ATGB “Türkçe medya” panellerine start veriyor

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) “Türkçe varsa, Türkçe medya da var“ başlıklı kampanyasına Stuttgart’ta start veriliyor.

“Avrupa’da Türkçe medyaya ne gerek var!“ adını taşıyan ATGB paneli 4 Şubat 2018 Pazar günü Filderstadt Alevi Kültür Merkezi – Cemevi evsahipliğinde düzenleniyor.

Toplantıya konuşmacı olarak ATGB Yönetim Kurulu Üyesi – Halal Welt Genel Yayın Yönetmeni Kemal Çalık, Evrensel ve Yeni Hayat gazeteleri Almanya Muhabiri Ali Çarman,  ATGB Kurucu Üyesi – Sol Haber Yazarı/ hafta.eu Yayın Yönetmeni Osman Çutsay, ATGB Üyesi ve Yeni Posta Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Bozdurgut, ATGB Yönetim Kurulu Üyesi Ufuk Bostan, verdi Baden Württemberg Teşkilatı Basın Senddikası Gönüllü Yönetim Kurulu Üyesi ve Alınteri Muhabiri Ayşe Eğilmez, ATGB Kurucu Üyesi ve Universal Media Consulting Sahibi, Serbest Gazeteci İrfan Ergi katılıyor.

atgb-stuttgart-paneli_web

Moderasyonunu ATGB Başkanı Işın Toymaz’ın üstlendiği ve Filderstadt AKM’nin geleneksel kahvaltı sohbetleri kapsamındaki toplantı 11- 15 saatleri arasında Justus Liebig Strasse 3 70194 Filderstadt adresindeki merkezde gerçekleştirilecek.

Söz konusu kampanya çerçevesinde ATGB temsilcilerinin moderasyonunda Stuttgart, Berlin, Frankfurt, Köln, Hamburg, Ulm, Münih, Brüksel, Paris, Londra, Amsterdam, Kopenhag, Viyana gibi her seferinde farklı bir kentte olmak üzere, ATGB Avrupa panellerine de start veriyor.
Panelin konukları arasında gazetecilerin yanı sıra Avrupa’daki stk temsilcileri, dilbilimciler ve siyasetçiler de yer alacak.

Stuttgart – atgb-press.eu

Hamburg will Erdogan-Kritiker in die Türkei abschieben

 

Almanya’daki G-20 Zirvesi’ndeki akreditasyon skandalının yasaklı 32 gazeteci arasındaki tek Türk kökenli olarak gündeme gelen ve 35 yıldan bu yana yaşamını sürdürdüğü Almanya’da sınırdışı tehdidi ile karşı karşıya kalan Adil Yiğit’in durumuna Alman haber dergisi Der Spiegel geniş yer verdi.

Aynı zamanda ATGB Genel sekreteri olan Adil Yiğit, o dönemde yaptığı açıklamalarda akreditasyon yasağının Türk gizli servislerinin isteği üzerine gerçekleştiğini, söz konusu skandalının yaşanmasında Başbakan Angela Merkel’in Almanya’daki genel seçimler öncesi için koltuğunu kaptırma endişesinin de etkili olduğunu duyurmuştu.

İlgili haberin linki şöyle:

http://www.spiegel.de/politik/ausland/tuerkei-hamburg-will-erdogan-kritischen-journalist-ertugrul-yigit-abschieben-a-1186970.html

SINIRDIŞI TEHDİDİ, ALMANYA’NIN DEMOKRASİ AYIBI

BASIN BİLDİRİSİ

ATGB Genel Sekreteri Adil Yiğit, 10. köye sürgün mü ediliyor?

SINIRDIŞI TEHDİDİ, ALMANYA’NIN DEMOKRASİ AYIBI

Almanya’daki G-20 Zirvesi’ndeki akreditasyon skandalının yasaklı 32 gazeteci arasındaki tek Türk olarak gündeme gelen Adil Yiğit, 35 yıldan bu yana yaşamını sürdürdüğü Almanya’da sınırdışı tehdidi ile karşı karşıya kaldı.

Adil Yiğit, o dönemde yaptığı açıklamalarda akreditasyon yasağının Türk gizli servislerinin isteği üzerine gerçekleştiğini, söz konusu skandalının yaşanmasında Başbakan Angela Merkel’in Almanya’daki genel seçimler öncesi için koltuğunu kaptırma endişesinin de etkili olduğunu duyurmuştu.

