt, haben die drei nicht. „Wir machen weiter, wie bisher, solange das noch geht”, sagt Timur Soykan. Kaynak:https://www.avrupa-postasi.com/

 Bericht und Foto: Lars Hansen 

Baskılar özgür medyayı engelleyemez!

Ülkenin kaderini değiştirecek 14 Mayıs seçimlerinin özgürlük ve umut rüzgarı artarak eserken tek adam rejiminin medyaya yönelik baskısı son hızla devam ediyor.

21 yıllık AKP iktidarı, seçimlere kısa bir süre kala, baskı ve sansürü daha da arttırarak, toplumsal muhalefete gözdağı vermeye devam ediyor.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ‘yayın ilkelerini ihlal ettikleri’ iddiasıyla FOX TV, Flash Haber, Halk TV ve TELE1’e idari para cezası verdi.

Mart ayında 8 gazeteci saldırıya uğradı, 16’sı gözaltına alındı ve 1’i de tutuklandı. Gazetecilere yönelik yargı kıskacı da mart ayında devam etti. 4 gazeteci hakkında soruşturma, 5’i hakkında ise dava açıldı. 41 ayrı yargılamanın devam ettiği geçtiğimiz ayda gazetecilere 2 yıl hapis ile 48 bin 746 TL para cezası verildi. 2 gazeteci ise işten çıkartıldı. İletişim araçlarından olan internet yayımcılığına yönelik iktidarın ve yargının baskıcı tutumu değişmedi. 8 internet sitesi kapatılırken 330 habere bin 84 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) olarak Türkiye’deki meslektaşlarımıza dayanışma duygularımızı iletiyor, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz!

Gazetecilik suç değildir. Türkiye’deki arkadaşlarımız yalnız değildir.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği Yönetim Kurulu adına
Başkan Recai Aksu

İktidarın sansür aygıtı RTÜK’e uyarımızdır: Susmayacağız!

Türkiye, Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerle büyük bir acı yaşadı.

11 ilde büyük yıkıma yol açan depremler sonrasında yurttaşlar adeta kendi kaderiyle baş başa bırakılırken, yurttaşların sesleri iktidarın tehditleri ile kesilmeye çalışıldı.

Bağımsız medya milyonlarca yurttaşın sesine ses olurken, iktidarın sansür aygıtı RTÜK Fox TV, Halk TV, ve TELE 1’e cezalar yağdırdı.

Halkı aydınlatmak, eleştirel haber yapmak her dürüst gazetecinin ödevidir. Uğur Mumcu’nun yolundan giden bizler, yurrtaşların sesi olmaya devam edeceğiz.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği olarak, RTÜK’ün tarihe kara bir leke olarak geçecek olan cezaları kınadığımızı, susturulmak istenenin sadece medya değil, milyonlarca yurttaşımızın sesi olduğunu belirtiriz.

Susmayacağız!

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği Yönetim Kurulu adına Başkan Recai Aksu

No to the oppression of independent media and journalists!

On 6 February, two earthquakes centred in Kahramanmaraş hit 11 provinces, while the government left the citizens alone with their fate. As if this was not enough, threats against the press increased and millions of people who criticised the government were intimidated by saying “we are taking note”.

In October, RTÜK imposed a three-day blackout on TELE1 for criticising TİP MP Serra Kadıgil’s criticism of the Diyanet. TELE1 then appealed to the judiciary for the cancellation and stay of execution of RTÜK’s fine. Ankara 2nd Administrative Court unanimously issued a stay of execution on 26 October. The court has now cancelled the stay of execution. RTÜK’s three-day screen blackout penalty will be implemented on 23-24-25 February.

In addition to the fine imposed on TELE1, journalist Bülent Mumay was also targeted with slander by the pro-government media for criticising the government.

In 21 years, our people, who have suffered all kinds of pain, deserve to live in a secular, democratic and social state of law.

We, the journalists following in Uğur Mumcu’s footsteps, will continue to write and speak the truth in the face of all these sufferings.

As the European Union of Turkish Journalists, we declare: We will not shut up!

