Çalışan Gazeteciler Günü | Türkiye en çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ülke

Uluslararası Basın Enstitüsü, Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada, ‘En çok tutuklu gazetecinin bulunduğu Türkiye’de tutuklu yargılanan gazetecilerin serbest bırakılması talebimizi yineliyoruz” dedi.

Yüzü aşkın gazetecinin cezaevinde tutulduğu, binlercesinin işsiz bırakıldığı Türkiye’de bugün Çalışan Gazeteciler Günü.

Bağımsız gazeteci, editör ve medya yöneticilerinin bir araya gelerek kurduğu Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle Ankara yönetimine yönelttiği tutuklu yargılanan gazetecilerin cezaevinden çıkarılması yönündeki talebini bir kez daha dile getirdi.

IPI, AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 Ocak’ta yayımladığı mesajda yer alan “Reformlarımızla basın daha demokratik ve özgürlükçü” sözlerine verilerle yanıt verdi.

En çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ülkenin Türkiye olduğunu belirten IPI’n derlediği veriler şu şekilde:

  • En az 157 gazeteci tutuklu.
  • Tutuklu gazetecilerden 127’si 15 Temmuz darbe girişimini takip eden süreçte tutuklandı. Rakamlara göre darbe girişiminden önce yaklaşık 30 gazeteci cezaevinde bulunuyordu.
  • Son 30 ayda en az en az 211 gazeteci ve medya yöneticisi gözaltına alındı, tutuklandı veya cezai kovuşturmaya tabi tutuldu.
  • Bu rakam üzerinden 84 gazeteci serbest bırakılırken, 52 gazeteci cezaya çarptırıldı, 75’i ise hala tutuklu yargılanıyor.
  • Son 2.5 yılda çoğu ‘iftira’, ‘hakaret’ veya ‘örgüt üyeliği’ ve ‘örgüt propagandası’ suçlamalarından olmak üzere gazeteciler toplamda 492 yıl, 11 ay, 8 günlük cezaya çarptırıldı ve “Anayasa’yı ihlal etme” suçundan 5 ağırlaştırılmış müebbet hapis verildi.
  • İki yıl süren Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) alarında gazete, dergi, radyo kanalları ve. matbaalar olmak üzere toplamda 166 medya kuruluşu kapatıldı.

‘Gazeteciler serbest bırakılsın’ çağrısı

Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin açıklama yapan Türkiye Savunu Koordinatörü Caroline Stockford, “Çoğunluğu gazetecilik faaliyetlerinden ötürü tutuklanan 157 gazeteci hapiste bulunuyorken, hükümetin ülkede basın özgürlüğü üzerine sorun olmadığı yönündeki açıklamaları gerçeklerden çok uzakta” sözlerini kaydetti.

Stockford, açıklamasında, “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanından, eleştirel görüşlerin ve çoksesliliğin var olabildiği bir basın ortamını yüreklendirecek bir tutum sergilemesini ve tutuklu yargılanan gazetecilerin serbest bırakılmasının temin edilmesini talep ediyoruz” dedi.

TGS’den Sözcü açıklaması: Amaç kalan yüzde 5’i de kontrol etmek

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Gökhan Durmuş, SÖZCÜ gazetesi yazarları ve yöneticileri hakkında FETÖ yapılanmasına bilerek yardım etme suçundan açılan davanın amacını, “medyada muhalif olarak kalan yüzde 5’lik kesimi de kontrol altına almak” diye tanımladı.

Durmuş, Sözcü’nün Gülen yapılanması aleyhinde yaptığı haberlere karşın örgüt üyeliği ya da yardımla suçlanmasının “akıl dışı” olduğunu belirtti.

Durmuş, “AKP iktidarı son yıllarda kendine muhalif olan tüm kesimleri terör örgütü üyeliği ya da yardım suçlaması yaparak cezalandırıyor. Sözcü gazetesi FETÖ karşıtı yayınları ile ön plana çıkarken, bugün sahibi ve yazarlarının yardım etmekle suçlanması insan aklı ile dalga geçmek anlamına geliyor. Bu tarz suçlamalarla gazetelerin ve gazetecilerin kamuoyunda itibarları zedeleniyor, zayıflaması amaçlanıyor. Bugün Sözcü gazetesine ve yazarlarına yapılmak istenen de tam budur” ifadesini kullandı.
sözcü.com.tr

YILLARCA TÜRKLERİ ALMANLARA, ALMANLARI TÜRKLERE O ANLATMIŞTI

Alman ve Türk basınının kara günü

GAZETECİ BAHA GÜNGÖR’Ü KAYBETTİK

DW Türkçe’nin 16 yıl boyunca Genel Yayın Yönetmenliği’ni üstlenmiş, Alman medyasının en yetkin Türkiye kökenli kalemlerinden Baha Göngör hayata veda etti.