SINIRDIŞI TEHDİDİ, YİĞİT’İN CEZAEVİNE ALMAN DEVLETİ ELİYLE SERVİS EDİLMESİDİR

Aynı zamanda ATGB Genel Sekreteri de olan Türkiye kökenli gazeteci Yiğit’e yönelik sınırdışı tehdidini kınıyor, ilgili makamları bu talihsiz yanlışlıktan geri dönmeye davet ediyoruz.
Sosyal görevli olarak da bugüne dek Almanya’da sayısız kişinin sınırdışı mücadelesinde baş aktör olarak etkili olan Adil Yiğit’e yönelik bu tutumu demokrasi ve insan hakları ayıbı olarak niteliyoruz.
Hükümete yönelik eleştirel haberciliğiyle de bilinen “Avrupa Postası” gazetesinin editörü Adil Yiğit’in Türkiye’ye sınırdışı edilmesi, dünyanın en büyük gazeteci hapishanesine Alman devleti eliyle servis edilmesi anlamını da taşıyor.

SORUMLUSU EYALET HÜKÜMETİDİR

Olası bir sınır dışında ise ortaya çıkacak ağır sonuçlardan Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Birlik’90 / Yeşiller Partisi’nden oluşan Eyalet Hükümetinin sorumlu olacağını ise bir kez de biz anımsatmak istiyoruz. Federal Kriminal Daire, akreditasyon yasağı ile ilgili uğradığı mağduriyetten dolayı Adil Yiğit’ten özür dilemesine rağmen, daha sonra sınırdışı tehdidi ortaya çıkınca topu Eyalet Kriminal Dairesi’ne (LKA) ve Hamburg Polisi’ne atmıştı.

KONUNUN TAKİPÇİSİYİZ

Her fırsatta Türkiye’ye insan hakları ve demokrasi dersi vermeye kalkan Almanya’nın, tam da bu konularda samimi bir tutum izlemesini bekliyor, Adil Yiğit’in maruz kaldığı sınırdışı tehdidinin ise takipçisi olacağımızı bildiriyoruz.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu
Stuttgart, 20.12.2017

ATGB’nin merceğinde yeni dönemde de basın özgürlüğü var

Avrupa’da Türkçe medya çöküyor

ATGB Onur Üyesi Prof. Dr. Faruk Şen, karamsar tabloya rağmen umutsuz olunmamasını istedi. 

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) 7. Olağan Genel Kurulu, Frankfurt kentinde gerçekleştirildi.

Hessen Türk Toplumu’nun (TG Hessen) ev sahipliğindeki Genel Kurul’a Avrupa’nın çeşitli kentlerinde görev yapan üyeler katıldı.
ATGB kurucu üyesi İrfan Ergi ve grafiker Ünsal Özbakır’ın yer aldığı, Başkanlığını TG Hessen Başkanı Atila Karabörklü’nün üstlendiği Divan Kurulu,
faaliyet ve mali raporların okunmasının ardından 6. dönem yönetimi akladı.
7. dönem yönetim kurulunun oylamasında Işın Toymaz yeniden Başkan seçildi.

IŞIN TOYMAZ YENİDEN BAŞKAN

Yeni Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu:

atgb-genel-kurul2
ATGB 7. Dönem Yönetim Kurulu

Başkan Işın Toymaz, II. Başkan Attila Azrak, Sayman Kemal Çalık, Genel Sekreter Adil Yiğit, Halkla İlişkiler Sorumluları Ömer Yaprakkıran, Ufuk Evla Bostan, Brüksel Temsilcisi Fikret Aydemir.

ATGB TÜRKİYE TEMSİLCİSİ RECAİ AKSU

Öte yandan ATGB yeni yönetim kurulu, bir ilki gerçekleştirerek Birlik bünyesinde Türkiye Temsilciği bölümü de kurdu.

atgb-genel-kurul

Bu çerçevede Tele1’de Avrupa haberleri sunan ATGB kurucu üyesi Recai Aksu da Türkiye Temsilciliği görevine atandı.

AVRUPALI MESLEK ÖRGÜTLEİRYLE DAYANIŞMA PEKİŞTİRİLECEK

Yeni ekip, Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlalleri ve muhalif medyaya saldırılara karşı Avrupa’daki duyarlılığı da arttırmak ve tutuklu gazetecilerle dayanışmak için yeni dönemde çok daha güçlü eylemlerde ve etkinliklerde Avrupalı meslek örgütleriyle işbirliği içinde olacaklarını bildirdi.

eylem-heim-toymaz
ATGB, yeni dönemde Avrupa’daki Türkçe gazetecilik ve Türk medyasının durumuna ağırlık veren faaliyetlerini de arttıracağını duyurdu.

