Almanya’dan basın kartları için Türkiye’ye çağrı

Federal Hükümet, Türk hükümetine ülkede çalışan yabancı gazetecilerin işini yapmalarının engellenmemesi çağrısında bulundu. Aralarında Almanların da olduğu birçok yabancı gazetecinin akreditasyonu henüz uzatılmadı.

Alman hükümeti, Türkiye’ye çağrı yaparak ülkedeki uluslararası basın mensuplarının çalışmalarının engellenmemesini talep etti. Federal Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, Türkiye’deki bir grup Alman ve Avrupalı gazetecinin şu anda süresi dolan akreditasyonlarının uzatılmasını beklediklerini söylerken, Dışişleri Bakanlığından bir sözcü de, gelişmeleri “artan bir endişe ile” takip ettiklerini belirtti.

Basın özgürlüğünün “yüksek bir değer” olduğunu vurgulayan Seibert, gazeteciler için işlerini özgürce yapabilmenin şart olduğunu kaydetti. Sözcü, Federal Hükümet’in Türk hükümetiyle temasa geçerek Alman gazeteciler için bunun mümkün kılınmasına çaba sarf ettiğini açıkladı.

Alman hükümeti kaç Alman gazetecinin akreditasyonunun uzatılmasını beklediği konusunda bir bilgi vermedi. Süddeutsche Zeitung gazetesinin verdiği bir habere göre, Perşembe günü İstanbul’da yapılan AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı’na bazı Alman gazeteciler alınmadı. Gazetenin haberine göre, yeni basın kartını alamadığı için toplantıya giremeyen gazeteciler arasında Süddeutsche Zeitung, Alman İkinci Televizyonu ZDF, Tagesspiegel gazetesi ve ARD Radyo’nun muhabirleri de bulunuyor.

AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı’na alınmayan yabancı gazeteciler, toplantıyı buluşmanın gerçekleştiği Dolmabahçe Sarayı’ndaki bir televizyondan takip etmek zorunda kalmıştı.

Eleştirel gazetecilik, başvurunun reddine neden olamaz”

Ankara’nın onayıyla yıllık olarak dağıtılan basın kartları, yabancı basın mensuplarının Türkiye’de çalışabilmesi için resmi izin niteliği taşımanın yanı sıra Türkiye’de oturma izni için de ön koşullar arasında sayılıyor.

Federal Hükümet’in etkinliklerine veya Federal Meclis’e girerken gereken akreditasyonu alabilmek için Federal Basın Bürosu’na başvuran kişinin bir güvenlik kontrolünden geçtiğini ve gerçekten bir gazeteci olup olmadığının denetlendiğini kaydeden Alman hükümeti sözcüsü Seibert, hazırlanan röportajların içeriğinin belirleyici kriter olmadığını, eleştirel haberciliğin de, başvurunun reddine gerekçe olamayacağını vurguladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü de, basın kartlarının verilmesinde yaşanan gecikmenin arkasında idari nedenlerin dışında gerekçeler olduğu takdirde, bunun “düşündürücü” olacağını belirtti.

epd/AÜ,ÖA

© Deutsche Welle Türkçe

Deniz Yücel: Bir gün yeniden Türkiye’de haber yapmak istiyorum

Türkiye’de bir yıl boyunca tutuklu kalan gazeteci Yücel, Die Welt’teki yazısında kendisine destek verenlere teşekkür etti. Gazeteci, yaşadıklarını anlattığı kitabını bitirdikten sonra mesleğine döneceğini belirtti.

Bir yıl önce Türkiye’de serbest bırakılan gazeteci Deniz Yücel, tutuklanışının yıl dönümünde Die Welt gazetesi için bir yazı kaleme aldı. Okuyucularına göstermiş oldukları destek için tekrar teşekkür eden Yücel, mektupta serbest bırakılmasından bu yana neler yaptığına da yer verdi.

Serbest bırakılmasının ardından yaşadıklarını anlattığı kitabı üzerinde çalıştığını belirten Yücel,  “böylece hayatımın bu evresiyle vedalaşmak istiyorum” dedi.