40 yıllık meslek yaşamında Türkiye ve Almanya ilişkileri ile ülkedeki Türk toplumu üzerine analizleri, röportajları ve yorumları ile tanınan Türkiye uzmanı Baha Güngör’ün ölümü hem basın camiasında hem de Türk ve Alman toplumunda büyük üzüntü ile karşılandı.

Bir ara Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin de (ATGB) üyeliğini yapmış olan Baha Güngör   gazetecilik hayatınınönemli bölümünü ise Türkiye’de geçirdi. Güngör,  Alman medyasının Türkiye temsilciliklerinde görev yaptı.

GAZETECİLİĞE  İLK KEZ KÖLNER RUNDSCHAU’DA BAŞLADI

1961 yılında Türkiye’den Almanya’nın Aachen kentine diş hekimi babasının yanına gelen Baha Güngör 1978 yılında Alman vatandaşlığına geçti. 1976 yılında Kölnische Rundschau’da gazeteciliğe başladı.

12 ALMAN VE AVUSTURYA GAZETESİNİN TÜRKİYE VE YUNANİSTAN MUHABİRLİĞİNİ YAPTI

Journo’da yer alan habere göre Reuters’de ve Bonner General Anzeiger Gazetesi’nde çalıştıktan sonra Westdeutsche Allgemeine Zeitung’un (WAZ) önderliğinde 12 Alman ve Avusturya gazetesinin Türkiye ve Yunanistan muhabirliklerini üstlendi.

80’li yılların sonunda Alman ZDF kanalının Türkiye bürosunu açtı. Daha sonra Alman Haber Ajansı’nın (dpa) daimi Türkiye Temsilcisi olarak 1993-1999 yılları arasında Ankara’da görev yaptı. 1999’dan itibaren tam 16 yıl boyunca Deutsche Welle Türkçe’nin de Genel Yayın Yönetmenliği’ni yaptı.

TÜRK ALMAN DOSTLUK ÖDÜLÜ’NÜN SAHİBİ

Son yıllarında serbest gazeteci olarak çalışan Güngör 2004 yılında ise Almanya’daki İslamofobi ve Türkofobiyi işlediği  ‘Almanların Türk Korkusu’ adlı ilk kitabını kaleme aldı.

Güngör 2005 yılında Türk Alman Dostluk Ödülü ile onurlandırıldı.

2017 sonbaharında ise Baha Güngör ‘ün ikinci kitabı Dietz yayınevi tarafından okurla buluşturuldu. Günümüz Türkiye’sine ışık tutan kitabın adı ise “Atatürk’ün Öfkeli Torunları: Demokrasi ve Demagoji Arasındaki Türkiye” 

 

İKİ ÖĞÜTÜ DE TUTTU

Güngör kendisiyle yapılan bir söyleşide ise mesleğiyle ilgili iki öğüde dikkat çekmişti:“Alman medyasına verdiğim 40 yıl boyunca, mesleğe başladığım dönemlerde verilen iki öğüt beni bağlamıştır: ‘Okurlarımız, izleyenlerimiz haberde yağmur yağıyor dediğinde pencereye bakmadan sana inanmalı.’
‘Haberin, yorumun nedeniyle siyasi yöneticiler arayarak senin çok güzel, çok doğru yazdığını söylerlerse iyi gazeteci değilsin. İyi gazeteci, haberiyle, yorumuyla siyasi yönetimi rahatsız etmeli. Ancak tüm yazdıkların doğru, kaynakların sağlam olmalı.’”
Baha Güngör bir süredir kanser tedavisi görüyordu.

Stuttgart – ATGB

PEN Türkiye: Muhalif kimlikler cezalandırılıyor

Uluslararası yazarlar birliği PEN tarafından ilan edilen 15 Kasım Hapisteki Yazarlar Günü’nde PEN Türkiye 2. Başkanı Özcan, Türkiye’de yazar ve gazetecilerin muhalif kimlikleri nedeniyle cezalandırıldığını söyledi.