ATGB ONUR ÜYESİ FARUK ŞEN’DEN ÜYELERE MÜCADELEDE SEMPOZYUM TAVSİYESİ

Diğer taraftan 7. ATGB Olağan Genel Kurulu çerçevesinde, Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlallerinde son durumu aktarmak üzere düzenlenen konferansın konuğu ATGB Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Onur Üyesi de olan Türkiye Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen oldu.

faruk-sen_02
Tutuklu gazetecilerin Türkiye’nin demokrasi ayıbı olduğunu kaydeden Şen, ATGB’nin gelecekte etkinlik ve eylemlerinde Avrupa meslek örgütlerinin temsilcileri, siyasetçiler, bilimadamlarını da yanına alarak sık aralıklarla sempozyumlar düzenlemesini önerdi. Konuyu gündemde tutarken siyasal ve bilimsel kanadının da kamuoyunun dikkatine sunulmasının önemli olduğunu dile getirdi.

faruk-sen_01
ATGB Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Onur Üyesi de olan Türkiye Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen

ALMANYA’DA TÜRKOFOBİ TEHLİKELİ BOYUTLARA ULAŞTI

Şen, Avrupa’da yükselen İslamofobinin yanı sıra Almanya’daki Türkofobinin Türkler açısından çok daha tehlikeli boyutlara ulaştığı vurgusunu da yaptı.
Irkçılıkla mücadelede Avrupalı Türk’ün en önemli ev ödevinin Türkçe mücadelesi olduğunu dile getirdi. Eğitimde, basında Türkçe’nin yaşatılması için Avrupalı Türk stk’lara büyük görevler düştüğünü de bildirdi. Moderasyonunu ATGB kurucu üyesi hafta.eu Genel Yayın Yönetmeni Osman Çutsay’ın üstlendiği konferansın ikinci bölümü ise soru cevap şeklinde gerçekleşti.

atgb_logo-son

ATGB 15 YILDAN BU YANA FAALİYETTE

23 Şubat 2002’de kurulan ATGB, bugün Yunanistan’dan Danimarka’ya, Fransa’dan Almanya’ya, İngiltere’den Avusturya’ya, Belçika’ya dek fahri üyeleri de dahil olmak üzere çalışmalarına devam ediyor. Usta fotoğraf sanatçısı Mehmet Ünal ve usta gazeteci Gürsel Köksal, kuruluşundan bu yana ATGB’ye emek veren yöneticiler arasında yer alıyor. Onur üyeleri arasında ise merhum karikatürist Turhan Selçuk, bilim kadını Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, gazeteci yazar Altan Öymen, bilim adamı Prof. Dr. Faruk Şen, gazeteci- yazar Doğan Hızlan, gazeteci yazar Yüksel Pazarkaya’nın yer aldığı ATGB, mesleki dayanışma ve fikir alışverişi temelli, medya alanında kültürel ve sosyal etkinlikler üreten bir örgüt.

KURUCU ÜYESİ GÜRAY ÖZ’DEN ATGB’YE MESAJ VAR

ATGB, 6. Olağan Genel Kurulu’ndan kısa bir süre sonra meydana gelen 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişimi ile ile birlikte, çalışmalarını muhalif sese baskıyı arttıran iktidarın kıskacındaki tutuklu gazetecilerin serbest bırakılma ve basın ve ifade özgürlüğü mücadelesinde yoğunlaştırmak durumunda kaldı.

guray-oz
ATGB kurucu üyesi, Cumhuriyet gazetesi Okur Temsilcisi Güray Öz

Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ağır saldırılar o günden bu yana tırmanırken, ATGB kurucu üyesi, Cumhuriyet gazetesi Okur Temsilcisi Güray Öz de o dönemde tutuklamalardan nasibini aldı. Trajikomik suçlamaların yer aldığı Cumhuriyet gazetesi davasında, Güray Öz 9 ay sonra ise tahliye oldu.
Güray Öz de ATGB’nin Genel Kuurlu için bir mesaj göndererek, özgürlük mücadelesindeki dayanışması için teşekkür etti ve Türkiye’de yargılanması devam ettiği için Genel Kurul’a katılamamaktan dolayı büyük üzüntü duyduğunu dile getirdi.
Frankfurt – atgb-press.eu

Hamburglu gazeteci Adil Yiğit: “NSU cinayetlerine susanlar beni cezalandırmak mı istiyor?”