Kitabı tamamladıktan sonra gazeteci olarak tekrar haber yapmaya devam etmek istediğini dile getiren Yücel “belki dünyanın başka bir yerinden belki de, serbest bırakılışımın, temel hak ihlalleri konusunda bir iyileşme işareti olmadığı Türkiye’den” ifadesini kullandı.

Serbest bırakıldıktan sonraki aylarda ağır hasta olan babasının yanında geçirdiğini paylaşan Yücel “kolay olmadı ama en azından yanındaydım. Tutsaklığımın birkaç ay daha uzun sürmesi durumunda yaşanabilecekleri düşünmek dahi istemiyorum” dedi.

Hakkında “terör örgütü propagandası” yapmak ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlarından açılan dava devam eden Deniz Yücel, 14 Şubat 2017’den, 16 Şubat 2018’e kadar Silivri cezaevinde kalmıştı.

16 Şubat’ta tahliyesine karar verilen Yücel, hakkında yurt dışına çıkış yasağı olmaması nedeniyle Türkiye’den ayrlmıştı. Yücel’in hakkında iddianame hazırlanmadan aylarca tutuklu kalması uluslararası tepkilere ve Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin gerilmesine yol açmıştı. Yücel’in İstanbul’da yargılandığı davanın bir sonraki duruşması 11 Nisan’da.

DW,dpa/MY,GA

© Deutsche Welle Türkçe

Türk hükümeti Alman gazetecilere basın kartı vermeyi reddetti

Alman İkinci Televizyonu ZDF’in İstanbul bürosu şefi ve Tagesspiegel gazetesinin muhabiri artık Türkiye’de çalışamayacak. Basın mensuplarının akreditasyonlarının uzatılmama sebebi henüz bilinmiyor.

Bir süredir ülkede çalışan bir grup uluslararası basın mensubunun süresi dolan akreditasyonunu uzatmadığı için eleştirilere hedef olan Türk hükümetinin, iki Alman gazeteciye basın kartı vermeyi reddettiği öğrenildi. Alman İkinci Televizyonu ZDF’in İstanbul bürosu şefi Jörg Brase ve Tagesspiegel gazetesinin Türkiye muhabirlerinden Thomas Seibert’in 2019 yılı için yaptıkları basın kartı başvurusunun kabul edilmediği bildirildi. Ret kararının gerekçesi henüz bilinmiyor. Gazetecilere gelen mailde sadece 2019 yılı için basın kartının uzatılması talebiyle yaptıkları başvurunun kabul edilmediği belirtiliyor. ZDF Genel Yayın Yönetmen Vekili Bettina Schausten kararı değerlendirirken “sadece üzücü değil, aynı zamanda kesinlikle anlaşılmaz” ifadesini kullandı. Türkiye’nin bu adımıyla ZDF’in ülkeden haber geçmesini imkansız kıldığını belirten Schausten, “ZDF karara itiraz edecek, umarız Türk yetkililer kararlarını tekrar gözden geçirir.” dedi. Schausten, Alman Dışişleri Bakanlığı ile yakın temasta olduklarını aktardı. 57 yaşındaki Jörg Brase, Ocak 2018’den bu yana ZDF’in İstanbul bürosunun şefliğini üstleniyor.

22 yıldır aralıksız İstanbul’dan haber geçiyor

Thomas Seibert ise 1997 yılından bu yana aralıksız olarak, Tagesspiegel gazetesinin Türkiye’deki iki muhabirinden biri. Gazetenin diğer muhabiri, aynı şekilde 22 yıldır aralıksız olarak Türkiye’den haber geçen Susanne Güsten’in de hâlâ basın kartının uzatılması için yaptığı başvuruya cevap beklediği bildiriliyor.

Ankara’nın onayıyla yıllık olarak dağıtılan basın kartları, yabancı basın mensuplarının Türkiye’de çalışabilmesi için resmi izin niteliği taşımanın yanı sıra Türkiye’de oturma izni için de ön koşullar arasında sayılıyor. Ancak Türkiye’de görev yapan yabancı gazetecilerin yanı sıra Alman basın mensuplarının neredeyse yarısının basın kartları, sürelerinin dolmasının üzerinden iki ay geçmesine rağmen yenilenmedi.