Uluslararası Yazarlar Birliği’nin (PEN) 1981’den beri her yıl 15 Kasım’da düzenlediği Hapisteki Yazarlar Günü’nde PEN Türkiye Merkezi 2. Başkanı Halil İbrahim Özcan DW Türkçe’ye Türkiye’deki durumu değerlendirdi.

PEN Türkiye Merkezi’nin Hapisteki Yazarlar Komitesi’nin de başkanı olan Özcan, “Söylediklerinden dolayı değil muhalif kimliklerinden dolayı cezalandırılmaya çalışılıyor insanlar ve o anlamda da Türkiye’den görünen ve görünmeyen bir beyin göçü var. Arkadaşlar yurtdışına gidiyor ya da gitmeyi düşünüyor ki, bu da Türkiye için çok büyük bir kayıp” dedi.

PEN davaları izliyor

Türkiye’deki cezaevlerinde 130’un üzerinde yazar ve gazetecinin tutuklu ve hükümlü olarak bulunduğunu belirten Özcan, cezaevinde 5 ya da 6 yazarın olduğunu geri kalanını gazetecilerin oluşturduğunu belirtti.

Özcan “Düşünce ve ifade özgürlüğü temelinde bütün davaları ayrım yapmadan izliyoruz ve düşüncelerimizi basınla paylaşıyoruz. Ne yazık ki PEN Merkezi olarak yazarların yazarlık durumuyla ilgileneceğimiz yerde ülkenin içinde bulunduğu durumdan dolayı çabamızı, emeğimizin çoğunluğunu düşünce ve ifade özgürlüğü üzerine yoğunlaştırıyoruz” şeklinde konuştu.

Türkiye’deki cezaevi koşulları ile ilgili olarak ise Özcan “Her cezaevinin koşulları farklı oluyor. Ben de 12 Eylül’de 10 yıl çeşitli cezaevlerinde yatan biri olarak biliyorum. Çünkü her cezaevinin müdürüne, yapısına göre değişiklikler var. Fakat tabii ki kısıtlamalar var. O kısıtlamaların en yoğun olduğu yer Silivri Cezaevi” diyor.

Sürgündeki gazeteciler

Özcan, düşünce ve ifade özgürlüğü alanındaki gerileme nedeniyle sadece cezaevinde olan yazar ve gazetecilerin etkilenmediğini söylüyor.

Özcan, “Sadece cezaevindekiler değil, sürgündeki insanlar da arkalarından boş bırakılmıyorlar. Ragıp Zarakolu abimiz bunun örneklerinden biridir. Yaptığı ettiği hiç birşey yoktur ve kırmızı bülten çıkartıldı. Yani böyle komik bir durum” şeklinde konuşuyor.

Yazar ve yayıncı Ragıp Zarakolu için 2011’de yaptığı konuşma nedeniyle açılan dava kapsamında Eylül ayında kırmızı bülten kararı alınmıştı.

Basın özgürlüğü geriliyor

Türkiye’de basın özgürlüğünün içinde bulunduğu durum, uluslararası alanda hazırlanan raporlara da yansıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün açıkladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 2002 yılında 100’üncü sıradayken 2018 yılında ise 180 ülkenin yer aldığı listede 157’inci sıraya geriledi.

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın 8 Kasım tarihli açıklamasına göre Türkiye’de 145 gazeteci ve medya çalışanı hapiste bulunuyor.

Acil eylem çağrısı

PEN International’ın internet sayfasında 15 Kasım’a özel yayımlamış olan bildiride ise dünyanın dört bir yanında ifade özgürlüğü kapsamında düşüncelerini açıkladıkları için hedef alınan ve bazı durumlarda öldürülen yazarları ve gazetecileri korumak için acil uluslararası eylem çağrısında bulundu.

PEN’in Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanı Salil Tripathi “Otoriter hükümetler giderek daha fazla cesaretleniyor ve yazarları ve gazetecileri daha fazla sayıda hedef alıyorlar. Bazıları sadece işlerini yapmak için ağır bir bedel ödüyorlar. PEN’in Hapisteki Yazarlar Günü dünya çapında özgür ifadeyi destekleyenleri bu cesur çalışma arkadaşlarımızla dayanışma içinde olmaya ve bir mesaj vermeye davet ediyor. Susturamayacaksınız, okuyucuları susturulamayacak, bizi susturamayacasınız, bu okuyucu ve yazar arasındaki bağı susturamayacaksınız” dedi.