European Union of Turkish Journalists
Chairman Recai Aksu on behalf of the Board of Directors

Bağımsız medyaya ve gazetecilere uygulanan baskıya hayır!

6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli iki deprem 11 ili vururken, iktidar yurttaşları adeta kendi kaderiyle baş başa bıraktı. Bu da yetmezmiş gibi basına yönelik tehditler arttı, iktidarı eleştiren milyonlarca insana “not ediyoruz” denilerek gözdağı verilmeye çalışıldı.

RTÜK, ekimde TİP Milletvekili Serra Kadıgil’in Diyanet’le ilgili eleştirisinden dolayı TELE1’e üç günlük ekran karartma cezası vermişti. TELE1 sonrasında RTÜK’ün cezanın iptalini ve yürütmesini durdurulması için yargıya başvurmuştu. Ankara 2’nci İdare Mahkemesi, 26 Ekim’de oy birliğiyle yürütmenin durdurulması kararını vermişti. Mahkeme şimdi de yürütmeyi durdurma kararını iptal etti. RTÜK’ün üç günlük ekran karartma cezası 23-24-25 Şubat tarihlerinde uygulanacak.

TELE1’e verilen cezanın yanı sıra, gazeteci Bülent Mumay da, iktidarı eleştirdiği için yandaş medya tarafından iftiralarla hedef gösterildi.

21 yıllık süreçte her türlü acıyı yaşayan halkımız laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletinde yaşamayı hak etmektedir.

Biz Uğur Mumcu’nun izinden giden gazeteciler yaşanan bunca acının karşısında yazmaya, gerçekleri söylemeye devam edeceğiz.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği olarak ilan ediyoruz: Susmayacağız!

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği

Yönetim Kurulu adına Başkan Recai Aksu

Özgür Basın Engellenemez!

Gerçekleri haberleştiren ve bölge halkının sorunlarının duyulmasına aracı olan gazeteciler hiçbir şekilde tehdit edilemez, engellenemez ve cezalandırılamaz.

İktidar, basını ve haberleşmeyi engellemeye harcadığı zamanı ve emeği depremzedelere yardım için kullanmalıdır.

23 Avrupa ülkesinde üyeleri bulunan Avrupa Türk Gazeteciler Birliği(ATGB) olarak Türkiye’de gerçekleşen yüzyılın felaketinde barış, hoşgörü, kardeşlik ve dayanışmanın yerine öfke, ayrımcılık ve nefret söyleminin ön plana çıktığını üzülerek gözlemliyoruz.

Depremin yarattığı acıyı, yıkımı ve yurttaşların ihtiyaçlarını haberleştirerek halka hizmet eden Türkiye’deki meslektaşlarımız akla hayale gelmeyecek binbir türlü engelle karşılaşıyor. İktidar yandaşı medya ise medyanın halkı bilgilendirme ve gerçekleri anlatma sorumluluğunu unutup, basın organları ve televizyonlarıyla karartmaya çanak tutuyor. ATGB olarak, Brüksel’de “Çalışan Gazeteciler Günü” için yaptığımız başarılı organizasyonumuzda savunduğumuz “Etik Gazetecilik” kavramının ne yazık ki yaşadığımız deprem trajedisinde hayata geçirilmediğini görüyoruz.
Yandaş medya dört gün boyunca bunu yapmakta ve gerçekleri toplumdan saklamaktadır. Bu bir iletişim gaspıdır.

Ülkemizin yaşadığı son yüzyılın en büyük trajedisinde haberleşme özgürlüğü yok sayılmaktadır.
İletişime ve haberleşmeye en çok gereksinimimizin olduğu dönemde bu haklarımızın kısıtlanmasına sessiz kalamayız. Yurttaşlarımızı enkaz altından çıkarmak ve temel ihtiyaçlarını karşılamak görevi olan iktidar gerçekleri haberleştiren gazetecileri tehdit etmeyi ve engellemeye derhal son verip acil sorunları çözmeye odaklanmalıdır.