Alman hükümeti ve Sınır Tanımayan Gazeteciler’den çağrı

Son olarak bazı Alman gazeteciler yeni basın kartını alamadığı için, Perşembe günü İstanbul’da yapılan AB-Türkiye Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı’na alınmamış, bugün Alman hükümeti, Türkiye’ye çağrı yaparak ülkedeki uluslararası basın mensuplarının çalışmalarının engellenmemesini talep etmişti. Federal Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, Türkiye’deki bir grup Alman ve Avrupalı gazetecinin şu anda süresi dolan akreditasyonlarının uzatılmasını beklediklerini söylerken, Dışişleri Bakanlığından bir sözcü de, gelişmeleri “artan bir endişe ile” takip ettiklerini belirtmişti.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü de, Türk hükümetine ülkedeki uluslararası basın mensuplarının işlerini engellememe ve süresi dolan akreditasyonları uzatma çağrısı yapmıştı. RSF’ten yapılan açıklamada, gazetecilerin görevini yapmasının engellendiği ve bunun “bağımsız yabancı kaynakların haber yapmasını sınırlandırmak amacıyla” yapıldığı öne sürülmüştü.

dpa, DW/AÜ,ÖA

© Deutsche Welle Türkçe

Çalışan Gazeteciler Günü | Türkiye en çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ülke

Uluslararası Basın Enstitüsü, Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada, ‘En çok tutuklu gazetecinin bulunduğu Türkiye’de tutuklu yargılanan gazetecilerin serbest bırakılması talebimizi yineliyoruz” dedi.

Yüzü aşkın gazetecinin cezaevinde tutulduğu, binlercesinin işsiz bırakıldığı Türkiye’de bugün Çalışan Gazeteciler Günü.

Bağımsız gazeteci, editör ve medya yöneticilerinin bir araya gelerek kurduğu Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle Ankara yönetimine yönelttiği tutuklu yargılanan gazetecilerin cezaevinden çıkarılması yönündeki talebini bir kez daha dile getirdi.

IPI, AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 Ocak’ta yayımladığı mesajda yer alan “Reformlarımızla basın daha demokratik ve özgürlükçü” sözlerine verilerle yanıt verdi.

En çok tutuklu gazetecinin bulunduğu ülkenin Türkiye olduğunu belirten IPI’n derlediği veriler şu şekilde:

  • En az 157 gazeteci tutuklu.
  • Tutuklu gazetecilerden 127’si 15 Temmuz darbe girişimini takip eden süreçte tutuklandı. Rakamlara göre darbe girişiminden önce yaklaşık 30 gazeteci cezaevinde bulunuyordu.
  • Son 30 ayda en az en az 211 gazeteci ve medya yöneticisi gözaltına alındı, tutuklandı veya cezai kovuşturmaya tabi tutuldu.
  • Bu rakam üzerinden 84 gazeteci serbest bırakılırken, 52 gazeteci cezaya çarptırıldı, 75’i ise hala tutuklu yargılanıyor.
  • Son 2.5 yılda çoğu ‘iftira’, ‘hakaret’ veya ‘örgüt üyeliği’ ve ‘örgüt propagandası’ suçlamalarından olmak üzere gazeteciler toplamda 492 yıl, 11 ay, 8 günlük cezaya çarptırıldı ve “Anayasa’yı ihlal etme” suçundan 5 ağırlaştırılmış müebbet hapis verildi.
  • İki yıl süren Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) alarında gazete, dergi, radyo kanalları ve. matbaalar olmak üzere toplamda 166 medya kuruluşu kapatıldı.

‘Gazeteciler serbest bırakılsın’ çağrısı

Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin açıklama yapan Türkiye Savunu Koordinatörü Caroline Stockford, “Çoğunluğu gazetecilik faaliyetlerinden ötürü tutuklanan 157 gazeteci hapiste bulunuyorken, hükümetin ülkede basın özgürlüğü üzerine sorun olmadığı yönündeki açıklamaları gerçeklerden çok uzakta” sözlerini kaydetti.