Seda Sezer Bilen

© Deutsche Welle Türkçe

https://www.dw.com/tr/pen-türkiye-muhalif-kimlikler-cezalandırılıyor/a-46297522

Alman Meclis Futbol Takımı Türk gazetecilere karşı

Federal milletvekillerinden oluşan futbol takımı, Berlin’de Türk gazetecilerle bir maç yapacak. Bu dostluk maçı ile, dünya çapında tutuklu gazetecilerin durumuna dikkat çekilmek isteniyor.

Alman Federal Meclis Futbol Takımı basın özgürlüğü için Türk gazeteciler ile maç yapacak. Federal milletvekillerinden oluşan takımın kaptanı Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partili Marcus Weinberg, Salı akşamı Berlin’de oynanacak maç ile dünyada tutuklu bulunan 262 gazetecinin durumuna dikkat çekmek istediklerini belirtti. Dünyada en fazla gazetecinin tutuklu bulunduğu ülke olan Türkiye’nin “dehşet listesinin başında yer aldığını” kaydeden Weinberg, maç sonrası Türk gazetecilerle ilginç sohbetler yapma fırsatı bulacaklarını söyledi.

“Basın özgürlüğü, hür ve demokrat bir toplumun en önemli temellerinden biridir” diyen CDU’lu politikacı, dünyanın her yerinde Almanya’daki gibi şartların hakim olmadığının farkında olduklarını söyledi. Bağımsız haberciliğin yapılmasına izin verilmeyen bir yerde, başka insan haklarının da ihlal edildiğinden neredeyse emin olunabileceğini belirten Alman milletvekili, “konuyu görmezden gelemeyeceklerini” vurguladı.

Federal Meclis Futbol Takımında, mecliste grubu bulunan tüm partilerden yaklaşık 80 kişi bulunuyor. Alman Milli Takımı’nın resmi formasıyla sahaya çıkan ekip senede yaklaşık 20 maç oynuyor. Takım, bu maçlarla kamuoyunun ilgisini belli konulara çekmeye veya hayır amaçlı bağış toplamaya çalışıyor.

Kaynak: DW Türkçe – Berlin

Foto: Studio Kohlmeier

 

Almanya’da gazetecilere yönelik saldırılar arttı

Almanya’da yeni yapılan bir araştırmaya göre, gazetecilere yönelik saldırılarda artış yaşandı. Saldırıların büyük çoğunluğu Almanya’nın doğusundaki sağcı ve aşırı sağcı gösteriler sırasında meydana geliyor.

Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF) Almanya’da gazetecilere yönelik saldırılarla ilgili yaptığı araştırmanın sonuçlarını Leipzig kentinde kamuoyuna açıkladı. Almanya’da bu yıl Eylül ayı ortasına kadar 22 gazetecinin saldırıya uğradığı kaydedildi. Almanya’da gazetecilere yönelik 2015 yılında 43, 2016 yılında 19, 2017 yılında ise beş saldırı kayıtlara geçmişti.

“Düşman imgesi ‘yalancı basın’” adlı araştırmaya göre, iki vaka hariç saldırıların hepsi sağcı ya da aşırı sağcı gösteriler ve etkinlikler sırasında meydana geldi. Gazetecilere yönelik saldırıların yarısı Saksonya eyaletinde oldu.

Chemnitz kentinde bir Alman vatandaşının bıçaklanarak öldürülmesi sonrasında 1 Eylül tarihinde düzenlenen gösteri sırasında 11 gazeteciye yönelik dokuz saldırı gerçekleştirildi. Araştırmada bunun bir rekor olduğu ifade edilirken Saksonya-Anhalt eyaletinde dört, Thüringen eyaletinde üç saldırı kayıtlara geçti. Almanya’nın Brandenburg, Baden-Württemberg ve Kuzey Ren-Vestfalya eyaletlerinde ise birer saldırı tespit edildi. ECPMF gazetecilere yönelik saldırıların bu rakamlardan fazla olduğunu tahmin ediyor.