HAMBURG – Son G-20 Zirvesi’nde akreditasyon skandalına adı karışan yasaklı gazeteciler arasındaki tek Türk gazeteci Adil Yiğit, 35 yıldan bu yana yaşamını sürdürdüğü Almanya’da “oturumunun uzatılmaması tehlikesiyle” karşı karşıya kaldı.

Federal Kriminal Dairesi ve Alman Basın Dairesi’ne akreditasyon yasağı ile uğradıkları haksızlıktan ötürü dava açan 32 gazeteciden biri olan Yiğit, oturma iznini uzatmak için gittiği Hamburg Mitte İlçesi Yabancılar Dairesi’nde “ülkede kalmasını sağlayan nedenlerin ortadan kalktığı” uyarısı ile karşılaşınca şaşkına döndü. Adı geçen daire, oturumun uzatılmaması ihtimalini “aile birliğinin sona erdiği, artık çocuklarıyla birlikte yaşamadığı ve işsiz olduğu” gerekçeleriyle açıkladı.

“SİNİRİMDEN VE UTANCIMDAN OTURUP AĞLAMAK İSTEDİM

Oturumunun uzatılması için başvurusundan iki gün sonra, yani 23 Kasım tarihinde, sosyal pedagog olarak 6 aylık bir projede işe başlayacağını belirtmesine rağmen, Yabancılar Dairesi’nin söz konusu saptamayı öne sürmekten vazgeçmediğini kaydeden gazeteci Adil Yiğit, konuyla ilgili ayrıntıları HAFTA.eu ile paylaştı. “Şimdiye kadar başkalarının sorunları ile ilgilendim. Basında bu konuyla ilgili gündeme gelmeye çok içerledim. Sinirimden, hem uğradığım haksızlıktan dolayı hem de yıllardır başkalarının sınırdışı edilmesinin engellenmesi için mücadele veren bir kişi olarak şimdi aynı şeyin başıma gelmesinden dolayı oturup ağlamak istedim” diyen ve halen Hamburg merkezli “Avrupa Postası” adlı haber sitesinin genel yayın koordinatörlüğünü yürüten Yiğit, başına gelenleri şöyle anlattı:

“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KONUSUNDA SINIFTA KALDILAR”

“Avrupa Postası haber sitesi olarak her görüşe eşit mesafede haber politikası izliyoruz. Cinsiyetçi ve ırkçı olmamak kaydıyla her kesimden habere yer veriyoruz. Bu arada Almanya’da sosyal pedagog olarak da görev yapıyorum. Dört çocuğum var, hepsi de Alman vatandaşı. 35 yıldır Hamburg’da yaşıyorum. G-20 Zirvesi’nde hem Alman hükümeti hem de Türk hükümeti temsilcileri basın özgürlüğü konusunda sınıfta kaldı. Akreditasyonların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talebiyle iptal edildiği iddialarımızı dile getirmiştik. Söz konusu akreditasyon skandalının yaşanmasında Başbakan Angela Merkel’in Almanya’daki genel seçimler öncesi koltuğunu kaptırma endişesinin de etkili olduğunu da bildirmiştim.

Kamuoyu baskısı sonucu, Federal Kriminal Daire, akreditasyon yasağı ile ilgili uğradığımız mağduriyetten dolayı bizden özür dilemek zorunda kaldı. Ve daha sonra topu Eyalet Kriminal Dairesi’ne (LKA) ve Hamburg Polisi’ne attı.

Sosyal demokratların (SPD) ve Yeşiller’in kalesi olarak bilinen Hamburg gibi bir yerde böyle bir şey yaşanması rezalet. Bir taraftan demokrasi diyorlar, habire Türkiye’ye insan hakları ve demokrasi dersi veriyorlar, diğer taraftan da ikiyüzlü politikalar izliyorlar. Her zaman olduğu gibi oturma iznimi uzatmaya gittiğimde 3 ay oturum verdiler, 20 Şubat’a kadar. Almanya’ya yeni gelenlere bile 6 aylık oturum izni veriyorlar. Ben 35 yıldır buradayım. Kamuoyu G-20 olayında da bizi sahiplendi. Türk ve Alman kamuoyu bize arka çıktı. Alman derin devletine, NSU cinayetlerine ve bağlantılarına yıllardır susanlar beni cezalandırmak istiyorlar. Bunu aşacağıma inanıyorum.