Stockford, açıklamasında, “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanından, eleştirel görüşlerin ve çoksesliliğin var olabildiği bir basın ortamını yüreklendirecek bir tutum sergilemesini ve tutuklu yargılanan gazetecilerin serbest bırakılmasının temin edilmesini talep ediyoruz” dedi.

TGS’den Sözcü açıklaması: Amaç kalan yüzde 5’i de kontrol etmek

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Gökhan Durmuş, SÖZCÜ gazetesi yazarları ve yöneticileri hakkında FETÖ yapılanmasına bilerek yardım etme suçundan açılan davanın amacını, “medyada muhalif olarak kalan yüzde 5’lik kesimi de kontrol altına almak” diye tanımladı.

Durmuş, Sözcü’nün Gülen yapılanması aleyhinde yaptığı haberlere karşın örgüt üyeliği ya da yardımla suçlanmasının “akıl dışı” olduğunu belirtti.

Durmuş, “AKP iktidarı son yıllarda kendine muhalif olan tüm kesimleri terör örgütü üyeliği ya da yardım suçlaması yaparak cezalandırıyor. Sözcü gazetesi FETÖ karşıtı yayınları ile ön plana çıkarken, bugün sahibi ve yazarlarının yardım etmekle suçlanması insan aklı ile dalga geçmek anlamına geliyor. Bu tarz suçlamalarla gazetelerin ve gazetecilerin kamuoyunda itibarları zedeleniyor, zayıflaması amaçlanıyor. Bugün Sözcü gazetesine ve yazarlarına yapılmak istenen de tam budur” ifadesini kullandı.
sözcü.com.tr

YILLARCA TÜRKLERİ ALMANLARA, ALMANLARI TÜRKLERE O ANLATMIŞTI

Alman ve Türk basınının kara günü

GAZETECİ BAHA GÜNGÖR’Ü KAYBETTİK

DW Türkçe’nin 16 yıl boyunca Genel Yayın Yönetmenliği’ni üstlenmiş, Alman medyasının en yetkin Türkiye kökenli kalemlerinden Baha Göngör hayata veda etti.

40 yıllık meslek yaşamında Türkiye ve Almanya ilişkileri ile ülkedeki Türk toplumu üzerine analizleri, röportajları ve yorumları ile tanınan Türkiye uzmanı Baha Güngör’ün ölümü hem basın camiasında hem de Türk ve Alman toplumunda büyük üzüntü ile karşılandı.

Bir ara Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin de (ATGB) üyeliğini yapmış olan Baha Güngör   gazetecilik hayatınınönemli bölümünü ise Türkiye’de geçirdi. Güngör,  Alman medyasının Türkiye temsilciliklerinde görev yaptı.

GAZETECİLİĞE  İLK KEZ KÖLNER RUNDSCHAU’DA BAŞLADI

1961 yılında Türkiye’den Almanya’nın Aachen kentine diş hekimi babasının yanına gelen Baha Güngör 1978 yılında Alman vatandaşlığına geçti. 1976 yılında Kölnische Rundschau’da gazeteciliğe başladı.

12 ALMAN VE AVUSTURYA GAZETESİNİN TÜRKİYE VE YUNANİSTAN MUHABİRLİĞİNİ YAPTI

Journo’da yer alan habere göre Reuters’de ve Bonner General Anzeiger Gazetesi’nde çalıştıktan sonra Westdeutsche Allgemeine Zeitung’un (WAZ) önderliğinde 12 Alman ve Avusturya gazetesinin Türkiye ve Yunanistan muhabirliklerini üstlendi.

80’li yılların sonunda Alman ZDF kanalının Türkiye bürosunu açtı. Daha sonra Alman Haber Ajansı’nın (dpa) daimi Türkiye Temsilcisi olarak 1993-1999 yılları arasında Ankara’da görev yaptı. 1999’dan itibaren tam 16 yıl boyunca Deutsche Welle Türkçe’nin de Genel Yayın Yönetmenliği’ni yaptı.