Gazetecilere “Hazırlıklı olun” uyarısı

Gazetecilerin genellikle fotoğraf çektikleri, görüntü aldıkları için ya da sadece yanlarında kamera taşıyor olmaları nedeniyle saldırıya uğradığı belirtiliyor. Ocak 2017-Eylül 2018 arasındaki toplam 27 vakadan 24’ünde saldırıya uğrayan gazetecinin yanında kamerasının da bulunduğu ifade ediliyor. Raporda “Gazeteci olarak teşhis edilebilen herkes bu tarz toplanmalar sırasında açıktan saldırıya uğramaya hazırlıklı olmalı” denildi.

Araştırma kapsamında gazeteci ve uzmanlara saldırılarla ilgili polis soruşturması ve verilen mahkeme kararlarıyla ilgili de soru  soruldu. Araştırmaya göre soruşturma makamları tarafından fiziksel şiddet içeren saldırılar dikkate alınırken sözlü tehdit ya da hakaretler dikkate alınmıyor.

AFP,EPD/EC,CÖ

© Deutsche Welle Türkçe

ATGB Belçika Temsilcisi, gazeteci Fikret Aydemir BTMB’nin başına geçti

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu Üyesi ve Belçika Temsilcisi Fikret Aydemir, Belçika’daki Türk gazetecileirn örgütlendiği birliğn başına geçti.

Belçika Türkçe Medya Birliği (BTMB), yönetim kurulu olağanüstü toplantı yaparak, yeni görev dağılımı gerçekleştirdi. Yeni görev değişikliğiyle, BTMB Etik Kurul Başkanı Fikret Aydemir, BTMB’nin yeni başkanı oldu. Belçika’daki 14 Ekim yerel seçimlerinde aktif siyasete atılan 3 BTMB yöneticisi pasif görev üstlendi.

Belçika Türkçe Medya Birliği’nden başta başkan olmak üzere 3 yöneticinin 14 Ekim yerel seçimlerinde aday olmaları nedeniyle BTMB yönetim kurulunda zorunlu görev değişikliği yapıldı. Başkan Hüseyin Dönmez, Başkan Yardımcısı Kadir Duran ve Etik Kurul Üyesi Mustafa Ulusoy’un farklı partilerden farklı belediye meclislerine aday olmaları nedeniyle BTMB’nin yönetim kurulu değişti.

AYDEMİR: “HERKESE EŞİT MESAFEDE OLACAĞIZ”

BTMB Başkanı Fikret Aydemir, derneğin kuruluşundan bugüne kadar geçen sürede derneğe katkılarda bulunan ve başkanlığı sürdüren Hüseyin Dönmez başta olmak üzere, diğer tüm yönetim kurulu üyelerine teşekkür etti. BTMB Başkanı Aydemir, “Dernek yönetim kurulumuzun üyelerinden arkadaşlarımıza öncelikle katkı ve desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Derneğimizdeki bu zorunlu değişim ile bana ve yönetim kurulu arkadaşlarımıza verilen görevi en iyi bir şekilde yerine getirmenin mücadelesini vereceğiz. BTMB üyesi arkadaşlarımızdan siyasete giren ve aday olan arkadaşlara da başarılar diliyoruz. Ancak, kurum olarak seçim sürecinde farklı partilerden siyasi mücadele veren bütün adaylara eşit mesafede olduğumuzu bir kez daha vurgulamak isteriz” dedi.

BTMB’den yapılan açıklamada, Belçika Türkçe Medya Birliği’nin bir kurum olarak zarar görmemesi ve bütün siyasi partilere, adaylara eşit mesafede olmasının gereği olarak ve tüzüğünün 2. maddesinin 4. bendine dayanarak zorunlu değişikliğe gidildiği belirtildi.