“GEZİ OLAYLARINDA HATA YAPTIM, TÜRK PASAPORTU İSTEDİM
Gezi olaylarına kadar mülteci pasaportu ile yaşıyordum, ancak Türkiye’de değişim rüzgarları estiğini görünce heyecanlandım, en büyük hatayı yaptım, gittim Türk pasaportu almak için başvurdum. 1996’ya kadar seyahat acentam vardı. Bir sol örgüt mensubuydum. O dönemde yaşanan bir olay dolayısıyla cezaevinde yatmak zorunda kaldım. Bugünden yarına acentam kapatıldı. Bu konuyla ilgili Almanya’da yaklaşık 3 yıl hapis cezası aldım. Ondan sonra da süresiz oturumum iptal edildi ve süreli oturuma çevirdiler.

+++ Vertrag: Tobias Johanning +++

Üzerinden 17 yıl geçti. G-20’ye kadar hiç bir problemim yoktu. Tekrar uzatmaya gittiğimde bu kez memur gözü bilgisayarda benimle konuştu. Ben itiraz edince, kovdu. Hiç ilgilenmeden araştırmadan hareket etmeleri bende danışıklı dövüş şüphesi uyandırdı. Şaşırtıcı olan, BKA’nın G-20 ile ilgili resmen özür dilemesinin ardından böyle bir sınırdışı kararının alınması. Akreditasyon yasağı davasını geri çekmedik. Bilemiyorum, belki de o yüzden.

Avukatım elbette Yabancılar Dairesi’nin ‘Almanya’da kalmasını gerektirecek nedenler ortadan kalkmıştır’ şeklindeki tespitine itiraz etti. Hamburg, Köln, Frankfurt ve Berlin’den sınırdışı ihtimaline karşı kampanya teklifleri geldi. Kamuoyunun da vicdanına sığmıyor bu konu. Kamuoyu baskısı olmadan geri adım atmazlar zaten.

Almanya 12 Eylül darbesinde bile Türkiye ile ilişkisini hiç kesmedi. Almanya’yı o zamandan tanıyoruz. Demokrasi dersi vermeye kalkıyor. Silah ticareti lobileri ise bu ilişkileri yönlendiriyor. Almanya’da yani yargıda ve resmi dairelerde Hitler faşizminin köklü etkileri halen var. 8’i Türkiye kökenli 10 kişiyi öldüren ırkçı NSU davası kaplumbağa hızıyla gidiyor. Derin devlet burada da var.”

ÖZEL HAYAT BAHANESİ

Türk gazeteci Adil Yiğit’e göre, Almanya’daki siyasi faaliyetleri MİT tarafından büyüteç altına alınan birçok demokrasi taraftarı ve özgürlükçünün Türkiye’ye iade edilme operasyonundan kendisinin payına da özel hayatı bahane edilerek böyle bir “tehdit” düştü.

aypa-20171209-1230-hafta-06-foto-mustafa-temel-adil-yigit_mg_0036-1-768x768

Avrupa Sürgünler Meclisi’nin de kurucu üyelerinden olan Adil Yiğit, karşı karşıya bırakıldığı bu tutumun dairedeki herhangi bir memurun tek başına bir tasarrufu olmadığı görüşünde. G-20 Zirvesi sırasında akredite edilmesine rağmen basın merkezine sokulmayan, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve gizli servislerinin isteği üzerine gerçekleşen bu yasağı kamuoyuna duyurduğu için sürgün edilmek istediğini ileri süren Adil Yiğit, Almanya’daki muhalif sürgünlerin asla rehavete kapılmaması gerektiğini, mücadelelerini dikkatli bir biçimde sürdürmelerinin önemli olduğunu söyledi.

ASM KAMPANYA BAŞLATIYOR, ATGB TAKİPÇİ

Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM) ise konuya ilişkin yaptığı basın açıklamasında, “Adil Yiğit yıllardır sürdürdüğü sol politik duruşuyla özellikle Hamburg’da tanınan bir isimdir. Türk, Kürt ve Alman çok sayıda kişinin kendisiyle gerekli dayanışmayı göstereceğinden eminiz. ASM de bu konuda elinden geleni yapacaktır” ifadesine yer verdi.

aypa-20171209-1230-hafta-06-foto-mustafa-temel-adil-yigit_mg_0140-1

Aynı zamanda Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) üyesi olan Adil Yiğit’in 35 yıllık sürecin ardından Almanya’daki oturumunun uzatılmaması tehdiyle karşı karşıya kalmasını, bağlı olduğu meslek örgütü de kınadı. İlgili daire’nin Adil Yiğit’in bir ömür geçirdiği Almanya’da 3 ayda bir oturum izni almakla yükümlü tutulmasının bile yeterince psikolojik terör olduğunu hatırlatan ATGB Başkanı Işın Toymaz, bir Türk gazetecinin böyle bir “kısıtlama” ile karşıya kalmasını, her fırsatta demokrasi ve insan hakları vurgusu yapan Almanya’nın bir ayıbı olarak tanımladı. Toymaz ilgili makamların yanlıştan döneceklerine inanmak istediklerini ve konunun takipçisi olduklarını belirtti.