Depremzedelerin yardıma ulaşması için yaşamsal olan telefon ve internet sorunu çözülmemişken bazı meslektaşlarımızın haberleri ve paylaşımları gerekçe gösterilerek Twitter’a bant daraltma uygulanmıştır. Medya kuruluşlarının yapacağı yardım yayınlarının RTÜK tarafından engellendiği kamuoyuna yansımıştır.

Gerçekleri haberleştiren ve bölge halkının sorunlarının duyulmasına aracı olan gazeteciler hiçbir şekilde tehdit edilemez, engellenemez ve cezalandırılamaz.

İktidar, basını ve haberleşmeyi engellemeye harcadığı zamanı ve emeği depremzedelere yardım için kullanmalıdır.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu adına
Başkan Recai Aksu

Kamuoyuna ve Değerli Halkımıza Duyurulur…

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği(ATGB) olarak 6 Şubat Pazartesi sabahı Türkiye’de Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi merkezli, birincisi 7.7 şiddetinde; ikincisi de Elbistan- Ekinözü merkezli 7,6 şiddetinde tesbit edilen depremler ve sonrasındaki artçı sarsıntılar nedeniyle binlerce yurttaşımızı kaybetmenin üzüntüsü içindeyiz. Kahramanmaraş, Adıyaman, Kilis, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Malatya ve Hatay’ı da etkileyen depremde yaşamlarını yitiren yurttaşlarımıza rahmet, yaralılara acil şifa, halkımıza ise başsağlığı diliyoruz.
Türkiye kökenli bir gazetecilik örgütü olarak organize biçimde yetkili kurum ve organizasyon birimleriyle koordineli olarak acil yardım, destek ve bilgi paylaşımına hazır ve her koşulda halkımızın yanında olduğumuzu kamuoyuna duyuruyoruz.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği Yönetim Kurulu adına
Başkan Recai Aksu

Uğur Mumcu gazeteciliğinin izinden…

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı öncülüğünde sivil toplum örgütlerinin katılımıyla hazırlanan ve bu yıl “Yeniden Cumhuriyet” sloganıyla 30.su düzenlenen “Adalet ve Demokrasi Haftası” Gazeteci Yazar Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü 24 Ocak’ta başlayıp Hukukçu ve Siyasetçi Muammer Aksoy’un öldürüldüğü 31 Ocak tarihinde sona erecek.

Türkiye’de soruşturmacı gazeteciliğin öncüsü Uğur Mumcu, birçok genç gazetecinin fikirlerini şekillendiren ve birçok insanı gazeteciliğe çeken öncü bir gazeteciydi. Ülkemizde birçok kaynaktan haberi doğrulatan, bununla da yetinmeyip bilgi ve belgeye dayalı araştırmacı soruşturmacı bir gazeteciliğin altyapısını kurdu.

Mumcu yaşasaydı bugün birçok karanlık ilişki ve yolsuzluğu ortaya çıkarırdı. Büyük bir olasılıkla da içeriye atarlardı. Mobilya dosyasından rabıtaya, yolsuzluklardan Abdi İpekçi cinayeti ve Papa suikastine, Suudi sermayesinden terör ilişkilerine varıncaya kadar birçok konuyu aydınlatan Mumcu’nun davası ne yazık ki aydınlatılamadı.

Uğur Mumcu, güç odaklarına karşı doğrudan ve gerçekten yana olmayı en başa yazdı ve öyle de yaşadı. 30 yıl önce onu susturduğunu sananlar yanılıyorlar. Onun izinden giden meslektaşları eliyle, o hala gerçekleri yazmaya devam ediyor.

Biz Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) olarak “Gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir” diyen Uğur Mumcu’nun izinden gittiğimizi bildiriyor, basın tarihimizin onurlu kalemi Mumcu’yu katledilişinin 30. Yıldönümünde sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz. “Aydın olmanın bedelinin canla ödenmediği, pırıl pırıl, saydam, demokratik ve tam bağımsız bir Türkiye” için yılmadan mücadele edeceğimize söz veriyoruz.