DÖNMEZ: “HERKESE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM”

BTMB’nin Kurucu Başkanı Hüseyin Dönmez, “Bildiğiniz gibi, yeni tatil sezonunu bitirdik. Önümüzde yoğun gündem var. Şuan Yönetim Kurulu başkanı sıfatıyla ben, ayrıca başkan yardımcısı Kadir Duran ve Etik Kurulu asıl üyesi Mustafa Ulusoy arkadaşlarımız 14 Ekim 2018 günü Belçika’da yapılacak yerel seçimlere farklı partilerce aday gösterildik. Yönetim Kurulu’ndaki arkadaşlarımızın çeşitli partilerden aday olarak, BTMB bünyesinde görevlerine devam etmelerinin etik olmadığını düşünüyoruz. İleride kuruma sıkıntı olmaması düşünerek, aday olan arkadaşlarımızın asıl yönetim kurulu görevlerinden ayrılmaları gerektiğine karar verdik. Ben, bugüne kadar yürüttüğüm başkanlık görevinden etik kural gereği bu toplantı neticesi ayrılacağım. Diğer iki arkadaşımızda aynı görüşü paylaşmaktalar. Şimdiden bugüne kadar bana ve yönetim kuruluna yardımcı olan, destek olan tüm arkadaşlarımıza üyelerimize teşekkür ediyorum. Önümüzdeki genel kurula kadar pasif olarak üyeliğimiz devam edecektir” diye konuştu.

YENİ YÖNETİM

Fikret Aydemir başkanlığında kurulan yeni yönetim kurulu şu şekilde oluştu: Zana Eminli Acar (başkan yardımcısı), Zehra Özer (genel sekreter), Muhammed Gündoğdu (sayman), Yalçın Şen (dış ilişkiler), Hüseyin Dönmez ve Kadir Duran (yedek üye). BTMB Etik Kurulu ise Celil Gündoğdu (başkan) ve Ayhan Demir’den oluştu.

Brüksel – Yeni Posta

 

 

Deniz Yücel Türkiye aleyhine tazminat davası açtı

Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel Türkiye aleyhine tazminat davası açtı.

Sınır Tanımayan Gazetesiler (RSF) örgütünün Türkiye şubesi resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada şöyle denildi:

merkezli gazetesinin muhabiri Deniz Yücel ’de bir yılı aşkın süreyle “haksız tutuklamaya uğradığı” gerekçesiyle 1 milyon TL tutarında tazminat davası açtı. Avukatı Veysel Ok’un İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açtığı dava 25 Eylül’de başlayacak.”

 

TÜRKİYE’DE OTOKRAT REJİM TESCİLLENDİ…

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Basın Açıklaması:

ADİL OLMAYAN KOŞULLARDA KAZANILMIŞ ZAFER, ZAFER DEĞİLDİR!

BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE 24 HAZİRAN DARBESİ…

Baskın erken seçim Türkiye’de AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zaferi ile sonuçlandı.

Adil olmayan şartlarda, OHAL koşullarında, muhalif medyanın susturulduğu bir ortamda gerçekleşen 24 Haziran seçimleri, gazetecilerin, muhalif politikacıların, öğrencilerin, hukukçuların, akademisyenlerin, aydınların cezaevinde esir edilmesinin gölgesinde gerçekleşti.

Diğer taraftan, Türkiye’nin tek kamu ajansı olan Anadolu Ajansı’nın çarpıtılmış verileriyle halkın gece boyunca aldatıldığı bir ortamda gerçekleşen 27. Dönem Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Seçimi’nde vatandaşlar ve muhalefet, özgürlükçü demokrasi ve bağımsız bir Türkiye için el ele mücadele vererek tarih yazdı.

15 Temmuz darbe girişiminden ve 20 Temmuz sivil darbesinden bu yana uçurumun eşiğine getirilen ve Başkanlık seçimi ile otoriter rejimi tescillenen Türkiye’de bu son seçimlerden sonra artık demokrasiden ve özgürlüklerden söz edilemeyeceğini üzülerek gözlemliyoruz.

Erdoğan’ın ev ödevleri ise çok:

· Ülkenin tüm kaynaklarını satıp tüketen iktidar seçim zaferi sarhoşluğundan hızlı bir şekilde ayılıp, sadece kendisinin değil halkının da altında kalması kuvvetle ihtimal ekonomik çöküntüye acil çare üretmeli.
· Yargıdan eğitime, ordudan siyasete dek derinlemesine sızmış olan siyasal İslamcı anlayış tüm kadrolardan arındırılmalı.
· Seçim kampanyaları çerçevesinde verdiği OHAL’i kaldırma sözünü tutmalı

· Yeniden adalet ve hukuk tesis edilmeli.
· Avrupa Birliği ile bağlarının tamamen kopma noktasına gelen Türkiye’nin yüzü yeniden Batı’ya çevrilmeli.
· Barış politikaları geliştirmeli, Türkiye’nin dış dünyayla ilişkilerini derhal düzeltmeli.
· Suriye meselesi ve Suriyeli mültecilere yönelik hoşnutsuzlukla baş edebilen çareler üretmeli.
· Ve elbette zaten sayısı bir avuç olan muhalif medyaya dokunmamalı.
· Basın ve ifade özgürlüğü ihlalleri sona erdirilmeli.
· Cezaevindeki meslektaşlarımızın sadece gazetecilik yaptıkları için cezalandırılmalarına son verilmeli.