TÜRK ALMAN DOSTLUK ÖDÜLÜ’NÜN SAHİBİ

Son yıllarında serbest gazeteci olarak çalışan Güngör 2004 yılında ise Almanya’daki İslamofobi ve Türkofobiyi işlediği  ‘Almanların Türk Korkusu’ adlı ilk kitabını kaleme aldı.

Güngör 2005 yılında Türk Alman Dostluk Ödülü ile onurlandırıldı.

2017 sonbaharında ise Baha Güngör ‘ün ikinci kitabı Dietz yayınevi tarafından okurla buluşturuldu. Günümüz Türkiye’sine ışık tutan kitabın adı ise “Atatürk’ün Öfkeli Torunları: Demokrasi ve Demagoji Arasındaki Türkiye” 

 

İKİ ÖĞÜTÜ DE TUTTU

Güngör kendisiyle yapılan bir söyleşide ise mesleğiyle ilgili iki öğüde dikkat çekmişti:“Alman medyasına verdiğim 40 yıl boyunca, mesleğe başladığım dönemlerde verilen iki öğüt beni bağlamıştır: ‘Okurlarımız, izleyenlerimiz haberde yağmur yağıyor dediğinde pencereye bakmadan sana inanmalı.’
‘Haberin, yorumun nedeniyle siyasi yöneticiler arayarak senin çok güzel, çok doğru yazdığını söylerlerse iyi gazeteci değilsin. İyi gazeteci, haberiyle, yorumuyla siyasi yönetimi rahatsız etmeli. Ancak tüm yazdıkların doğru, kaynakların sağlam olmalı.’”
Baha Güngör bir süredir kanser tedavisi görüyordu.

Stuttgart – ATGB

PEN Türkiye: Muhalif kimlikler cezalandırılıyor

Uluslararası yazarlar birliği PEN tarafından ilan edilen 15 Kasım Hapisteki Yazarlar Günü’nde PEN Türkiye 2. Başkanı Özcan, Türkiye’de yazar ve gazetecilerin muhalif kimlikleri nedeniyle cezalandırıldığını söyledi.

Uluslararası Yazarlar Birliği’nin (PEN) 1981’den beri her yıl 15 Kasım’da düzenlediği Hapisteki Yazarlar Günü’nde PEN Türkiye Merkezi 2. Başkanı Halil İbrahim Özcan DW Türkçe’ye Türkiye’deki durumu değerlendirdi.

PEN Türkiye Merkezi’nin Hapisteki Yazarlar Komitesi’nin de başkanı olan Özcan, “Söylediklerinden dolayı değil muhalif kimliklerinden dolayı cezalandırılmaya çalışılıyor insanlar ve o anlamda da Türkiye’den görünen ve görünmeyen bir beyin göçü var. Arkadaşlar yurtdışına gidiyor ya da gitmeyi düşünüyor ki, bu da Türkiye için çok büyük bir kayıp” dedi.

PEN davaları izliyor

Türkiye’deki cezaevlerinde 130’un üzerinde yazar ve gazetecinin tutuklu ve hükümlü olarak bulunduğunu belirten Özcan, cezaevinde 5 ya da 6 yazarın olduğunu geri kalanını gazetecilerin oluşturduğunu belirtti.

Özcan “Düşünce ve ifade özgürlüğü temelinde bütün davaları ayrım yapmadan izliyoruz ve düşüncelerimizi basınla paylaşıyoruz. Ne yazık ki PEN Merkezi olarak yazarların yazarlık durumuyla ilgileneceğimiz yerde ülkenin içinde bulunduğu durumdan dolayı çabamızı, emeğimizin çoğunluğunu düşünce ve ifade özgürlüğü üzerine yoğunlaştırıyoruz” şeklinde konuştu.

Türkiye’deki cezaevi koşulları ile ilgili olarak ise Özcan “Her cezaevinin koşulları farklı oluyor. Ben de 12 Eylül’de 10 yıl çeşitli cezaevlerinde yatan biri olarak biliyorum. Çünkü her cezaevinin müdürüne, yapısına göre değişiklikler var. Fakat tabii ki kısıtlamalar var. O kısıtlamaların en yoğun olduğu yer Silivri Cezaevi” diyor.