Uğur Mumcu katliamı bir an önce aydınlatılmalı ve sorumlulardan hesap sorulmalıdır.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği

Yönetim Kurulu adına Başkan Recai Aksu

ATGB Brüksel’de basın özgürlüğü çağrısı yaptı

ATGB Brüksel'de basın özgürlüğü çağrısı yaptı

Avrupa’da faaliyet gösteren Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB), Brüksel’de AB binalarının ortasında kalan Schuman Meydanı’nda Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlalleri ve yeni “sansür yasası”na dikkat çekti. “Gazetecilik Suç Değildir” sloganıyla düzenlenen etkinlikte 27 yıl önce gözaltında katledilen Metin Göktepe ile terör kurbanı gazeteciler anıldı.

Ricardo Gutierres de katıldı

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü öncesinde, Avrupa Birliği komisyon binasının hemen yanında gerçekleşen mitinge, Avrupa Gazeteciler Federasyonu Genel Sekreteri Ricardo Gutierres de katıldı.

300 bin gazeteci adına konuştuğunu kaydeden Gutierres, meslektaşları üzerindeki baskıların kabul edilemez olduğunu söyledi.

Konuşmasında Türkiye’deki baskılara kısaca değinen EFJ Genel Sekreteri Ricardo Gutierrez Türkiye’deki gazetecilerin yanında olduklarını ve ATGB’yi dayanışma eylemi düzenlediği için kutladıklarını söyleyerek önümüzdeki dönemde Avrupa Gazeteciler Federasyonu olarak ATGB ile ortak çalışmalar yapmaya açık olduklarını belirtti.


Gutierrez’in konuşmasının tümü şöyle:
“Avrupa Gazeteciler Federasyonu tarafından temsil edilen 300.000 gazeteci adına konuşuyorum. Avrupa’daki gazeteci camiasının Türkiye’deki gazetecileri unutmadığını söylemek için buradayım. 2015 yılından bu yana Türkiye’de 215 ciddi basın özgürlüğü ihlalini Avrupa Konseyi Gazeteciliği Koruma Platformu’na bildirdik. Bu, Avrupa’da en çok uyarının verildiği ülke: Rusya’dan daha fazla, Ukrayna’dan daha fazla. Türkiye’de gazeteci cinayetiyle ilgili 6 cezasızlık davası var. Türkiye’de şu anda cezaevinde 53 gazeteci var. Ve Ekim ayında, Erdoğan rejimi sözde dezenformasyon yasasını geçirerek sansürü yasallaştırdı. Türkiye, basın özgürlüğü konusunda dünyanın en baskıcı rejimlerinden biridir. Avrupa Birliği üye devletlerini bu baskıya suç ortağı olmayı bırakmaya çağırıyoruz. Avrupa’yı Türk rejimiyle işbirliğini durdurmaya çağırıyoruz. Ve Avrupa’dan Türkiye’deki gazetecilerin kaderini unutmamasını istiyoruz. Buraya gelip konuşma yapmamı ATGB ile işbirliğinin bir başlangıcı olarak değerlendirin. İşbirliğimiz artarak devam edecek.”

ATGB Başkanı Recai Aksu da yaptığı konuşmada sendikalar ve uluslararası kurumların hazırladıkları raporlardaki somut verilerin Türkiye’de gazeteciler üzerindeki baskıyı gözler önüne serdiğini belirterek “Bunun yanı sıra iktidar, ‘kendinden olmayan’ bütün medya kuruluşlarını da RTÜK eliyle ekonomik olarak sıkıştırıyor. Akla hayale gelmeyen gerekçelerle, Tele 1, Halk TV, KRT, Fox gibi muhalif medya kuruluşlarına para cezaları yağdırıyor. Deutsche Welle’nin bağımsız yayınlarına saçma sapan gerekçelerle erişim engeli getirildi” diye konuştu.

Bildiriler beş dilde

Protestoda Türkçe’nin yanında İngilizce, Almanca, Fransızca ve Flamanca bildiriler okundu. Bildirilerde Türkiye’de özgür basına yönelik baskıların giderek arttığına vurgu yapılarak, medyanın büyük ölçüde iktidarın etkisinde bulunduğu kaydedildi. İktidara yönelik eleştirel yayın yapan basın kuruluşları ile gazetecilerin büyük baskılara maruz kaldığı belirtilen bildirilerde, çok sayıda medya kuruluşunun ağır para cezalarına çarptırılarak işlevsiz hale getirilmeye çalışıldığı, bağımsız gazetecilerin ise tutuklanarak cezaevlerine konulduğu belirtildi.