Umutları örgütlemeyi başaran muhalefetin güçlü mücadelesini ve Türk halkının umut dolu ve inançlı direnişini ise “yüreklendirici” olarak niteliyor, özgür, çağdaş Türkiye için umudumuzun devam ettiğini bildiriyoruz.

Hiçbir şey bitmedi. Her şey esas şimdi başladı.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu

 

 

“ARBEITSLOSE JOURNALISTEN GIBT ES NICHT”

Den meisten Lesern in Deutschland sind Zeitungsnamen wie „Hürriyet“ oder „Sabah“ vom Kiosk bekannt, auch wenn sie diese nicht verstehen können. Seit Ende der 1960er gibt es Ableger türkischer Zeitungen in Deutschland. Doch mittlerweile ha- ben die meisten von ihnen entweder aufgegeben oder kämpfen ums Über- leben. Ein Einblick in eine journalisti- sche Nische.

Im Januar 2017 erschien die in Frank- furt produzierte türkische Zeitung „Sa- bah“ mit der Schlagzeile „Korku Sehri“, zu Deutsch: „Stadt der Angst.“ Gemeint war Ludwigshafen. Anlass war die Er- mordung des türkischstämmigen Ge- schäftsmannes Ismail Torun. Die Zei- tung zielte mit einem bewusst grellen Ton auf erhöhte Aufmerksamkeit ab.

Doch Zeitungen wie „Sabah“ sind heute vom Status einer ernstzunehm- enden Stimme weit entfernt. Auch in den 1990er Jahren titelten sie zwar be- reits schrill, überwog bei ihnen der Charakter eines Boulevardblattes. Sie lieferten sich Auseinandersetzungen mit dem damals noch jungen ersten türkischstämmigen Abgeordneten Cem Özdemir, sorgten für Aufregung. Damals hatten sie auch ein gewisses Gewicht, zumindest was ihre Auflagen- stärke anging. So lag die Gesamtauflage türkischsprachiger Zeitungen in Deutschland Mitte der 1990er Jahre und Anfang der 2000er Jahre noch bei über 200.000 Exemplaren pro Tag.

Doch mittlerweile liegen diese Zei- ten weit zurück. Isin Toymaz, Vorsit- zende des 2002 in Frankfurt gegründe- ten Bundes Türkischer Journalisten in Europa (ATGB) und selbst noch in Deutschland in Medien tätig, die tür- kischstämmige Journalisten gründe- ten, schätzt die heutige Auflagenstärke dieser Zeitungen auf fünf bis sechs Pro- zent der Auflage vom Anfang der 2000er Jahre. 90 bis 95 Prozent ihrer Leser hätten sie mittlerweile verloren. „Es gibt hier fast keine Leser mehr, die bereit wären, zum Kiosk zu gehen und aus der Türkei importierte Zeitungen zu kaufen oder diese zu abonnieren. Die Menschen verfolgen die Entwick- lungen aus dem Internet“, stellt sie fest. Sie glaubt auch nicht, dass die einstigen Auflagenzahlen von vor 20 oder 25 Jah- ren je wieder zu erreichen sein werden. Sie gehörten endgültig der Vergangen- heit an, die Zeiten haben sich geändert.

Ein Grund für diese Entwicklung sei, dass sich die Leser in Deutschland von Medienprodukten aus der Türkei nicht mehr angesprochen fühlen und sich von diesen auch nicht bevormunden lassen wollen, so Toymaz. Dies gelte al- lerdings auch für neue Angebote, die von Journalisten prodiziert werden, die aus der Türkei geflohen sind, wie bei- spielsweise das Internetportal „ozgu- ruz.org“ unter der Leitung von Can Dündar, aber auch für „taz Türkce“, die türkischsprachige Beilage der Zeitung aus Berlin. Die Leser hätten diese Angebote nicht angenommen.