HAFTA.eu

Fotoğraflar: JOTO ve Mustafa Temel

Hamburglu gazeteci Adil Yiğit: “NSU cinayetlerine susanlar beni cezalandırmak mı istiyor?”

Gazeteci örgütleri Yücel ve Tolu için tahliye istedi

Alman Gazeteciler Birliği ve Sınır Tanımayan Gazeteciler, mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklanan başta Deniz Yücel ve Meşale Tolu olmak üzere tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması çağrısını yineledi.

Alman Gazeteciler Birliği (DJV)  Peter Steudtner’in tahliye edilmesinin ardından Türkiye’de tutuklu gazeteciler Deniz Yücel ve Meşale Tolu’nun da serbest bırakılması çağrısı yaptı.

DW Türkçe’nin haberine göre DJV Başkanı Frank Überall perşembe günü yaptığı açıklamada, “Peter Steudtner için seviniyorum ve nihayet cezaevinden çıkabildiği için onu kalpten kutluyorum” diyerek, şimdi Yücel ve Tolu’nun da serbest bırakılması gerektiğini ifade etti. Überall, “Onların tek suçu eleştirel gazetecilikleri” dedi.

“Bu ilişkilerin düzeldiği anlamına gelmiyor”

Alman Gazeteciler Birliği Başkanı Überall ayrıca federal hükümetin Türk hükümetine, Steudtner’in serbest bırakılmasının iki ülke ilişkilerinde iyileşme anlamına gelmediğini net bir şekilde izah etmesi gerektiğine dikkat çekti.

Frank Überall, “Gazeteciler mesleki faaliyetleri nedeniyle cezaevinde olduğu sürece Berlin diplomatik gündemini sürdüremez” dedi.

Gazetecilere yönelik “absürt iddialar”

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü de Türk yargısına, sekiz aydır iddianamesiz Silivri cezaevinde tutulan Die Welt gazetesi Türkiye muhabiri Deniz Yücel’in iddianamesini hazırlama çağrısı yaptı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Almanya Başkanı Christian Mihr, “Peter Steudtner’in tahliye edilmesinin Deniz Yücel, Meşale Tolu ve diğer tutuklu gazetecilerin haklarında üretilmiş iddiaların” ciddi bir inceleme sonucunda “absürt” olduklarının ortaya çıkarılması umudu verdiğine dikkat çekti.

Yücel 8 aydır iddianame ve duruşma tarihi bekliyor

Die Welt gazetesinin Türkiye muhabiri Deniz Yücel, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın e-postalarına yönelik yapılan haberler kapsamında yürütülen soruşturmada, kendi isteğiyle ifade vermeye gittiği emniyette 14 Şubat’ta gözaltına alınmıştı.

Ancak Yücel, PKK liderlerinden Cemil Bayık ile yaptığı röportaj gerekçe gösterilerek “terör propagandası yapmak ve halkı kin ve düşmanlığı tahrik etmek” suçlamalarıyla 27 Şubat’ta tutuklanmıştı. Yücel, sekiz aydır hakkında hazırlanmış bir iddianame olmadan cezaevinde tutuluyor.

Etkin haber ajansı için çalışan Meşale Tolu ise 6 Mayıs’ta yasadışı Marksist-Leninist Komünist Parti (MLKP) üyelerinin cenaze ve anmalarına katıldığı gerekçesiyle “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla İstanbul’da gözaltına alınmış, ardından da tutuklanmıştı. 10 Ekim’de Etkin haber ajansına bağlı çalışan 15’i tutuklu 18 sanıklı dava kapsamında ilk duruşmasında tutukluluğunun devamına karar verilmişti.

“Basın ajanslarının genellemeleri önyargıları güçlendiriyor”

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Çalık, yerel gazeteciler için bir mesleki yayın olan Drehscheibe’nin sorularını yanıtladı.