Sürgündeki gazeteciler

Özcan, düşünce ve ifade özgürlüğü alanındaki gerileme nedeniyle sadece cezaevinde olan yazar ve gazetecilerin etkilenmediğini söylüyor.

Özcan, “Sadece cezaevindekiler değil, sürgündeki insanlar da arkalarından boş bırakılmıyorlar. Ragıp Zarakolu abimiz bunun örneklerinden biridir. Yaptığı ettiği hiç birşey yoktur ve kırmızı bülten çıkartıldı. Yani böyle komik bir durum” şeklinde konuşuyor.

Yazar ve yayıncı Ragıp Zarakolu için 2011’de yaptığı konuşma nedeniyle açılan dava kapsamında Eylül ayında kırmızı bülten kararı alınmıştı.

Basın özgürlüğü geriliyor

Türkiye’de basın özgürlüğünün içinde bulunduğu durum, uluslararası alanda hazırlanan raporlara da yansıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün açıkladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 2002 yılında 100’üncü sıradayken 2018 yılında ise 180 ülkenin yer aldığı listede 157’inci sıraya geriledi.

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın 8 Kasım tarihli açıklamasına göre Türkiye’de 145 gazeteci ve medya çalışanı hapiste bulunuyor.

Acil eylem çağrısı

PEN International’ın internet sayfasında 15 Kasım’a özel yayımlamış olan bildiride ise dünyanın dört bir yanında ifade özgürlüğü kapsamında düşüncelerini açıkladıkları için hedef alınan ve bazı durumlarda öldürülen yazarları ve gazetecileri korumak için acil uluslararası eylem çağrısında bulundu.

PEN’in Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanı Salil Tripathi “Otoriter hükümetler giderek daha fazla cesaretleniyor ve yazarları ve gazetecileri daha fazla sayıda hedef alıyorlar. Bazıları sadece işlerini yapmak için ağır bir bedel ödüyorlar. PEN’in Hapisteki Yazarlar Günü dünya çapında özgür ifadeyi destekleyenleri bu cesur çalışma arkadaşlarımızla dayanışma içinde olmaya ve bir mesaj vermeye davet ediyor. Susturamayacaksınız, okuyucuları susturulamayacak, bizi susturamayacasınız, bu okuyucu ve yazar arasındaki bağı susturamayacaksınız” dedi.

Seda Sezer Bilen

© Deutsche Welle Türkçe

https://www.dw.com/tr/pen-türkiye-muhalif-kimlikler-cezalandırılıyor/a-46297522

Alman Meclis Futbol Takımı Türk gazetecilere karşı

Federal milletvekillerinden oluşan futbol takımı, Berlin’de Türk gazetecilerle bir maç yapacak. Bu dostluk maçı ile, dünya çapında tutuklu gazetecilerin durumuna dikkat çekilmek isteniyor.

Alman Federal Meclis Futbol Takımı basın özgürlüğü için Türk gazeteciler ile maç yapacak. Federal milletvekillerinden oluşan takımın kaptanı Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partili Marcus Weinberg, Salı akşamı Berlin’de oynanacak maç ile dünyada tutuklu bulunan 262 gazetecinin durumuna dikkat çekmek istediklerini belirtti. Dünyada en fazla gazetecinin tutuklu bulunduğu ülke olan Türkiye’nin “dehşet listesinin başında yer aldığını” kaydeden Weinberg, maç sonrası Türk gazetecilerle ilginç sohbetler yapma fırsatı bulacaklarını söyledi.

“Basın özgürlüğü, hür ve demokrat bir toplumun en önemli temellerinden biridir” diyen CDU’lu politikacı, dünyanın her yerinde Almanya’daki gibi şartların hakim olmadığının farkında olduklarını söyledi. Bağımsız haberciliğin yapılmasına izin verilmeyen bir yerde, başka insan haklarının da ihlal edildiğinden neredeyse emin olunabileceğini belirten Alman milletvekili, “konuyu görmezden gelemeyeceklerini” vurguladı.