Dem Bund Türkischer Journalisten in Europa steht Toymaz seit 2016 vor. An der Anzahl seiner Mitglieder zeichne sich auch die Entwicklung der Presse in der Türkei mit ihren Auswirkungen in Europa wieder. Er hat heute nach eige- nen Angaben um die 80 aktive sowie weitere 150 passive Mitglieder. Zwi- schenzeitlich habe die Zahl ihrer Mit- glieder sogar die 200-Marke erreicht. Ein Schwerpunkt ihrer Arbeit bildet seit dem gescheiterten Putschversuch vom 15. Juli 2016 der Einsatz für verhaf- tete Journalisten in der Türkei sowie die Thematisierung der immer weiter fortschreitenden Beschränkung der Pressefreiheit in der Türkei. Auch ein Gründungsmitglied des Bundes, der frühere Mitarbeiter des Zentrums für Türkei-Studien in Essen und heutiger „Cumhuriyet“-Journalist Güray Öz, be- fand sich neun Monate lang im Gefäng- nis wegen seiner journalistischen Ar- beit, wie Toymaz unterstreicht. Der Bund arbeite für diese Zielsetzung mit den Landesvertretungen der Deut- schen Journalistenunion (dju) in Hes- sen und Baden-Württemberg zusam- men.

Jede Konzentrationswelle der Pressein der Türkei beziehungsweise der Ver-kauf von Zeitungen an regierungs  freundliche neue Besitzer habe Entlassungen von Journalisten auch hier in Deutschland zur Folge gehabt. Deshalb wird auch nach dem jüngsten Verkauf von Dogan-Medien an einen regie- rungsfreundlichen Unternehmer wie der mit Entlassungen von Journalisten gerechnet. Mit dem Verkauf dieses Konzerns habe die Regierung den letzten Schritt getan, auch auf dem Medi- ensektor eine Monopolstellung zu er- richten.

Die Dogan-Medien seien die letzte Festung der freien Presse in der Türkei gewesen, die auch unterschiedlichen Stimmen Gehör verschafft habe, sagt Toymaz. Seinen Mitarbeitern gegen- über habe sich dieser Konzern jedoch äußerst hart gezeigt. In der Türkei habe Dogan-Medien die Gewerkschaft aus ihren Unternehmen verbannt, in Deutschland habe man der Inan- spruchnahme des gewerkschaftlichen Beistandes äußerst ablehnend gegen- übergestanden.

Nach dem Besitzerwechsel werde beispielsweise auch die Zeitung „Hür- riyet“ eine andere Zeitung werden und ihre Identität ändern, erläutert Isin Toymaz, die aus eigener Erfahrung spricht. Sie arbeitete ehemals für die Zeitung „Sabah“. Diese wechselte ab 2005 mehrmals den Besitzer, 2013 ge- langte sie in den Besitz einer Holding, die der Erdogan-Partei AKP nahe steht. Geleitet wird sie vom Bruder des Schwiegersohns von Staatspräsident Recep Tayyip Erdogan. Die Zeitung gilt damit heute als ein wichtiges Sprach- rohr seiner Regierung. Über die Zeitung „Sabah“ von früher, als sie dort noch ar- beitete, und ihre jetzige Form sagt Isin Toymaz: „Zwischen der Zeitung von damals und von heute gibt es nur eine Gemeinsamkeit, und das ist der Name.“

Heute schätzt Isin Toymaz die Zahl türkischstämmiger Journalisten in Deutschland auf etwa 300 Personen. Die genaue Zahl sei nicht bekannt. Jour-nalismus betrachtet sie als eine Art Hal-tung. Deshalb sagt sie auch: „Leider hat die traurige Situation der Medien in der Türkei auch uns hart getroffen. So et-was wie arbeitslose Journalisten aber gibt es nicht. Vielleicht gibt es Journa- listen, die ohne Geld sind. Aber Journa-listen gehen ihren Weg.“

Isin Toymaz glaubt, dass in Zukunft vor Ort in Deutschland gegründete Me-dien doch erstarken könnten. Schon jetzt gäbe es eine Menge Neugründun-gen, die hier aufgewachsene Leser an- sprechen. Sie würden diese Zielgruppe besser ansprechen, glaubt sie.

Die Rheinlandpfalz / İsmail Kul