ATGB: Gazetecilik suç değildir

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği Başkanı Recai Aksu yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“2002 yılından beri Avrupa çapında faaliyet gösteren ATGB olarak tüm dünyaya “Gazetecilik suç değildir” diye haykırıyor, Türkiye’deki gazetecilerin yalnız olmadığını herkesin bilmesini istiyoruz. Türkiye’de medyanın hükümet kontrolüne girdiği, bağımsız ve özgür gazetecilerin yeni sansür yasasıyla susturulduğu bir ortamda bizler sessiz kalamaz, susamazdık.

AKP, iktidardaki 20 yılını devirdi. Bu 20 yılda kurumlar tahrip edildi, laikliğe dönük saldırılar arttı, ekonomi iflas etti, medya kuşatıldı. İktidarın keyfi uygulamaları ve Sansür Yasası ile biz gazeteciler ise baskının en ağırını yaşamamıza rağmen, gerçeği yazmaktan vazgeçmedik, vazgeçmiyoruz.

İktidar her fırsatta Türkiye’de özgürlüklerin arttığını iddia etse de, aslında yaşanan durum bunun tam tersi.

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın 2021-2022 raporuna göre; “Basın, Yayın ve Gazetecilik” işkolunda kayıtlı çalışanların 23.907’si gazetecilik faaliyeti yürütüyor.

TÜİK verilerine göre 2021 yılında genel işsizlik oranı yüzde 12 iken gazetecilik mezunları içinde işsizlik oranı %18,3. Resmi basın kartı sahibi gazeteci sayısı geçen yıla göre artış gösterse de kayıtlı gazetecilerin sadece yüzde 68,72’si karta sahip. Sigortasız ya da serbest çalışan gazetecilerle birlikte bu oran daha da düşüyor. Editoryal bağımsızlığın önündeki engeller kadar gazetecilerin ekonomik ve sosyal hakları da alarm veriyor.

26 gazeteci gazetecilik faaliyeti nedeniyle cezaevinde. Pandemi tedbirleri esnetilse de cezaevindeki gazetecilerin hakları tedbirler gerekçe gösterilerek cezaevi yönetimlerince ihlâl ediliyor.

Gazetecilerin nakil talepleri reddediliyor, denetimli serbestlik hakkı keyfi kurul kararlarıyla engelleniyor. Gazeteciler aileleri ile iletişim kuramıyor, sosyalleşemiyor, dışarıdan haber alamıyor, sağlık hizmetlerine erişemiyor, kötü hijyen koşullarında cezaevinde tutuluyor.

Gazeteciler en çok ‘silahlı örgüt üyeliği’ ile ‘terör örgütü propagandası yapmak’la suçlanıyor.”

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) 2022’de hapse atılan gazeteci sayısının yeni bir rekor kırdığını bildirdi. Bu yıl gazetecileri en fazla hapse atan ilk beş ülke İran, Çin, Myanmar, Türkiye ve Belarus olarak sıralandı.

CPJ’e göre 1 Aralık 2022 itibariyle 363 gazeteci hapse atıldı. Bu rakam geçen yılın rekorunun yüzde 20 üzerinde. Rapora göre Türkiye’de hapse atılan gazetecilerin sayısı 2021’de 18’ken 2022’de bu sayı 40’a çıktı. Yılın ilk yarısında 25 Kürt gazeteci tutuklandı. Gazetecilerin avukatı CPJ’e yaptığı açıklamada sanıkların hepsinin hükümetin PKK ile bağlantılı kişileri susturma çabaları kapsamında terör şüphesiyle hapse atıldıklarını bildirdi.

Raporda “Bu yıl 2016’daki darbe girişiminin ardından olduğundan daha az gazeteci hapse atılmış olsa da Türkiye’de bağımsız medya, hükümet kapatmaları, devralmalar ve çok sayıda gazetecinin sürgüne veya meslekten atılmaya zorlanması nedeniyle büyük ölçüde zarar gördü” denildi.