Aynı zamanda Halal-Welt adlı haber sitesinin de Genel Yayın Yönetmeni Çalık Almanya’da basın ajanslarının genelleme yapmasının önyargıları güçlendirdiğine işaret etti.

Ayrıntılı haber için tıklayın:

https://www.drehscheibe.org/interview/die-grossen-agenturen-pauschalisieren-haeufig.html

 

Offener Brief an Recep Tayyip Erdoğan: “Schützen Sie die Presse- und Meinungsfreiheit in Ihrem Land”

 Frank Hauke-Steller / kress.de

14 journalistische Organisationen fordern in einem Offenen Brief an den türkischen Staatspräsidenten Recep Tayyip Erdoğan die sofortige Freilassung von Deniz Yücel und den anderen aus politischen Gründen inhaftierten Journalistinnen und Journalisten in der Türkei. Yücel sitzt am 10. September bereits 209 Tage in Haft. Es ist sein 44. Geburtstag.

Die Unterzeichner, darunter die Recherche-Verbände journalists.network, Netzwerk Recherche und Correctiv sowie der Verein n-ost und die Gewerkschaft DJV, vertreten mehrere zehntausend Journalistinnen und Journalisten weltweit. Die Organisationen engagieren sich für unabhängigen und ausgewogenen Journalismus, fördern Recherchen und journalistische Reisen im In- und Ausland.

Mit dem Offenen Brief appellieren sie an die Einhaltung rechtsstaatlicher Prinzipien, zu denen sich die Türkei in der Vergangenheit bekannt und verpflichtet hat. Sie fordern Erdoğan auf, Yücel und die anderen aus politischen Gründen inhaftierten Kolleginnen und Kollegen ohne weitere zeitliche Verzögerung auf freien Fuß zu setzen, ihr Recht auf einen fairen Prozess zu respektieren.

Initiiert wurde der Offene Brief von journalists.network e.V. Der Verein mit Sitz in Berlin engagiert sich seit mehr als 20 Jahren für eine ausgewogene Auslandsberichterstattung. Mit Recherchereisen und Austauschprogrammen für junge Medienschaffende fördert der Verein zudem die Völkerverständigung. Auch mit Gruppen türkischer Kolleginnen und Kollegen gab es einen regen Austausch.

Die Stärke eines Landes zeigt sich darin, Kritik auszuhalten”Seit einigen Jahren können wir Recherchereisen in Länder anbieten, die lange völlig illusorisch schienen”, sagt Max Kuball, Vorstand von journalists.network e.V. Darunter seien Staaten wie Kuba und Myanmar. “Wir hätten uns aber nicht vorstellen können, dass die Türkei für unsere journalistischen Programme nicht mehr sicher genug sein könnte.” Und zwar sowohl für türkische als auch deutsche Journalisten. Der Verein möchte die Kontakte in die Türkei so schnell wie möglich wieder aufnehmen und fordert deshalb im Namen aller Unterzeichner die türkische Regierung auf, unabhängigen Journalismus zuzulassen. “Die Stärke eines Landes zeigt sich auch darin, Kritik zuzulassen und auszuhalten”, so Max Kuball weiter.

Frank Überall, Bundesvorsitzender des Deutschen Journalisten-Verbands (DJV), weist darauf hin, dass sich die Türkei zum weltweit größten Journalistenknast entwickelt hat: “Rund 170 Journalisten sitzen hinter Gittern. Ihr ,Vergehen’: Sie haben berichtet, kritisch und unabhängig. Während in anderen Ländern Journalistenpreise verliehen werden, hat die Türkei außer Gefängnis nichts zu bieten. Das muss ein Ende haben!”Die unterzeichnenden Medienorganisationen sehen auch die Bundesregierung in der Pflicht: Diese muss künftig wirksamere Maßnahmen ergreifen, um die Rechte und Sicherheit deutscher Journalistinnen und Journalisten im Ausland zu schützen. Die Bundesregierung muss sich konsequent und entschlossen für die Freiheit von Deniz Yücel, Meşale Tolu und den anderen aus politischen Gründen inhaftierten Deutschen einsetzen.

Der Brief im Original: An den Präsidenten der Republik Türkei Recep Tayyip Erdogan

Sehr geehrter Herr Staatspräsident,

wir schreiben Ihnen im Bemühen um unsere Kollegen Deniz Yücel, Meşale Tolu und alle anderen Kolleginnen und Kollegen, die aktuell in der Türkei aus politischen Gründen festgehalten werden.