Federal Meclis Futbol Takımında, mecliste grubu bulunan tüm partilerden yaklaşık 80 kişi bulunuyor. Alman Milli Takımı’nın resmi formasıyla sahaya çıkan ekip senede yaklaşık 20 maç oynuyor. Takım, bu maçlarla kamuoyunun ilgisini belli konulara çekmeye veya hayır amaçlı bağış toplamaya çalışıyor.

Kaynak: DW Türkçe – Berlin

Foto: Studio Kohlmeier

 

Almanya’da gazetecilere yönelik saldırılar arttı

Almanya’da yeni yapılan bir araştırmaya göre, gazetecilere yönelik saldırılarda artış yaşandı. Saldırıların büyük çoğunluğu Almanya’nın doğusundaki sağcı ve aşırı sağcı gösteriler sırasında meydana geliyor.

Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF) Almanya’da gazetecilere yönelik saldırılarla ilgili yaptığı araştırmanın sonuçlarını Leipzig kentinde kamuoyuna açıkladı. Almanya’da bu yıl Eylül ayı ortasına kadar 22 gazetecinin saldırıya uğradığı kaydedildi. Almanya’da gazetecilere yönelik 2015 yılında 43, 2016 yılında 19, 2017 yılında ise beş saldırı kayıtlara geçmişti.

“Düşman imgesi ‘yalancı basın’” adlı araştırmaya göre, iki vaka hariç saldırıların hepsi sağcı ya da aşırı sağcı gösteriler ve etkinlikler sırasında meydana geldi. Gazetecilere yönelik saldırıların yarısı Saksonya eyaletinde oldu.

Chemnitz kentinde bir Alman vatandaşının bıçaklanarak öldürülmesi sonrasında 1 Eylül tarihinde düzenlenen gösteri sırasında 11 gazeteciye yönelik dokuz saldırı gerçekleştirildi. Araştırmada bunun bir rekor olduğu ifade edilirken Saksonya-Anhalt eyaletinde dört, Thüringen eyaletinde üç saldırı kayıtlara geçti. Almanya’nın Brandenburg, Baden-Württemberg ve Kuzey Ren-Vestfalya eyaletlerinde ise birer saldırı tespit edildi. ECPMF gazetecilere yönelik saldırıların bu rakamlardan fazla olduğunu tahmin ediyor.

Gazetecilere “Hazırlıklı olun” uyarısı

Gazetecilerin genellikle fotoğraf çektikleri, görüntü aldıkları için ya da sadece yanlarında kamera taşıyor olmaları nedeniyle saldırıya uğradığı belirtiliyor. Ocak 2017-Eylül 2018 arasındaki toplam 27 vakadan 24’ünde saldırıya uğrayan gazetecinin yanında kamerasının da bulunduğu ifade ediliyor. Raporda “Gazeteci olarak teşhis edilebilen herkes bu tarz toplanmalar sırasında açıktan saldırıya uğramaya hazırlıklı olmalı” denildi.

Araştırma kapsamında gazeteci ve uzmanlara saldırılarla ilgili polis soruşturması ve verilen mahkeme kararlarıyla ilgili de soru  soruldu. Araştırmaya göre soruşturma makamları tarafından fiziksel şiddet içeren saldırılar dikkate alınırken sözlü tehdit ya da hakaretler dikkate alınmıyor.

AFP,EPD/EC,CÖ

© Deutsche Welle Türkçe

ATGB Belçika Temsilcisi, gazeteci Fikret Aydemir BTMB’nin başına geçti

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) Yönetim Kurulu Üyesi ve Belçika Temsilcisi Fikret Aydemir, Belçika’daki Türk gazetecileirn örgütlendiği birliğn başına geçti.

Belçika Türkçe Medya Birliği (BTMB), yönetim kurulu olağanüstü toplantı yaparak, yeni görev dağılımı gerçekleştirdi. Yeni görev değişikliğiyle, BTMB Etik Kurul Başkanı Fikret Aydemir, BTMB’nin yeni başkanı oldu. Belçika’daki 14 Ekim yerel seçimlerinde aktif siyasete atılan 3 BTMB yöneticisi pasif görev üstlendi.