Sendikaların ve uluslararası kurumların hazırladığı raporlar, somut veriler Türkiye’de gazeteciler üzerindeki baskıyı gözler önüne seriyor.

Bunun yanı sıra iktidar, “kendinden olmayan” bütün medya kuruluşlarını da RTÜK eliyle ekonomik olarak sıkıştırıyor. Akla hayale gelmeyen gerekçelerle, Tele 1, Halk Tv, KRT, Fox gibi muhalif medya kuruluşlarına para cezaları yağdırıyor.

RTÜK tarafından verilen cezaları sosyal medya hesabından duyuran RTÜK Üyesi İlhan Taşçı, ‘terörün mimikle övüldüğü’ iddiasıyla Halk TV’de yayınlanan ‘Medya Mahallesi’ programına 3 kez durdurulma kararı verildiğini belirtti.

Taşçı, “Aynı programın farklı tarihlerdeki 2 ayrı yayınına da %3 para cezası vererek, RTÜK kendi rekorunu kırdı!” dedi.

Taşçı, TELE1’e ise Prof. Dr. Emre Kongar ile TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezasını “halkın iradesine darbe” olarak nitelemeleri nedeniyle TELE 1’e de yüzde 3 idari para cezası verildiğini duyurdu.

Taşçı, FOX TV’de İlker Karagöz’ün konuk ettiği TİP Sözcüsü Sera Kadıgil’in AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik “Bir tek gün pazara gitse şu cümleyi kurmaya utanır” sözleri nedeniyle ise FOX TV’ye yüzde 3 idari para cezası verdiğini belirtti.

Taşçı şunları kaydetti: “RTÜK, Halk TV’de yayınlanan Medya Mahallesi’ne 3 ayrı ceza verdi. Yayında “terör mimikle övüldüğü” savıyla programın 3 kez durdurulmasına, %3 de para cezasına karar verildi. Aynı programın farklı tarihlerdeki 2 ayrı yayınına da %3 para cezası vererek, RTÜK kendi rekorunu kırdı!

Prof. Dr. Emre Kongar ile Merdan Yanardağ’ın İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezasını “halkın iradesine darbe” olarak nitelemeleri nedeniyle TELE 1’e %3 idari para cezası verildi. TELE 1’e Açıkça programı nedeniyle de ayrıca % 3 para cezası kararı çıktı.

İlker Karagöz ile Çalar Saat programında, TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomiye dönük sözlerine ilişkin “bir tek gün pazara gitse şu cümleyi kurmaya utanır” sözleri nedeniyle Fox TV’ye %3 idari para cezasına oy çokluğuyla karar verildi.”

Biz Avrupa Türk Gazeteciler Birliği olarak, Türkiye’deki meslektaşlarımızın yanında olduğumuzu ve onlarla sonuna kadar dayanışacağımızı bildirir, gazeteciliğin suç olmadığını ısrarla vurgularız.

İktidarın Sansür Yasası’nın bizi durduramayacağını, mesleğimizi onurumuzla yapmaya devam edeceğimizin bir kez daha altını çizer ve Avrupa Parlamentosu’nu da halkın haber alma özgürlüğüne savaş açan AKP’ye karşı tavır almaya çağırırız.

Gazetecilik suç değildir!

Özgür basın susturulamaz!

Türkiye’de sansüre son, gazetecilere özgürlük!

Türkiye’deki gazeteciler yalnız değildir”

ATGB`nin Belçika’nın başkenti Brüksel`de düzenlediği etkinlikte sanatçılar Kenan Erer ve Tanar Çatalpınar müzik dinletisi sundu. Basın özgürlüğüne dikkat çeken çeşitli pankartlar taşınırken, ATGB üyesi karikatür sanatçıları Erdoğan Karayel, Hayati Boyacıoğlu ve İsmail Doğan da kendi çizdikleri basın özgürlüğü temalı karikatürlerle gösteriye destek verdi.