Die Vereine, die wir vertreten, organisieren seit Jahrzehnten Recherchereisen ins Ausland, finanzieren Recherchen in anderen Ländern und fördern Kooperationen zwischen Journalistinnen und Journalisten über Ländergrenzen hinweg. Wir legen Wert auf den Austausch mit Kolleginnen und Kollegen vor Ort, verfolgen keine Agenda, sondern fordern und fördern eine freie und ausgewogene Berichterstattung.

Dafür müssen aber der Zugang und eine freie Recherche vor Ort möglich sein. Eine Arbeit frei von Angst vor politischer Verfolgung unserer Gesprächspartner und Kollegen.

Um ausgewogen berichten zu können, müssen Journalisten die Vorstellungen und Meinungen von Akteuren aller Seiten kennenlernen, nur so können sie der Komplexität eines Landes in der Berichterstattung gerecht werden. Wir glauben daran, dass es in einer globalisierten Welt Berichterstattung aus anderen Ländern braucht, um das Verständnis füreinander, für unsere Gemeinsamkeiten und Unterschiede zu stärken. Diese Arbeit braucht Mut, um hinauszugehen in die Welt und sich dieser Herausforderung zu stellen. Einen Mut, den Deniz Yücel und viele andere Kollegen jeden Tag mit ihrer Arbeit beweisen.

Deshalb fordern wir Sie auf: Schützen Sie die Presse- und Meinungsfreiheit in Ihrem Land. Sie sind feste Bestandteile einer Demokratie. Gleichzeitig rufen wir Sie dazu auf, Deniz Yücel, die deutsche Journalistin Meşale Tolu und alle anderen ausländischen Gefangenen, die in Ihrem Land aus politischen Gründen festgehalten werden, umgehend freizulassen. Wir fordern außerdem, dass auch alle in der Türkei lebenden Kolleginnen und Kollegen, die aus politischen Gründen festgehalten werden, ohne weitere zeitliche Verzögerung auf freien Fuß gesetzt werden und ihr Recht auf einen fairen Prozess respektiert wird.

Hochachtungsvoll,

BuzzFeed Deutschland – CORRECTIV – Deine Korrespondentin – Deutsch-Chinesisches Mediennetzwerk – Deutscher Journalisten-Verband – Deutsch-Indisches Mediennetzwerk – Hostwriter – journalists.network – Krautreporter – n-ost – netzwerk recherche – Neue deutsche Medienmacher – Reporter Forum – taz.panter Stiftung

Brief an Deniz Yücel schreiben

Seit einigen Wochen bietet die “Welt”, für die Deniz Yücel als Korrespondent gearbeitet hat, Interessierten an, ihre Briefe an den inhaftierten Journalisten ins Türkische übersetzen zu lassen. Anfang der Woche hatte ein Springer-Sprecher auf kress.de-Nachfrage erklärt, dass bislang im Rahmen der Aktion #SchreibDeniz über 550 Briefe eingegangen sind: “Darunter sind Briefe von Freunden, Arbeitskollegen aber auch Fremden, die Anteil am Schicksal von Deniz Yücel nehmen und ihm nach mittlerweile über 200-tägiger Inhaftierung Mut zusprechen wollen”, so der Sprecher weiter. Briefe an Deniz Yücel gehen per Email an die Adresse schreibdeniz@weltn24.de. Ein Team der “Welt” übersetzt sie und schickt sie ihm. Die Übersetzung ist laut “Welt” deshalb nötig, weil Mitteilungen auf Türkisch bessere Chancen, ihren Adressaten zu erreichen. Wer die türkische Sprache beherrscht, kann ihm auch direkt schreiben: İlker Deniz Yücel, 9 Nolu Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, B Blok 54 Nolu Koğuş, Silivri/Türkei.

Sonntag Auto- und Fahrrad-Korso in Berlin

Am Sonntag, 10. September 2017, ruft die Initiative Freundeskreis #FreeDeniz zum Auto- und Fahrrad-Korso zum Bundeskanzleramt auf. Treffpunkt ist um 12.30 vor dem Kino International in Berlin, Karl-Marx-Allee 33. Bei der Kundgebung vor dem Bundeskanzleramt werden unter anderem Hüseyin Tolu, Ilka Yücel, Dogan Akhanli, Michael Rediske von Reporter ohne Grenzen sowie Pfarrer Christian Zeiske von der Berliner Gethsemanekirche sprechen.

https://kress.de/news/detail/beitrag/138491-offener-brief-an-recep-tayyip-erdogan-schuetzen-sie-die-presse-und-meinungsfreiheit-in-ihrem-land.html