Belçika Türkçe Medya Birliği’nden başta başkan olmak üzere 3 yöneticinin 14 Ekim yerel seçimlerinde aday olmaları nedeniyle BTMB yönetim kurulunda zorunlu görev değişikliği yapıldı. Başkan Hüseyin Dönmez, Başkan Yardımcısı Kadir Duran ve Etik Kurul Üyesi Mustafa Ulusoy’un farklı partilerden farklı belediye meclislerine aday olmaları nedeniyle BTMB’nin yönetim kurulu değişti.

AYDEMİR: “HERKESE EŞİT MESAFEDE OLACAĞIZ”

BTMB Başkanı Fikret Aydemir, derneğin kuruluşundan bugüne kadar geçen sürede derneğe katkılarda bulunan ve başkanlığı sürdüren Hüseyin Dönmez başta olmak üzere, diğer tüm yönetim kurulu üyelerine teşekkür etti. BTMB Başkanı Aydemir, “Dernek yönetim kurulumuzun üyelerinden arkadaşlarımıza öncelikle katkı ve desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Derneğimizdeki bu zorunlu değişim ile bana ve yönetim kurulu arkadaşlarımıza verilen görevi en iyi bir şekilde yerine getirmenin mücadelesini vereceğiz. BTMB üyesi arkadaşlarımızdan siyasete giren ve aday olan arkadaşlara da başarılar diliyoruz. Ancak, kurum olarak seçim sürecinde farklı partilerden siyasi mücadele veren bütün adaylara eşit mesafede olduğumuzu bir kez daha vurgulamak isteriz” dedi.

BTMB’den yapılan açıklamada, Belçika Türkçe Medya Birliği’nin bir kurum olarak zarar görmemesi ve bütün siyasi partilere, adaylara eşit mesafede olmasının gereği olarak ve tüzüğünün 2. maddesinin 4. bendine dayanarak zorunlu değişikliğe gidildiği belirtildi.

DÖNMEZ: “HERKESE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM”

BTMB’nin Kurucu Başkanı Hüseyin Dönmez, “Bildiğiniz gibi, yeni tatil sezonunu bitirdik. Önümüzde yoğun gündem var. Şuan Yönetim Kurulu başkanı sıfatıyla ben, ayrıca başkan yardımcısı Kadir Duran ve Etik Kurulu asıl üyesi Mustafa Ulusoy arkadaşlarımız 14 Ekim 2018 günü Belçika’da yapılacak yerel seçimlere farklı partilerce aday gösterildik. Yönetim Kurulu’ndaki arkadaşlarımızın çeşitli partilerden aday olarak, BTMB bünyesinde görevlerine devam etmelerinin etik olmadığını düşünüyoruz. İleride kuruma sıkıntı olmaması düşünerek, aday olan arkadaşlarımızın asıl yönetim kurulu görevlerinden ayrılmaları gerektiğine karar verdik. Ben, bugüne kadar yürüttüğüm başkanlık görevinden etik kural gereği bu toplantı neticesi ayrılacağım. Diğer iki arkadaşımızda aynı görüşü paylaşmaktalar. Şimdiden bugüne kadar bana ve yönetim kuruluna yardımcı olan, destek olan tüm arkadaşlarımıza üyelerimize teşekkür ediyorum. Önümüzdeki genel kurula kadar pasif olarak üyeliğimiz devam edecektir” diye konuştu.

YENİ YÖNETİM

Fikret Aydemir başkanlığında kurulan yeni yönetim kurulu şu şekilde oluştu: Zana Eminli Acar (başkan yardımcısı), Zehra Özer (genel sekreter), Muhammed Gündoğdu (sayman), Yalçın Şen (dış ilişkiler), Hüseyin Dönmez ve Kadir Duran (yedek üye). BTMB Etik Kurulu ise Celil Gündoğdu (başkan) ve Ayhan Demir’den oluştu.

Brüksel – Yeni Posta